Bugun...
16.12.2016 - SELCUK-EFES


İbrahim BECER EFESSELÇUKtan YAZIYOR
i.becer@hotmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 17-12-2016 07:39

Bir süredir alttan alta bir nabız yoklama var: Bu şehrin adını değiştirsek de Efes yapsak herşey güllük gülistanlık olur. El cevap; bir halt olmaz, üstüne üstlük size buraları vatan eyleyen ecdadınızın kemiklerini sızlatır, mezarlarında ters çevirirsiniz ancak o olur.

                Bu ilçede turizmin akamete uğraması, bitme noktasına gelmesiyse derdiniz, bulduğunuz bu çare 'fukara yellenmesi' gibi iki gün konuşulur ve siz de bu şehir için ne kadar büyük bir vizyon sahibi (!) olduğunuzla tatmin olursunuz ve geçer gider. Eğer sizin mantıkla gidersek, kendi ellerimizle kirlettiğimiz Menderes nehri'ni Meandros'la, trafiği dillere destan olan İstanbul'u Konstantinapolis'le, Dünyanın en büyük ikinci kanyonu olan Ulubey Kanyonunun içinden geçen ve deri fabrikası atıklarıyla bitme noktasına gelen çayın bulunduğu bölgeyi de Blaundus'la takas ederiz ve ne dert kalır, ne tasa.

                Efes, Unesco dünya mirasına girdiği zaman 'birşey değişmeyecek' dedim ve yazdım. Nisan ayında, turizmi unutun hatta 2017'yi unutun dedim ve onu da yazdım. Üzgünüm ama 2018'i de unutun ve yapabiliyorsanız B planı yapın. Bakın sevgili hemşehrilerim, bu ilçede bu planlama, bu öngörü benim işim değil ama ben gerçekçiyim. Ben Nostradamus değilim, kehanette de bulunmuyorum. Sadece bazı verilere bakıyorum ve kimseyi yanıltmadan öngörüde bulunuyorum o kadar. Eğer bu ilçede sadece şehrin adını değiştirerek bu kötü gidişi durduracağına inanan varsa ya yalancıdır, ya manipülasyon yapıyordur, ya da bu ülkenin, bu şehrin gerçekleriyle uzaktan yakından alakası yoktur.

                Haklı olduğunuz nokta, bir sorun olduğu gün gibi aşikar; çuvalladığınız nokta, sorunun kaynağını en olmayacak yerde aramanız. Tarihte emsaliniz Patrona Halil Ayaklanması sonrası İstanbul Halkıdır; Lale Devri İstanbulunda rüşvetten açlığa, iltimastan yoksulluğa ne varsa halkın sırtına binince isyan çıkar. Sultan da İran seferi için orduyu Üsküdar'a geçirmiş bulunur, üstüne kuvvetli poyrazdan karşıya geçemez ve İstanbul isyancıların eline düşer. Peki, isyancılar tüm bu başlarına gelen ve kötü yönetimden kaynaklandığı belli olan dertlerinin acısını ilk nerden çıkarır dersiniz: El cevap; döneme adını veren lale bahçeleri ve Sadabat'taki kasrlardan.

                Bizim tanıtımımız veya daha fazla tanınır olmamız iki bileşene bağlıdır arkadaşlar: Bunların ilki, dış bileşendir ve bu ülkenin içinden geçtiği durumla direkt alakalıdır. Burasını bir turizm şehri olarak kabul edersek, kabul etmemiz gerekir ki bu ülkede turizm olmaması için elimizden gelen ne varsa el birliğiyle yaptık: Darbe, havalimanlarında patlama, terörle mücadele, sınırlarımız dışında savaş vs. diye liste uzayıp gider. Doğru veya yanlış diye tartışmıyorum ama tüm bu saydıklarım bu ülkenin gerçekleridir ve bizim dışımızda gelişen olaylardır. Bu yazıyı 10 Aralık gecesi yazıyorum ve az önce Beşiktaş maçından çıkan çevik kuvvet minübüsüne Taksim'de silahlı saldırı düzenlendi. Her terör eyleminin normalleşme sürecini daha da uzatacağı düşünülürse, benim verdiğim 2019 tarihi bile iyimser kalıyor.

                İkinci bileşen bizimle ilgilidir ve daha bir müdahale edilebilir tarafı vardır ama ben bu işin heveslisini görmedim. Hava kirliliğinden tutun da otopark sorununa, motosikletlerin yarattığı terörden tutun da ekonomide daralmaya kadar birçok sorun var ve herkes görmezden geliyor. Üç tane serseri, motorlarının egzoslarını açıp bu ilçenin imajının ırzına geçiyor ve kimse bundan rahatsızlık duymuyorsa artık kanıksanmış demektir. Bir yerleşim yerinde çok radikal önlemler almaya gücünüz yetmiyorsa, hiç olmazsa imajı korumaya çalışırsınız ama burda bu tedbir de yok.

                Peki, gelelim en ölümcül soruya! Tüm bu olumsuzluklara rağmen, bu şehrin Öz Türkçe olan ismini değiştirerek havasını, nehirlerini temizleyeceğini, motorsiklet terörünü, otopark sorununu halledeceğini, daha fazla turist tarafından tanınırlığının artacağını ve gelir artışının olacağını halen iddia eden varsa gerçekten dinlemek isterim.

                Umarım ki yoktur; hava kirliliği akciğerlere, kirli su bağırsaklara, gürültü sinir sistemine zararlı diye biliyorum. Tüm bunların akıl sağlığına zararlı olduğunu doğrular bir bulgu şu ana kadar tespit edilemedi. Fakat 'bir şehrin adını değiştirerek kaderini değiştireceğini inanan insanların varlığı' bile heyecan yaratmaya yeter.

                Benim için değil, Tıp ve onun nöroloji servisleri için...

 



Bu yazı 1628 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



1 + 5 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI