Bugun...
14.02.2017 - DOĞRULAR vev YANLIŞLAR


İbrahim BECER EFESSELÇUKtan YAZIYOR
i.becer@hotmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 24-02-2017 15:11

Akıllı toplumlar için, başından geçenler kötü neticelense bile ibret alındığı takdirde yine de başarı sayılabilir. İlçe gündemini geçen hafta 'borçlanma yetkisi' işgal etti bildiğiniz üzere. Birden fazla tarafı olan bir konuda, yine birden fazla doğrunun kıran kırana çarpıştığı bir ortam sanılanın aksine çok seslilik ve demokrasi alameti değil, üçüncü dünyaya ait bir ilçede yaşadığımızın delilidir o kadar. Çünkü akıllı toplumlar öncelikle tek bir doğruyu esas alıp, tüm bilgi, birikim ve hatta eleştirilerini dahi o yegane doğruyu 'nasıl daha mükkemmel hale getirebilirim' in endişesiyle hareket eden toplumlardır. Yine kabul edersiniz veya etmezsiniz, bir vakada iki doğrunun esas alındığı vaki değildir. Yanisi şu ki doğru tektir ve de değişmezdir.

                Bu tecrübede doğru bir taraf aramanın samanlıkta iğne aramaktan farkının olmadığının ben de farkındayım. Bu yüzden gelin önce yanlışlardan bahis açalım, bulabilirsek doğruyu söylemek de bizim yazar namusumuz olsun.

Seçimlere bir ay kala 150 işçiyi, bir aylık mukaveleyle işe almak yanlıştır: Dünyanın neresine giderseniz gidin bunun adı ahlaksız tekliftir. Şöyle düşünün; eşini, işini kaybetmiş bir kadına bu zaafiyetinden yararlanarak yaklaşan bir erkeğin alçaklığıyla, işini kaybetmiş bir insana iradesi karşılığında bir menfaat temin eden bir siyasi düşünce tarzı arasında ne fark vardır? El cevap, birebir aynıdır ve hiçbir fark yoktur. İnsanları böyle bir karar aşamasına sokarak, tercih yapmalarını istemeleriyse insan haklarına, insan onuruna vurulup vurulabilecek en büyük darbedir. Bir aylık mukavelenin anlamı çok açıktır: Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı diyeceğiz. Demek ki bu ilçenin kaderi sanıldığının aksine demokrasiden değil, çaresiz insanların iradelerine ipotek konulmasından geçiyormuş ve tüm o propoganda süreci yalandan ibaretmiş.

Seçim öncesi alınanlarla devam etmek yanlıştır: Başından sonuna, içinden bisikletle dört dakikada geçtiğiniz bir yerleşim birimine bir anda bu kadar personel almak, yetmezmiş gibi seçim sonrası da işçi alımına devam etmek ekonomi bilimine ihanettir. Borçlanma yetkisi neden isteniyor; personel maaşlarının ödenememesinden sebep. Demek ki neşter vurulması gereken nokta burası ve ısrarla kimse el sürmek istemiyor. Peki buna sebep ne olabilir sizce: El cevap, siyasi hesaplar. Kurban olduğum memleketinde her sene bir seçim olduğu için uzun soluklu bir plan yapmak mümkün olmuyor doğal olarak. On üç oyla belediye başkanlığının el değiştirdiği bir ilçede bu kadar işçiyi, çevresini de hesap ederseniz bu kadar oyu görmezden gelmek mantıklı düşünmenizi engeller. Aksi halde, 'gerekirse belediye batsın ama ben seçim kaybetmeyeyim' mantığını bana izah edemezsiniz.

Herkesin gönlünü yapmaya çalışmak popülizmdir ve bu da yanlıştır: Ben şunu bilir, şunu söylerim: Herkesin gönlünü yapmaya çalışan kimseyi mutlu edemez. Bu kadar istihdamı bünyenizde barındırıyorsanız şayet, bu istihdamın karşılığı olan işi de kanıt olarak göstermeniz gerekmektedir. Belediye bile olsa orası bir işletmedir ve ekonominin kurallarına uymak zorundadır. Bunca yılım geçti özel sektörde, hiçbir başarılı işletmenin 'adama göre iş' icat ettiğine şahit olmadım. Tam tersi olan 'işe göre adam' ilkesi geçerlidir çünkü. 'Kimse işinden olmasın, evine ekmek götürebilsin' gibi düşünceler, eğer ki sağlam ekonomik parametrelere sahip değilseniz birer temenniden öte geçmez. Eğer böyle bir misyonunuz olduğuna inanıyorsanız kaynak sorununu nasıl aşacaksınız? Yok, bahsettiğiniz gibi bir misyonu kendinize ilke edinmediyseniz ve yüz elli kişiyi işten çıkartmak taraftarıysanız neden şimdi böyle bir operasyona girişme kararı aldınız? Türkiye'nin yönetim şeklini belirleyecek olan bir seçim arefesinde, böyle bir karar almanın mensubu olduğunuz siyasi partiye vurulacak ağır bir darbe olacağını düşündünüz mü? Sizce de zamanlama fazlaca manidar değil mi?

Bir daha borçlanma istenmeyecek söylemi külliyen yanlıştır: O geceki meclis oturumunda ben de vardım ve anladığım kadarıyla günah keçisi olarak turizm seçildi. Defalarca yazdım, yine yazıyorum: Şu andan itibaren sansasyonel bir olay olmaması şartıyla, en az iki sene turizm gelirini unutun. İki sene sonra da turizmden elde ettiğiniz gelirlerin bu seviyede olmayacağını bir kenara yazın. Çünkü ciddi bir prestij kaybı yaşayan bizim gibi ülkeler fiyatları kırarak rüşdünü, güvenilirliğini tekrar ispat etmek zorundadırlar. Geçen hafta İstanbul'daydım ve tüm cephesini siyah bir brandayla kaplamış olan Reina'yı gördüm. Söylentilere göre 'açılmamak üzere' kapılarını kapatmış ziyaretçilerine. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere yeni gelir kalemleri bulmak ve acilen B planı yapmak gerekmekte.

Siyasi Partilerin yönetim kurulları denetleme işlevi görür söylemi yanlıştır: Alınmaca gücenmece yok, bu ilçede birkaç tane dükalık varmış ve diğerleri masadaki birer tuzluktan ibaretmiş o kadar. Yüz elli kişiyi, ailelerini de hesap ederseniz bu kadar kalabalık bir kitleyi diken üstünde oturtmaya kimsenin hakkı yoktur. Soralım o zaman, Vefa Bey bu kararı alırken kendi partisinden tek bir Allah'ın kulu bugünleri görebilmiş midir? Görebilmişse tebrik ederim, görüp de karşı çıkamamışsa yazıklar olsun. Bakın şahsi siyasi hırslarınız geldi, geldi ve öyle bir yerde tıkandı ki, insanların ekmekleri mi önemlidir, yoksa herkesi ilgilendiren bir kurumun ayakta kalması mı daha iyidir noktasına dayandı. Bu ülkede bizden başka 'en büyük işverenin belediye' olduğu bir tane daha yerleşim yeri var mıdır acaba? Evet, keşke başka şeyler konuşabilseydik ama görüyorum ki halen ders almıyoruz; daha iyi bir adliye binasının olması, nüfus artmazken daha fazla yatak kapasiteli bir hastanenin yapılması bu soruna çözüm müdür, elbette ki hayır.

Biz kendimizi ne kadar översek övelim, bu şehrin en büyük talihsizliği bizim gibi bir toplumun üzerinde yaşamasıdır. Bizler, etrafındaki batıya ve doğuya ait büyük kültürü görüp de kendilerini de o ayarda gören alt kültürden başka bir şey değiliz o kadar. Yüzlerce yıl öncesinde bu toprağın sakinlerinin yaptıklarına, yaşadıklarına bakın ve dönün bir de bugün konuştuklarımıza bakın. Cemil Meriç'in dediği gibi, 'murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insa gericidir'.

Velhasıl kelam, tüm bu olup bitende en doğru benim; hiçbir beklentisi olmadan, hiçbir siyasi kaygı taşımadan doğruları, sadece doğruları söyleyebilmek de bir marifetmiş ya, bu ilçe bana bunu öğretti.

 



Bu yazı 1397 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



5 + 6 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI