Bugun...
10.02.2017 - HELE Bİ SOLUKLAN YİĞİDİM...


İbrahim BECER EFESSELÇUKtan YAZIYOR
i.becer@hotmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 15-02-2017 16:37

Halk arasında ADD olarak anılan Ahmet Ferahlı Parkı'nı eski başkan Vefa Bey'in basıp, güvenlik kameraları ve receiver'ı, 'gizlice izlendiği ve görüntülerinin üçüncü kişilere izletildiği' şikayetiyle parçaladığı haberi gelince kılımı bile kıpırdatmadım. Çünkü olay kesinlikle adliydi ve hukuka yansıdığı anda birinden biri veya ikisi de suçlu olacağından bekleyip görmek en doğrusuydu. En azından benim beklentim buydu ama hayret ki hayret hiçbir şey olmadı ve üstüne üstlük kimsenin çıtı çıkmadı.

Tevekkeli bu ilçenin en güzel yürüyüş yoluna 'dutlu yol' denmemiş ve bu kadar dut ağacı ekilmemiş. Doğma büyüme Selçukluyum, bu kadar dut ağacı gördüm ama bu kadar dut yemiş bülbülü bir arada görmek de bugünlere nasipmiş.

ADD Selçuk şubesi bir basın açıklaması yapmış ki evlere şenlik; bu metni yazan, yazılmasına vesile olan her kimse, kan ve idrar testi yaptırsın, size yemin ederim Süleyman Demirel'le akraba çıkar. Çünkü bu kadar laf edip de gerçekleri söylememek, sizi temin ederim rahmetli'nin markasıydı. Özgürlüklerin kısıtlanmasından girilmiş, oradan eğitim sistemine yatay geçilmiş, sonrasında tam gaz referanduma uğranmış ve ekonominin tepetakla olduğu konusunda karar kılınmış ama kamuoyunu ilgilendiren şu soru veya soruların cevabı yok: ' Üyeniz olduğunu iddia ettiğiniz kişi, camınızı çerçevenizi indirdiği halde neden yargı yoluna gitmediniz? Gerçekten de iddia edildiği gibi siz müşterilerinizin kamera görüntülerini istenildiği anda, isteyen kişiye veriyor musunuz? Mesela aynı fiili bir Ak Partili işleseydi de tavrınız bu kadar sevecen mi olurdu? Parasını ödemek kaydıyla ADD'nin camını çerçevesini aşağı indirmek imkan dahilinde midir? Mesela kapıyı kırmak için ne kadar Atatürkçü olmamız gerektiğini ispat eden bir kan testi var mıdır, Kızılay'ın tırına gitsek bize ne kadar yardımcı olur?'

Siz üstünü örtmek için çabalaya durun ama bir dost tavsiyesi, o mızrak o çuvala girmez. Bugün aynı suçu bir ak Partili işleyecekti, ben size ertesi günkü senaryoyu yazayım da eksiğini siz tamamlayın: Önce Atatürk heykeli'nin önüne CHP, ADD ve yeminli ne kadar Ak Parti düşmanı varsa toplanacak ve 'sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin' türküsü eşliğinde şikayet dilekçesi sunulacaktı. İştaha veya hava şartlarına göre İsabey İlkokulu önündeki Uğur Mumcu'ya da gidilebilir ve 'yiğidim aslanım burda yatıyor' türküsü, senkronize şartı aranmadan (e siz de artık öğrenin ama) söylenebilir ve en son olarak da adliyede noktalanırdı bu 'mağdurum da mağdurum' turu.

Dürüst olun dürüst; mesele iddia edildiği gibi, ADD Parkı'nda yaşanan ve eski başkanın çıkardığı sıradan bir şiddet olayı değil. Oturduğum yerden benim bile beş parçaya bölündüğünü gördüğüm CHP'nin, artık kendi içine sığmayan şiddetinin dışa vurumudur nokta. Belediye başkanlığının kaybedilmesinden sonra kendi içindeki kavgayı sonlandıramayan CHP, kavgayı sokağa taşırmıştır o kadar. Sakın kimse kalkıp da, 'CHP'yi bu işe neden karıştırıyorsun a hafız' demesin. Burda ADD'ye vurursan ses CHP'den gelir de ondan. Parti içindeki bir grubun, bir diğerini nasıl kolladığı, kimin kiminle nerde görüştüğünü takip etmediğini söyleyen yalan söyler. Buradaki mesele de, Vefa Bey'in kiminle oturduğunun görüntü yoluyla üçüncü kişilere ispatlı delilli yetiştirilme telaşıdır.

Siz gazeteciliği çok hafife alıyorsunuz ama o iş öyle değil. Bu meslekte, 'kemalat, teferruatta gizlidir'. Yanisi şu ki, ayrıntılar önemlidir ve gazeteci dediğin de aynı yöne bakarken farklı olanı görendir. Bana ne sizin ekonomi görüşünüzden, kime ne ADD Selçuk ilçe teşkilatının ülkenin gidişatı hakkındaki düşüncesinden. Sizin kuruluş amacınız o değil ki. Fakat, Atatürk'ün umdelerini anlatmak amacıyla, müstakil dernek vasfını kazanan sizler o kadar siyasete battınız ki, artık CHP'nin taşeron örgütü olarak üzerinize vazife olmayan işlere bile başlamışsınız.

Peki size bir soru: Diyelim ki disipline verdiğiniz Vefa Bey süreç sonunda üyelikten atıldı ve kendisi ilk seçimde CHP'den aday oldu. Kendisinin adaylık sürecindeki tavrınız ne olacak? Çünkü artık kendileri tescilli bir 'Atatürk ilke ve inkılaplarına uygunsuz hareket eden kişi' sıfatını taşıyor olacak ve blok halinde CHP'nin arkasında olan ADD, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyecek doğru mu?

Bir de unutmadan, ADD'ye saldırı oluyor ve neden kimsenin sesi çıkmıyor? Yaz ayının o kavurucu sıcağında, Atatürk'ün gölgesi düşecek diye öğle vakti bekleyen sivil toplum örgütlerinin, attı mı mangalda kül bırakmayan babayiğitleri neredesiniz ya? Düşünsenize, sırf konuşmuş olmak için, uçana kaçana laf yetiştirmeyi marifet sayan, her konu hakkında bilgisi olan, ilgisi olan, fikri olan bunca arkadaş nereye kayboldu? Siz olaya halen fransızsınız anladığım kadarıyla. Soru şu: Atatürkçülük şiarıyla büyüdüğünü, onun ilke ve inkılaplarını kendisine rehber edindiğini iddia eden meslek örgütleri, inanç toplulukları, düşünce grupları, sendikalar  vs sözüm hepinize: Bu olay adi bir vak'a statüsüne indirilerek tazmin edilme yoluna gidiliyor ve siz sesinizi çıkarmıyorsunuz. Bu durum ya içinize siniyor, ya da birinden korkuyorsunuz. Gerçekten de içiniz rahatsa bu yazıyı çöpe atın. Yok içiniz rahat değilse, siz kimden ve daha önemlisi neden korkuyorsunuz?

Eski defterleri açmayayım diyorum da bazen de gerekiyor. Aşkolsun sana da çocuk aşkolsun! benim Vefa Bey'le hiçbir alıp veremediğimin olmadığını bildiğin halde, sadece gazetecilik, dürüst bir yazarlık yaptığımı bildiğin halde, kendisini 'velinimetimdir' deyip de kayırdın aklın sıra ve sırf işine sahip çıkabilmek için yazılarımı sansürledin, görmezden geldin, hatırladın mı? Ne ağır ithamlar duyuyorum ben senin hakkında ya; 'seni kim adam yapmış, kim iş vermiş, kim araba almış sana çocuk'. Bu lafları edene tek kelime bile diyememişsin. Bunları sen nasıl yaladın, yuttun da 'Ya Rabbi şükür' dedin sen çocuk? Gerçi, Allah da biliyor ya, bana bunu bu ilçede yapan ne ilk ne sonsun sen. Bu işin içinde senin de olman, tesadüf değil de tevafuk oldu ama aynı zamanda isabet oldu.

Adım gibi biliyorum bu iş burada kalmayacak. Çünkü gizlenen herşeyin, gün gelip de ortaya çıkması gibi absürt bir tarzı var bu dünyada. Ne ADD'ye üyeyim ne de CHP'yle yıldızım barışık. Takdir edersiniz veya etmezsiniz ama bunu söyleyecek kadar da dürüst bir gazeteciyim. Şimdi aynı dürüstlüğü sizden bekliyorum ama işin kolayına kaçmadan: O gün, orada ne oldu? 

DASİTAN-I MÜLKÜ HARAB (HARAP MÜLKÜN DESTANI)

Yolunda yoldaşlarım / karında kardaşlarım / Kulak verin dinleyin / azıcık arkadaşlarım

Hey ağalar ve de beyler/ Hayır değil bir düş gördüm / Kırk şahide inanmazdım / yemin olsun düşde gördüm.

Ata’ma adanmış bir mülkü/ bir hesabı var belki/ Fitne fücur bir tilki/ yıkmış harab eylemiş  gördüm

Gelmemiş kimse mülk koruna/ gitmemiş mi kimsenin zoruna/ Alı al olmuş moru moruna/ bir tümen kızarmaz yüz gördüm.

Sarı saçlım mavi gözlüm deyi/ unutmaz kimse sen gibi beyi/ Dut yemiş bülbüle dönünce kahveyi/ Şikest olmuş camlar ve de meyler gördüm.

Nerde Atamın askerleri/ Şah İsmail nökerleri/ Hep kırılmış tekerleri/ yan yatmış kağnılar gördüm

 

 

 

Meclisten izlenim

Hayatımda ilk defa bir meclis toplantısını izlemek için Belediye Başkanlığı binasına gittim. Biraz da meramım şuydu açıkçası: Geçen haftaki sayıda Belediye çalışanlarının maaş sorunundan bahis açmış ve gerekiyorsa 'borçlanma yetkisi' adı altında para bulunsun ve bu arkadaşların sorunları çözülsün istedim.

Henüz bir aylık çiçeği burnunda bir işsiz olarak, bu konuda empati kurabilecek yazar çizer tayfasından olduğum için bu dertten anlarım elbet. Gazetecilikte bizim yaptığımız biraz da farkındalık oluşturabilmektir. Bir faydamız olduysa bu konuda ne mutlu bize. Yine de bu kararın altında imzası olan herkese teşekkürü, gözü kulağı çıkacak kararı bekleyen çalışanlar adına (haddim olmayarak) bir borç bilirim.

Sayın Başkan üslubu ve birleştiriciliğiyle gerçekten göz doldurdu. İçinde bulunulan ortamı, detaylı sayılabilecek bir üslupta anlattı. Ben de dahil birçoğumuzun bildiğini sandığı şehir efsanelerini tekzip etti ki, teşekkür etmekten başka elden birşey gelmez. İbrahim Soğutmaz kardeşim de olabildiğince yapıcı ve yol göstericiydi. Entelektüel skalasından pasajlar aktardığı bölümleri dinledik ve kendisinden istifade ettik. Yine de kendisine bir şerh düşmeden edemeyeceğim. 'Medyada yeteri kadar yer almamak' konusunda şekvacı olduğunu dinledim ki ciddi anlamda şaşırdım. Biz bu gazeteye ilk başladığımız zaman, Sayın Soğutmaz'ın bu gazetede benim gibi bir köşesi vardı ve kendisi bunu hiç ama hiç kullanmadı. Bunun dışında, daha önce de yazdım ve halen aynı iddiadayım: Selçuk'ta siyasi partiler medyayla çalışmayı bilmiyorlar. Oysa ki yaptıkları iş tamamen pazarlama stratejisi içermekte ama farkında bile değiller. Yanisi şu ki, sayın Soğutmaz bir tane faaliyet sunsaydı bize, elbette ki yanında olurduk.

Gecenin yıldızı kim derseniz, açık ara Filiz Ceritoğlu Sengel. Yiğide vurulmaz, hakkı da yenilmez. Diksiyona sözü olanın zaten gözü çıkar da, kişisel tarihimde gördüğüm en iyi 'belagat' örneklerinden birine şahit oldum. 'Polemik nasıl savuşturulur, demogojiden nasıl uzak durulur, hedefe nasıl ulaşılır' sorularına cevap niteliğinde bir performans sergiledi ki, İletişim Fakültelerinde ders olarak okutulsa yeridir. Kısaca, 'konuyu tüm yönleriyle kavrayarak, yanlışsız ve eksiksiz anlatma yeteneği' olarak tanımlanan bu belagat için kendisine ayrıca teşekkür ederim.

Kısaca bunları gördüm...

 



Bu yazı 1036 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



1 + 6 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI