Bugun...
02.12.2016 - Kısaca hikaye bu...


İbrahim BECER EFESSELÇUKtan YAZIYOR
i.becer@hotmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 04-12-2016 17:24

Tamam kabul, beklenenden fazla yağdı, sezonun ilk yağmuruydu falan. Hadi, eskiden de Şirince'ye giden yoldaki köprünün altını su basardı, ona da kabul. Bütün bunların üzerine diyelim ki, Selçuk'ta iki şey değişmez: Meteorolojinin arkasında aşıklar buluşur, Tren yolunun altını su basar. Yanisi şu ki, 'Selçuk'un değişmez klasiklerindendir bu' diyelim ve kurtulalım.

Peki, işin tedbir kısmı aşamasında bir şey yapıldı mı. Benim telefondaki uygulama bir saat gecikmeyle bu yağışı bildi. Yine köprünün altını su bastı, yine araçlar sular altında kaldı ve bizim ayrıcalıklı yaşanabilir kent (!) bir kez daha sınıfta kaldı.

Bakın sevgili hemşehrilerim, bizim gazetecilikte yaptığımız olay anın fotoğrafını çekmek ve onu öldüresiye eleştirmek değildir. Velev ki eleştirmek olsun, bu bizim iş tanımımızda zaten var. Biz, işin tedbir aşamasında bir fikir beyan ediyorsak, ne ukalalık yapmak ne durumdan vazife çıkarmak ne de birilerine yaranmak endişesindeyiz. Defalarca motosiklet terörünü yazdıysak, birilerinin canı yanmasın diyedir. Keza, 'neden bu yardımcı kitaplara bir avuç para döküyoruz' diye soruyorsak halkımızı düşündüğümüzdendir.

Fakat tüm bunlara, ne benim halkım ne de bu ilçenin yöneticileri kulak astı. O zaman soru şu: Bu ilçede dikkate alınmak için mutlaka birilerinin başına bir kaza mı gelmeli? Ya da şöyle soralım: Bir müsibet, gerçekten bin nasihatten evla mıdır sizin nezdinizde?

Gelin bir hikaye anlatayım da, daha bir ele gelir olsun konu: Hikaye bu ya, çakalın biri boya kutusunun içine düşmüş. Oradan kurtulmaya çalışırken başka bir boyaya bulanmış ve alaca bulaca bir halde ormana girmiş. Ormandaki diğer hayvanlar, ilk defa gördükleri bu yaratığa o kadar hayran kalmışlar ki, aslana sormaya gerek bile duymadan hemen kral ilan etmişler. Olay Aslana intikal ettiğinde, olayı çözmesi birkaç dakikasını alır almasına ama bu alaca bulaca çakala öyle bir ihtimam, o derece bir saygı vardır ki ses etmez.

Çok değil, üç beş gün geçer ve ay yükselmeye başlar ormanın üzerinde. Alışkanlık üzere olduğu gibi, tüm çakallar aya karşı ulumaya başlayınca, bizim çakma kral da koroya dahil olur ve foyası ortaya çıkar. Tam bir lince kurban gitmek üzereyken, gerçek kral olan aslan gelir, çakalı tahtından indirir ve ormandan dışarı atmak üzereyken çakal sorar: 'Neden bana ses etmedin?'

Aslanın cevabı basittir: 'Ben biliyordum bilmesine ama benim halkımın gözünü o kadar boyamıştın ki, söylesem de inandıramazdım. Bekledim ki başına bir şey gelsin de kendi gözleriyle görsünler.

Siyasi ihtiraslarınız gözlerinizi kör, kulaklarınızı sağır edebilir. Hatta ve hatta bin bir güçlükle elde ettiğiniz makamlar, size hata yapmayacağımızın garantisini de verebilirler. Aldığınız bu teminatla, bizim gibi isminin önünde hiçbir titr olmayan, büyük adam olmayı başaramamış  insanlara karşı tavır bile takınabilirsiniz ama halkınızın gerçeği görmesi için ayın yükselmesi lüksünü size kimse vermez.

'Hem, ne olmuş yani büyük adam olamadıysak! Hayallerimizi de satmadık ya!' diyelim ve Erdal Tosun abimize de bir selam sarkıtalım...

 

HERŞEY LAFTA

Nerde gördüğümü, okuduğumu hatırlamıyorum. Bir slogan vardı bir zamanlar: 'Selçuk'ta yaşamak ayrıcalıktır'. Bu slogan, biraz da yol üstü şehirlerin, yine aynı yol üstlerinde rastlanılan 'meşhur köfteci' tabelalarını hatırlatmıştır bana her daim. En nihayetinde, her yerde uygulanan standart köfte malzemesi bellidir: kıyma, bayat ekmek içi, baharat, yumurta akı ve maydanoz falan. Onca yer gezdim, bir o kadarında da köfte yedim ama aklımda kalan bir köfteci oldu mu derseniz 'meşhur' sıfatını hak edecek, koskoca bir hayır derim. Hatta, Selçuk'ta çok daha iyilerinin olduğunu söyleyebilirim.

Bu şehirde Allah vergisi bir güzellik ve mirasyedisi olduğumuz eski uygarlıkların eserlerini koyun bir kenarı, 'bizim ortaya koyduğumuz ne var' sorusuna gelince, koskoca bir hiç. Burada yaşamanın ayrıcalık olduğunu söyleyen bir sloganımız var ama atladığımız da bir nokta var: Slogan zekayı tembelleştirir. Hepimiz, sular çekildikten sonra bir yudum nefes alabilmek için ağzını açmış balıklar gibi, birilerinin akıl üretmesini, bizi çekip çıkarmasını bekliyoruz birilerinden.

Bizler gırtlağa kadar politize olmuş ve bunu yaparken de taşra politikasından öte bir kalite yakalayamamış, çok erken yaşlarda kişisel gelişimini (kendince) tamamlamış, başka şehirlerde yaşayan akranları karşısında entelektüel anlamda hiç şansı olmayan, ne kadar kavram varsa ona buna peşkeş çektiğimiz beynimizin müsaade ettiği kadar (yine kendimizce) değiştirerek kendimize uyduran insanlarız. Yine de düştüğümüz bu duruma üzülmeyelim, çünkü memleketin geneli bu durumda olduğu için bir diğerimizden ne bir farkımız ne de bir ayrıcalığımız var.

Selçuk'ta yaşamak ayrıcalık olabilir miydi? Olabilirdi ve halen olabilir. Şu zihnimizi meşgul eden taşra politikasını bırakabilsek, biraz kendimize yatırım yapabilsek çok şey değişecek ama olmuyor, olamıyor. Kütüphane uzun zamandır kapalı olabilir; peki, hemen her konuda değişik dersleri ücretsiz veren Halk Eğitim Merkezi'ni neden kullanmaz benim hemşehrilerim. Bu ilçedeki ticarethanelerin, kurumların, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin tüm üyeleri içinde eğitime ihtiyacı olan tek Allah'ın kulu yok mudur?

El cevap: Demek ki yok ki, kimse bu sığlıktan şikayetçi olmuyor. Bu ilçenin havası günden güne kirleniyor, yağmurdan sonra sokaklarını seller basıyor, trafik magandalarını kendi bağrından çıkarıyor ama kimse şikayetçi olmuyor.

Yukarıda saydığım kusurlar, biz de dahil çok sayıda yerleşim biriminin şikayetiyse şayet, yeni sloganı terennüm etmeye hazır olun: 'Yok aslında biribirimizden farkımız...'

 



Bu yazı 1462 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 9 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI