Bugun...
06.08.2017 - ŞİRİNCE NASIL KURTULUR?


İbrahim BECER EFESSELÇUKtan YAZIYOR
i.becer@hotmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 06-08-2017 10:50

Takip ettiyseniz geçtiğimiz hafta Ayşe Özyılmazel’in Çeşme hakkında yazdığı bir yazı vardı ve çok konuşuldu. Yazı kısaca, Çeşme’yi Çeşme yapan özelliklerin artık çok gerilerde kaldığından ve yavaş yavaş eski özelliğini kaybettiğinden bahsediyordu.
Yazının doğruluk payı var mıydı; elbet vardı ve yerden göğe kadar da haklıydı. Yanı başımızda bir Kuşadası örneği var. Yaşı yetenler de Kuşadası’nın eski ve yeni halinin karşılaştırmasını yapacak olgunluktadır. Şehir bilinçli olarak ne zaman ki ranta teslim edildi, evdeki hesabın çarşıya uymadığını herkes gördü. Çünkü siz daha fazla parayı nasıl kazanırım diye bir takım hesapların içine girseniz de ekonominin de kendi hesapları vardı.
İnşallah yanılıyorumdur ama üzülerek ifade etmeliyim ki çanlar Şirince için çalıyor. Köy, belki de Demokles’in kılıcı gibi tepesinde sallanan Sit Kanunlarıyla imar açısından korundu korunmasına ama esnafın beklentisini karşılamaktan çok uzakta. Konuştuğum esnafların hemen hepsi, geçen senenin bu seneden daha iyi olduğunu ve ‘kuru kalabalık’ olarak nitelendirilen bir kitlenin gün günden arttığını söylüyor.
Eski günlerdeki o kaliteli müşterinin olmadığından yakınıyorlar ki, gördüğüm kadarıyla yerden göğe kadar haklılar. Çevre ilçelerden gelen bir müşteri kitlesi var ve bu turizm modeli de yaralara merhem olmaktan çok uzak. Giderler, kiralar, maliyetler almış başını gitmiş ve karşılığında altı kişilik bir grup, iki kişilik kahvaltı istiyor sizden.
Peki, o eski günlerdeki kalburüstü müşteriyi ‘neden kaybettik ve nasıl kazanabiliriz’ sorusunu sormanın zamanı gelmedi mi. Elbet geldi gelmesine ama adım gibi de biliyorum ki faydası olmayacak;biz burada ne dersek diyelim davulcu yellenmesi gibi gelecek ama biz yine de üzerimize düşeni yapalım.
Kabul etmek gerekir ki şartlar kaliteli müşteriyi Şirince'ye çekmek için tamamen aleyhimize. Çok da uzun boylu düşünmeye ihtiyaç yok, empati kurun yeter: Cebinizde paranız, altınızda son model arabanız var ve şehrin keşmekeşinden kaçıp bir köyde soluklanmak istiyorsunuz. İstanbul gibi uzak bir şehirden geliyorsunuz ve bir tatlı huzur almak için Şirince'yi tercih ettiniz. İlk durak olan Selçuk'taki ucuz Çin Malı motorlarıyla drift yapan bir sürü Kenan Sofuoğlu çakmasını bir şekilde alt ettiniz. Zaten ilk o anda geliyor akıllara o uğursuz soru: burası gerçekten Unesco şehri mi?
Hadi bir sürü hergeleyi kendi şaklabanlıklarıyla geride bıraktınız ama sorun bitti mi; elbette hayır. Köyü bulabilmek bile yapılan kazılar ve kapanan yollar dolayısıyla başlı başına bir mesaidir. Velev ki vardınız ve köyü buldunuz; muhtemelen bir otopark çilesi sizi bekliyor olacak. O işi de arkada bıraktınız diyelim sizi bekleyen kalabalık gözünüzü yıldırmaya yeter de artar bile. Sadece ziyaretçi kalabalığı neyse de adım başında bir esnaf var ve her biri birbirinin aynısı ürünleri size pazarlamaya çalışıyor.
Kendinizi bu adamın yerine koyun ve o ölümcül soruyu sorun lütfen: Gerçekten buna değer mi?
Şirince'nin Selçuk'tan bağımsız düşünülmesinin zamanı geldi de geçiyor bile. Orası artık bir marka; kasıtlı olarak yaratılmış, üzerinde uzun uzun düşünülmüş, çalışılmış bir ürün değil. Sevan Nişanyan, Ali Nesin'in de desteğiyle el yordamıyla yaratılmış bir marka.
Bu markanın, kendisine para bırakacak olan ziyaretçileriyle buluşmasının da tek çaresi maalesef Selçuk'tan bağımsız olmasına bağlı. Bodrum, Marmaris, Fethiye gibi Güney sahillerine inen ziyaretçiler bildiğiniz üzere otobanı kullanıyorlar. İki saat sonra denize nazır yazlığında keyif sürecek olan bu insanları, serpme kahvaltı için otobandan çıkarıp, az önce saydığım keşmekeşin içine sokmaya Şirince markasının gücü tek başına yeter mi: Kimse kıvırmasın, ben olsam kralını tanımam.
Bu kitleyi köyle buluşturmanın tek yolu, Şirince'ye bir otoban çıkışı vermektir. Çok zor bir bürokratik süreç olduğunu ben de biliyorum ama bu mücadele verilmezse, bu köy büyüsünü kaybeder. Sadece bu da yeter değil; Köy içindeki doğal dokuya dahil olan sessizliğin yerini alan gürültü de dahil çok şeye son verilmelidir.
Bu gidişe bir dur demek için toplanılabilir, konuşulabilir ve ortak akıl hizmete sokulabilir.
Ben de bir Şirinceliyim, köyüm için elbette en iyisini isterim. Ama aynı zamanda da Selçukluyum; köylülerime tavsiyem, içlerinden biri çıkıp da, 'köyün adını değiştirelim' ucuzculuğuna girerlerse itibar etmesinler. Çünkü bu bir alternatif değil, düşünmemek, çabalamamak için uydurulmuş bir bahanedir. Şu aralar çünkü benim ilçemdeki en muteber kurtuluş reçetesi bu ucuzluktur. Bir başarısızlık halinde B planları var mı peki? Duymadım, görmedim.
Değil Selçuk'un adını değiştirmek, dedikleri gibi iş referandum sürecine (gitmez de) gitse bile, sonucunu bile beklemeden nüfus kaydımı buradan aldırırım. Efes oldu diye değil, bu ilçede bu kadar boş muhabbetin konuşulmasından dolayı. Efes oldu diye değil, hala ayakta duran onca Selçuklu eserine rağmen onu görmeyip de, atalarının izlerini olmayacak yerde arayanlarla aynı havayı teneffüs etmemek için.
Yine de kimsenin günahına girmeyelim; en nihayetinde kişi düştüğü yerden kalkar...

 



Bu yazı 152 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



5 + 1 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI