Bugun...
30.07.2016 - Gavur Bile Yapmaz!


İbrahim BECER EFESSELÇUKtan YAZIYOR
i.becer@hotmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 30-07-2016 09:09

Kişisel hayatımda veya toplumsal hayatta başıma ne gelirse gelsin aynı cümleyi kurarım: 'Daha kötü ne olabilir ki'. Artık şüphe etmiyorum ki, kaderin üstünde bir kader var ve her seferinde benim sesimi duyuyor, daha da kötüsünü gösteriyor. Ülkede darbeye teşebbüs oluyor, aynı cümleyi kuruyorum, üç gün sonra olağanüstü hal ilan ediliyor.
    Yine de daha kötüsünü görmek için beklemeli  ve kaderin beni bir kez daha şaşırtacağı  25 Temmuz gecesini görmem gerekiyormuş. O gece evden çıkıp çarşıya doğru giderken açık olan çöp konteynırının içinde aşinası olduğum ama orada olmasını anlamlandıramadığım Kuran-ı Kerim'i gördüm. Çöpün yanına gelince işin boyutlarının çok daha derin olduğunu anladım; çöpün içinde yemek ve meyve atıkları, envai çeşit çöple birlikte sayısız dini kitap ayaklar altında o halde bekliyordu. Çöpün yanında üç çuval dikkatimi çekti. Çuvalları açınca içlerindeki kitaplar da aynı minval üzerine yazıldıklarını anladım ve çuvalları yüklenerek evime kadar taşıdım.
    Olay yerine tekrar dönünce polisle irtibata geçtim ve haklarını teslim etmek gerekirse isimlerinin Edip ve Ragıp olduğunu öğrendiğim bu iki polis arkadaşın da yardımıyla çöpün içindeki kitapları ayıklamaya başladık. İçlerinde Kur'an-ı Kerim de olan sayısız kitabın üzerindeki yemek artıklarını, karpuz çekirdeklerini ayıkladığımız esnada genç bir arkadaş geldi ve tüm bu rezaletin sahibinin bizzat kendisi olduğununu ve kitapları kendisinin attığını söyledi. Bir insanın böyle bir kabahatı işlemesini bu kadar rahat itiraf etmesinden daha kötü ne olabilir ki diye düşünüyordum ki kader beni yine utandırmadı: 'Ben bu caminin imamıyım' dedi kendisi. 'Neden attın' sorusu geldi akıllara ve kendinden emin cevap verdi arkadaş: ' Diyanet amblemi olmayan tüm kitapları camiden çıkarmamız emrolundu' dedi. 'Kur'an-ı Kerim'in bunda vebali nedir' diye tekrar sorulunca atmadığını iddia etti. 'Elimle 17 tane sadece ben çıkardım' dediğim zaman da yine kendinden emin cevap verdi arkadaş: 'Ben onların Kur'an olduğunu bilmiyordum'.
    Çöpe atılanların Kur'an-ı Kerim olduğunu, atılmaması gerektiğini ben ve benim gibi sıradan dindarlar iddia etti, aksini ise bu devletin maaşını ödediği din görevlisi söyledi. Kısaca İmam, sıradan bir çöp gibi konteynıra attığı matbu bir eserin Kur'an olduğunu bilmiyormuş. Marangozun koca gün elinde salladığı çekici tanımaması gibi bir şey bu. Bir an için, içine düştüğümüz durumun tezatlığını tahayyül etmeye çalışır mısınız?
    Hep birlikte, cümbür cemaat karakola gittik ifadelerimizi vermeye ve ilk imama destek olarak geldiğini anladığım bir başka imam rezalette, pespayelikte çıtayı o kadar yükseltti ki bu topraklarda bir daha böyle rezil bir cümle kurulacağını sanmıyorum: 'Kitapların çoğu Zaman Tesislerinde değil, Yeni Şafak matbaalarında basılmış, bu yüzden bu işin bu kadar büyütülmesi anlamsız'. Yni bu mantıkla, ya da mantıksızlıkla Bediüzzaman'a ait bir Kur'an'ı evinde barındıran idamlık ama Osmanlı'dan kalma bir Kur'an'ı evinde barındıran ipten kurtulur diyor bu devletin din görevlisi.
    İslam, kesinlikle bir mantık dinidir ve 'kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız' öğüdünü veren bir Hak Peygamberi aracılığıyla gelmiştir. Kur'an'ı anlamak ve anlatmak için istihdam edilen iki din görevlisinin bende yarattığı hayal kırıklığı tarif edilemez ama gerçek anlamda din görevlilerinin de bunlar ayarında olmadığını bilecek kadar bu camiada mesaim var. Bunların niyetleri nedir, kimlikleri nedir, neye hizmet ederler elbette ortaya çıkacak. Sayın Kaymakamımız Ayhan Boyacı'ya kadar olayı intikal ettirdim ve kendisine olağanüstü ilgisinden dolayı teşekkürü bir borç bilirim. Aynı zamanda, bu olayın üstüne büyük bir kararlılıkla giden Sema Hanım'a da teşekkür ederim. Bir teşekkür de sabah beşe kadar bu olayla ilgilenen Edip ve Ragıp isimli polis arkadaşlarıma. İlk andan itibaren olaya ciddiyetle sahiplendiler ve o eserlerin üzerindeki yemek artıklarını benimle beraber temizlediler, sağolsunlar.
    Olay, hukuka tevdi olduğu için daha fazla üzerinde konuşmak gereksiz ama bir hatırlatma yapmadan geçemeyeceğim: Biz İzmirlilere 'gavur' lakabı takılır.  Ben buna pek takılmam ama bu lakabı bize takanlar şunu bilsin ki, İzmirlinin gavurluğu, kutsal değerlere saygısızlığından, başka inançlara hoşgörüsüzlüğünden kaynaklanmıyor. İzmirli, kendisine her verileni hap yapıp yutmadığı, yanlış bir tutum karşısında kimden gelirse gelsin kabul etmediği ve gerekirse sonuna kadar gittiği için İzmirlidir. Bazı kollar kırıldığı yerde, yen içinde kalır ama burada kalmıyorsa, bunun adı gavurluk değil İzmirli vicdandır.

 



Bu yazı 1639 defa okunmuştur.

YORUMLAR

okur
30-07-2016 15:42:00

Hayretle ve şaşkınlıkla okuduğum bir olay. . . Adli makamlarca alınan kararı paylaşmanız umudu ile kaleminize sağlık .

YORUM YAZ



2 + 5 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI