Bugun...
MÜBADELE MÜZESİ VE ARTEMİS RESTORAN


İbrahim BECER EFESSELÇUKtan YAZIYOR
i.becer@hotmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 28-10-2016 18:11

     Benim tüm bir çocukluğum eski mübadillerin hikayelerini dinlemekle geçmiştir. Kimi haydut kimi kurt hikayeleri anlatan bu insanların ne anlatırlarsa anlatsınlar, lafın sonunda 'ah bre vatan' deyip de uzaklara bakmalarına, bir yumruğun gelip de boğazlarına düğümlenmelerine çok şahit oldum. Biz mübadil torunlarının durumu biraz da şairin dediği gibidir: 'Ninem beşyüz altına satılan bir köleydi / Dedem beşyüz altını sayan bir derebeyi / Köpek kanı, kurt kanı birbirine girdi / İkisinden ortaya çıktı bir kurt köpeği'. 
        Nereden gelirlerse gelsinler, hangi zulümlere uğrarlarsa uğrasınlar, ne oraları unutabildiler ne de buralara alışabildiler ilk nesil mübadiller. Eski zeytin ağaçlarına 'gavurdan kalma' demesi de bundandır Müştiyanlıların, Vatan toprağına düşmeden Karadeniz'de boğulan akrabalarını hatırlattığı için yıllarca balık yememesi de bu sebeptendir Çerkeslerin. Eğer benim gibi bu hikayelerle büyümüşseniz, ' Ayrı düşmüş dost elinden / Yıllar var ki çarpar sinem / Vefalı Türk geldi yine / Selam Türk'ün bayrağına' dörtlüğü size bambaşka şeyleri anlatır.
Bizim mübadele tarihimiz soykırıma varan dramları içinde barındırır. Nohut oda bakla sofa evlerinde kıt kanaat geçinen ayrı dinden, ayrı milletten insanların aynı sofrada yemek yerken ,bir anda 'siyaset' eliyle gırtlak gırtlağa gelmesidir bizim mübadele tarihimiz.
      Şirince'de küçük bir çocukken bahçesinde oynadığımız dünün eski okulunu, bugünün Artemis Restoranının bünyesinde kurulmuş Mübadele Müzesini gezerken aynı yumruk geldi benim de boğazıma düğümlendi. Böyledir mübadil olmak biraz da; ev sahibinin vefalı olması da engellemez bu garipliği. Görmesen de gitmesen de bir başka vatan daha vardır ve bu vatandan sürülmüş, ezilmiş, türlü eziyete, gadre uğramış büyüklerin gelir aklına. Keçisiyle, köpeğiyle bir gemiye yüklenen biçare insanların, önerilen dokuz yeri beğenmeyip de yurt tuttukları Şirince'de geçen çocukluğum, 19 aylık gelinken Yunan'dan mübadil gelen anneannemin köyü beğenmeyip, 'akılsız gavur, Aydın'ı yakacağına burayı yakaydın da şehirde oturaydık' yollu serzenişleri, Meydandaki ayakkabı tamircisi softa İbram'ın sessiz, kalender duruşu ve daha niceleri geldi hep gözümün önüne.  
      İşim gereği hergün Müze ve Örenyeri gezen bir insan olarak bu kadar dar alanda, böylesi muhteşem bir müzeyi meydana getiren herkese teşekkürler. Bu topraklara bir vefa eseri bıraktınız. İki masa daha koyup üç kuruşun esiri olmadığınız, estetiğin para da dahil olmak üzere birçok değerin ötesinde bir kıymet olduğunu gösterdiğiniz, atalarımızın ruhlarına bir fatiha okuma fırsatı verdiğiniz için hepinize teşekkürü bir borç bilirim. 
      Kalbinin güzelliğini yüzüne, yüzünün güzelliğini yaptığı her işe nakış nakış işleyen Handan, bu topraklar için gerçekten bir şanssın. Umulur ki bu estetik düşkünlüğün bulaşıcı olsun ve köşe bucak her yeri sarsın. Herşey için tekrar teşekkürler. 
       Bir teşekkür de yaşlarının iki katı olgunlukla, sessiz sedasız, bu ilçe için birşeyler ortaya koyma gayretkeşliği içinde olan Ali Can Hocam ve Tolga Mert kardeşlerime. Bu ilçedeki dokuz sütuna manşet onca boş işe rağmen tevazunuz her türlü takdire şayandır. Bu yazıyı da bir hakkın iadesi olarak görün. 
Ama o kadının perdenin arkasından o bakışı bana çok dokundu....

NEA EFESSOS'DA ZEKİ BİR ADAM
         Bu hafta köşeyi Sengel Ailesine mi kiraladın dediğinizi duyar gibiyim. Hoş, öyle olsa da hakediyorlar ama, tamamen tesadüf. Dostum, kardeşim Levent Görür'ün doğal yaşam parkı projesi vardı ne zamandır. Onu bir ziyaret etme amacıyla Şirince'ye çıkınca önce Artemis Restoran'a uğradık, ardından da 'kandili söndürmek için' mi dersiniz, yoksa alkol almasak da 'sarhoş düştüğü yere kadar' mı dersiniz, ama en doğrusu bir hayırlı olsun demek için akşam Nea Efessos Otel'e gitmeye karar kıldık.
       Önceden giden birkaç kişiden duyduğum iki eleştirinin önyargısıyla gittiğimi itiraf etmeliyim. Bunlardan ilki, 'Selçuk için fazla' eleştirisiydi. Neyse ki bu topraklarda, ne böyle eleştirilere kulak kabartan ne de bizim gibi önyargılarıyla adım atanlara pirim vermeyen genç girişimciler var. Tam aksine, 'bu topraklara ne yapılsa az' deyip de kolları sıvayan, taş üstüne taş koyan böyle insanları görünce bu ilçenin geleceğine olan inancım daha da artıyor. İkinci önyargı da 'fiyatların dudak uçuklatıcı' olacağı konusuydu. 
      İşim gereği Ege Bölgesinde birçok otelde kaldım ve halen de otellerde kalmaya devam ediyorum. Nea Efessos ve kaldığım otelleri kıyasladığım zaman, aradaki korkunç kalite farkını da hesaplarsanız fiyat farkı cüzi kalıyor. Bu ayarda bir otelle Bodrum, Marmaris gibi yerlerde ancak karşılaşabirsiniz. Bize otelin tanıtımında rehberlik eden son derece zarif bayan, üç odayı bize gösterdi ve her konuda gerekli bilgiyi bize verdi. Adlarını Mitolojideki kahramanlar ve Tanrılardan alan odaların Selçuk'un manzarasına aşina pencerelerinden seyir zevki gerçekten muhteşemdi.
      Sağolsun Gökhan Sengel kardeşim yemekte de bize eşlik etti. Dört kişi gecenin ilerleyen vaktine kadar yedik, içtik ve 'ağanın eli tutulmaz' diyerek, doğal olarak da hesabı Levent Başkan'a ödettik. Yanılmıyorsan yüz liranın biraz üzerinde bir maliyetle geceyi bitirdik ki, piyasayı bilen biri olarak söylüyorum rakam gerçekten iyi. Rahatlıkla dostlarınıza tavsiye edebileceğiniz bu otele çok para akıtıldığı bir gerçek, ama asıl gerçek paradan fazla emek harcandığı. O gece servisi üstlenen iki bayan arkadaşın tarzı çok hoşuma gitti mesela. Servis için masaya geldiklerinde son derece ölçülü bir şekilde, masadan eksik olmayan kahkahalara tebessümle eşlik ediyorlar ve ılık bir sonbahar akşamında yüze dokunan bir yel gibi kaybolup gidiyorlardı. Bu tarz bir servisin en önemli tarafı, müşterilerin kendilerinden hiçbir rahatsızlık duymadan sohbetlerini kesmemesidir ki ben çok beğendim.
      Masada bir eski ilçe başkanı, bir yönetim kurulu üyesi ve bir de meclis üyesi eşi olunca, 'yazılmaması kaydıyla, Selçuk siyaseti, turizmi, geleceği konuşuldu. Benim dışımda üçü de ayrı siyasi görüşte olan bu arkadaşlarımın aynı masa etrafında buluşması, projelerini birbirine anlatması bu ilçe için gerçekten özlenen tabloydu. Bazı tespitler vardı ki mükemmeldi. Mesela, Gökhan haklı olarak vizyon eksiğimize dikkat çekerek, Helmut adında bir Alman'ın şarap işini başlatmasına, Sevan Nişanyan'ın da butik otelciliği Şirince'ye getirmesini ve Selçukluların bunu düşünememesini yadırgadığını belirtti.
       Nea Efessos'a gitmenizi tavsiye ederim. Gerçekten bu ilçe için görülmesi gereken bir yer olmakla birlikte, Gökhan Sengel'de tanınması gereken bir karakter. Bana Kemal Tahir'in bir sözünü hatırlattı: 'Kendindeki kusurları görebilmek bir özelliktir, bu kusurları söyleyebilmek ikinci bir özelliktir, hele kendisiyle alay edebilmek bir zekayı gerektirir' der Kemal Tahir. Genç yaşta bu başarıya rağmen bırakın kibirlenmeyi, tevazuyu elden bırakmadan kendisiyle bu kadar güzel dalga geçen bir adam zor bulunur. Gökhan, eğer bu yanını keşfederse kendi müdavimlerini yaratır ve bu markayı hiç tahmin etmediği bir yönden parlatır, benden söylemesi.

         Bazı eserler gerçekten tesadüfen olabilir ama burda gerçekten keskin bir zeka var.



Bu yazı 2971 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



3 + 4 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI