Bugun...
Özgür AYDOĞAN – Selanik’te Yalnız ve Hüzünlü Bir Bektaşi Türbesi


Konuk YAZARLAR
Konuk YAZARLAR
 
 

facebook-paylas
Tarih: 14-03-2016 11:20

Selanik son durak
Zorlu bir balkanlar turu sonrasında son durağımız olan Yunanistan’ın Selanik iline varmıştık. Söylenenler doğruymuş, İzmir’de simgeleşen ne varsa aynı şeyin buradada bir benzeri var. Burası İzmir’e benzemiyor demek için İzmir’i görmemiş olmak gerek. Diğer arkadaşlarım bir gece konaklayacakları için rahatlardı fakat ben aynı gün yola çıkacağım için Selanik merkezini en hızlı şekilde gezmek istiyordum. Ayak üstü bir kahvaltı yapıp hemen dalıyoruz Selanik sokaklarına. Kliseler, arkeolojik kalıntılar, kale ve daha birçok ilgi çekici turistlik mekanı barındıran bu güzel şehri olabildiğince hızlı bir şekilde geziyoruz. Kale dönüşü aşağı doğru yürürken ani bir kararla yolumuzu değiştiriyor ve birkaç kaynakta ismine rastladığım Musa Baba Türbesini aramaya başlıyoruz. O bölgede yaşıyanların bile yerini ve ismini bilmedikleri şehrin konut kalabalığı arasında kaybolmuş Türbeyi dik yokuşlu sokaklarda bir süre aradıktan sonra buluyoruz.

Türbe bizi çağırıyor
Musa Baba ve bu Türbenin hikayesini bilmesek de Türklerden kaldığını bildiğimiz bu yapıyı bulduğumuz için çok mutlu oluyoruz. İlk bakışta yapının bile kısa süre önce restore edildiği belli oluyor. Etrafı tel örgü ile çevrildiğinden içini görmemiz mümkün olmuyor. Kitabe arıyoruz fakat nafile, bize yapı ve Musa Baba hakkında bilgi verecek herhangi birşey bulamıyoruz. En azından yıkılıp yok edilmemiş diyor ve kendimizi avutuyoruz. Bir kaç fotoğraf çekip yapının yanında bulunan düzlüğe geçiyor ve sonkez yapıyı seyrediyoruz. Ayrılırken biraz hüzünlendiğimi hatırlıyorum. Başka bir ülkedeki turistik bir noktayı değil ülkeme ve halkıma ait kutsal bir mekanı geride bırakıyor olmak biraz burkuyor içimi. Yalnız ve hüzünlü bir şekilde zamana direnen bu Türbeyi ve Musa Babayı araştırmak boynumuzun borcu diyerek, ayrılıyoruz ata yadigarı bu yerden.

Peki kimmiş Musa Baba?
Türkçe ve Yunanca kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Musa Baba ve Türbe hakkında şunları söyleyebilirim; Selanik’te eski Türk mahallesinde bugünkü adıyla Terpsitheas Meydanında bulunan yapı 16. yy. da şehrin tanınmış kişilerinden olan Bektaşi Musa Baba’ya ait. Yapının Sultan İkinci Bayezit döneminde 1481-1512 yılları arasında bir tarihte inşa edildiği düşünülüyor. Yapı Yunanca kaynaklarda da 16. yüzyıldan kalma bir Osmanlı mezarı (yani türbe) olarak anılıyor. Türbenin sekizgen bir yapısı olduğu ve Türbenin yanında daha önceden bir Bektaşi Tekkesi bulunduğuna yer veriliyor. Türkler mübadele sonrası şehri terk ettiğinde türbe uzun süre sahipsiz kalmış. Muhtemeldir ki Tekke ve Tekkeye bağlı yapılar bu arada yıkılmış ve yok edilmiş. Fakat Türbe kutsal bir mekan olduğu için olsa gerek yıkılmamış. Bakkal, spor kulübü ve benzer amaçlar için bir süre kullanılmış. Bu mahalleye bir süre sonra Anadoludan gelen Rumlar yerleştirilmiş. Anadolu Rumlarının ve bölge sakinlerinin bir dönem buraya Meryem Ana ve Hristiyan Azizlerinin resimlerini yerleştirdikleri, sonrasında da yapıyı kutsal bir mekan olarak kullanmaya devam ettikleri biliniyor. Yapı 2011 yılında restore edilmiş ve bugünkü görüntüsüne kavuşmuş.

Musa Baba hakkında tanıdık bir efsane
Anadolu ve Rumelide gerçekleştirdiğim seyahatlerde birbirinin tekrarı olan birçok efsane ile karşılaştım. Özellikle Alevi – Bektaşi inancına sahip halkların bu efsaneleri ulaştıkları bütün coğrafyalara taşıdıklarına şahit oldum. Gördüğüm kadarı ile isim ve mekanlar değişsede söylencenin özü ve mesajı her zaman aynı oluyor. Selanik’te türbesini ziyaret ettiğimiz Musa Baba hakkında Rumların anlattığı efsanenin Anadolu’da bulunan Hünkar Hacı Bektaş-i Veli hakkında anlatılan efsane ile aynı olması da bu benzerliklere en güzel örneklerden biri. Rumların Türklerden öğrendiği ve hala anlattıkları efsane şöyle:

“Derviş Musa Baba bir ağa evinde hizmet ediyormuş. Ağa Hac görevini yerine getirmek için Mekke’ye gitmeye karar vermiş. Hac sırasında canı helva çekmiş ve Musa babaya bu durum ayan olmuş. Musa Baba ağanın eşinden biraz helva ayırmasını istemiş ve ağanın canının helva çektiğini söylemiş. Ağanın hanımı bu duruma inanmasada “Musa Babanın canı helva çekti heralde” diyerek biraz helva ayırmış. Musa Baba aynı anda sıcak helvayı Mekke’ye götürüp ağanın göreceği bir yere bırakmış. Ağa eve döndüğünde eşine Mekke’de bahçede bulduğu sıcak helvayı ve bu mucizeye ne kadar sevindiğini anlatmış. Bunun üzerine Musa Babanın keramet sahibi bir ermiş olduğu ortaya çıkmış. “
 Özgür Aydoğan



Bu yazı 1440 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



6 + 4 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI