Bugun...
01.10.2016 - Çin'i Tanımak...-1-


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 01-10-2016 12:49

“Çin’e mi gideceksiniz? Ne işiniz var oralarda? Aç kalırsınız. Zayıflayıp gelirsiniz” ve benzeri sorularla karşılaştık hep, Çin’e gideceğimizi ilk duyanlardan. Ama kafaya koymuştuk. Bir yıl öncesinden birikim yapmaya başladık. Elimiz-ayağımız tutarken, Dünyanın harika yapılarından Çin Seddi’ne tırmanmak, Doğu’nun ve giderek Dünyanın dev ülkesi haline gelen Çin’i bir nebze olsun tanımak amacındaydık. Çin’e ayak basar basmaz tutmaya başladığım notları sizlerle paylaşıyorum. Fotoğrafları eşim Safire Aksarı çekti. Umarım, sizlere de Çin’i tanıtmış olurum…

BEİJİNG/PEKİN
1-Bir Eylülzede Alevi :  Boeing 777’ye bindik ilk kez. Üçlü koltuğun pencere kenarında oturuyordu. Önce renk vermedi. Ne olur olmaz diye belki! Yüksek mühendis. Elbistanlı. Maraşlıyım demiyor. Gezimizin amacını öğrendi. Ucundan kıyısından sol görüşlü olduğumuzu da. Sonra Almanca kitabına döndü. Yanıtlarını alışkanlığından olsa gerek hep “Yach!” diye veriyordu. Dokuz saat süren bir yolculuk. Uyu, uyan! Uyan, uyu! Uyanık kaldığım aralarda değişik uluslardan yolcuları izliyorum. İneceğimize yakın sohbet yeniden başladı. “Kahraman Maraş Olayları” diye konuştu bir ara. Müdahale ettim. Aslının, olması gerekenin “Maraş Katliâmı” olduğunu söyledim. Bunu Malatya’da öğretmenlik yaptığım yıllardaki anılarımla anlattım. Pek çok yaralı Alevi Malatya Devlet Hastanesi’ne getirilmişti. Görmüştüm, tanığı olmuştum. Çaresizlikler içinde kıvranarak… Ailesi katliâmdan sağ kurtulabilmiş. Başka kente taşınmışlar. Üniversitedeyken tutuklanmış, hapiste yatmış. Sonra İsveç’e göçmüşler. Orada okumuş. Biri 10, diğeri 12 yaşında iki oğlu varmış. “Eşime azizlik oldu, ne yapalım!” diye açıkladı durumu. Duyarlı, insancıl bir yaklaşımdı. Son beş yıldır Bern’in bir köyünde yaşıyorlarmış. Aslında köy filân denmezmiş. Çünkü, İsviçre’de köy ile kent ayrımı yokmuş… İnmeden telefonuyla özçekim yaptı. Vedalaştık.  

2-Bern’in bir köyünde bakkal: Yol arkadaşımız anlattı. Paylaşmalıyım. Çünkü, çok ilginç! Bern’deki bir köyde bir bakkal dükkânı düşünün. İsviçreli çiftçi bir aileye ait.  Ev ekmeğini yapıp, raflara dizmişler. Gezinen tavuklarının yumurtalarını toplamışlar. Peynirini de hazırlamışlar. Süt ise, sütmatikte. Sütmatik, para atılıp süt alınabilen bir makine.  Yetiştirdiği sebze ve meyveleri de koymuş. Hepiciğinin üzerinde tek tek fiyatları yazılı. Tezgâhın başında duran kimse yok! Aile işinde, gücünde. Geliyorsunuz, alacağınızı alıyor, kuruşu kuruşuna kutuya atıyorsunuz. Nasıl buldunuz uygulamayı? ADALET, vicdanın tam kendisidir!

3-Toprak devletin: Çin’de kişinin değil toprak! Devletin, yâni kamunun. Örneğin; A kentine metro, otoyol yapılacak. Öyle kamulaştırma, yurttaşı mağdur etme yaşanmıyor! Karar alınıyor. En kısa zamanda iş bitiriliyor. Güzergâh üzerindeki sorunları devlet çözüyor. 

4-Pekin’de hava kirliliği: Havalimanında beyaz maskeli öğrenciler görmüştük. Kent içinde de rastladık. Asıl kışın kirlilik yoğunmuş. Bugün şansımızdan pırıl pırıl, masmavi bir gökyüzü karşıladı bizleri. Rehberimiz bayan. Adı, İngilizce Summer (Yaz) anlamına geliyor. Kirliliğe karşı alınan önlemleri sıraladı: 1) Toplu taşımacılığı özendirmişler. Fiyatını çok düşük tutmuşlar. 75 kuruşa her yere gidebiliyormuş Çinliler. 2) Tek-Çift rakamlı araç uygulamasıyla daha az aracı trafiğe sokuyorlarmış. 3) Kirlilik yaratan fabrikaları başka yerlere taşıyorlarmış. En son çelik fabrikası gitmiş.

5-Bize gıcıklar, çünkü kandırdık!: Pekin Havalimanı’na indik. Sıraya girdik. Oldukça kalabalık. Grupları ayrı pasaport kontrolüne alıyorlarmış. Değerlendirdik. Tam o sırada bizim grubu sıradan çıkardılar. Tekrar en sona gönderdiler. Gümrük polisi, tüm asık suratlılığıyla karşımızdaydı. İletişime kapalıydı. Sadece buyuruyordu. Her neyse! Kontrolde sorgulandık. Pasaporttaki fotoğrafı ile şimdiki hafif sakallı hâli bahane edilerek bir arkadaşımızın girişi geciktirildi. Yine, iki Türk vatandaşı her şeyi tamam olmasına karşın ek sorularla bezdirildi. Eşim ile bana niçin geldiğimiz, ilk kez mi geldiğimiz soruldu. Yetmedi arka bankodan gelen bir polisin peşine takıldık. Pasaportlarımızın kopyasını aldılar. Neden yaptıklarını sorduğumda da “Özel pasaport” diye yanıtladı polis. Pasaportlarımız yeşildi. Vizesiz girmek hakkımız vardı. Onlar tanımıştı bu hakkı. Peki, bu yapılan neydi? Bezdirmek için. Bize gıcıklar! Grup olarak bu yaşadıklarımızı tartıştık. Çin’den füze alımı yapacaktık. Sözleşmeyi iptal etti hükümet. Uymaz diyerek. Oysa, gerekli kolaylıklar sağlanmıştı. Gittik, NATO ülkelerinden aldık. Sanırım, “Bizimle oyun oynarsınız ha! Siz, bizi kandırdınız! Güvenmiyoruz artık!” diyordu Çin Devleti. 

6-İlk yemeğimiz: Yuvarlak daire bir masanın etrafında oturduk. Ortada biraz daha küçük ortasından masaya montajlanmış dönebilen kalın camdan bir masa daha var. Yemekler üstüne diziliyor. Küçücük pasta tabağına isteyen istediği çeşitten azar azar koyuyor ve cam masayı döndürüyor. Böylece garsona ihtiyaç duymadan herkes kendi servisini yapıyor. Ekmek verilmiyor. Ama yumurtalı, bezelyeli, havuçlu Çin pilâvı var. Önümüzde küçük bir çorba kâsesi ve bir bardak. Olmazsa olmaz yeşil çay demlikle geliyor. Şeker göremedim. Soğanı bol mu bol parçalanmış küçük az miktarda et parçalarıyla biftek, tavuklu börülce, ballı mantı, ananaslı ballı az miktarda pekin ördeği, küçük parçalar halinde galeta unuyla kızartılmış üzerine bal dökülmüş tavuk, yeşillik bir salata. Meyve olarak da çok incecik dilinmiş tadı kıvamında kıpkırmızı bir karpuz. Su paralı. Tasarruflu kullanıyorlar. Bira değil! “Yanjing Beer”, hafif tatlı bir bira. Görünüşe bakılırsa, pek aç kalmayacağız. Çin’e  gelmeden kafamızı boş şeylerle doldurmuşlar…

7-“Daha az kâğıt kullanın!”: Çin, hızla gelişen bir ülke. Ama tuvalette bir yazı:”Use less paper!” Hemen fotoğrafladım. “Daha az kâğıt kullanın!” diye uyarılıyoruz. Şaştım kaldım. Her taraf ormanlık. Kâğıt sıkıntısı yaşanabilemez. Size de ters geldi değil mi?

8-Köylü yine eziliyor: Pekin havalimanından kente geliyoruz. Üç gidiş, üç geliş otobandayız. Dopdolu. Gıdım gıdım ilerliyoruz. Çinli rehberimiz uyarıyor:”Pekin o kadar büyük ki, bir geçtiğimiz yerden bir daha geçemeyebiliriz. Fotoğraf makineleriniz hep hazır olsun! Görüntüleri kaçırmayın!” Eşim, tetikte beklemeye başladı. Upuzun dikine kibrit kutuları gibi dikilivermiş extra-lüks apartmanların önünden, yanından geçiyoruz. Köşeyi dönerken fark edebildim. 8-10 kadar köylü, kaldırıma yetiştirdikleri sebze-meyveleri dizmiş bekliyorlar. Evinin avlucuğunda yetiştirdiği ürünleri satıp geçimini sağlayacak(!) Köylü Devrimi yapmış Çin’de, ezilen yine köylü oluyor… Gördüğüm budur!     

9-Trafik düzeni: Motosiklet ve bisikletliler için en sağ şerit ayrılmış. Trafik olabildiğine yoğun. Trafik uyarıları dikkatimi çekiyor. Birkaç tane derledim: Maintain safety distance (Güvenli mesafeyi koruyun), Less speed-Drive carefully-More Haste (Hızı düşür-Dikkatli sür-Daha çabuk hareket et), Don’t drink and drive (İçkili araç kullanma), Buckle up (Emniyet kemerini bağla), Sharp down-Slow down (Keskin viraj alma-Yavaş dön). Hep İngilizce. Çincesi yok! Onlar hiç uymuyor…

10-Köprü köprü üstünde: Şaka değil, gerçek! Köprü köprü üstüne kurulmuş. Paralel ve birbirini engellemeyen, alttan üstten geçen, farklı yönlere giden trafiği rahatlatan köprüler. Tek-tük de olsa troleybüs gördüm. Diğerleri uzun, körüklü araba. Refüjlerdeki güller rengârenk. Demirlere sardırılmış. Bakımlı ve güzel. Hemen belli oluyor…

11-TOKİ önce Çin’de iş almış!: TOKİ’yi Çinlilerden önce biz mi kurduk? Emin değilim. Ben, böyle biliyorum en azından. Ama bir farkla. TOKİ, önce Çin’de iş almış olmalı! Ya da işi Çin’de öğrenmiş! Yolun sağı-solu, ilerisi-gerisinde blok blok evler, apartmanlar. Uydu kent kurulmuş. Renkleri aynı. En az 4-5 blok ve 10 kattan fazla. Balkonsuz, duvara sıfır pencereli dümdüz evler. Bir saksı bile konamıyor. Zevksiz. Salt barınak olsun diye yapılmış! Daha sonra farklı mimari tarzda yapılmış binalar gördük. Son zamanlarda modern binaların üzerine tapınak binasına benzer şapka gibi çatılar kondurmuşlar. Post-modernizmin, inşaat sektöründeki örnekleri desem yeridir!

12-“Pazarlıkta satıcıyı sinirlendir!”: Birinci derece çakma çanta ve saat almaya gidildi. Kocaman bir iş merkezindeyiz. Katın birinde araya araya daracık bir mekâna ulaştık. 10 kişi fazla geliyor. Ünlü markaların bire-bir çakmaları. Almayacağımızdan çıktık hemen. Eşimle alt katları dolaşıyoruz. Yeşil çay sorduk. Oğlumuz okunuşunu mesajla cep telefonumuza göndermişti. Genç satıcı 50 gramı, 60 yuan dedi. En son, 30 yuan’da anlaştık. Sırada magnet var. Çeşit bol. Üzerlerinde 48 yuan yazılıydı. Pazarlığı ben yapıyorum. Eşim yufka yürekli! Türkiye’deyken bunun tersi olurdu. Burada rolleri değiştik. Al aşağı-ver yukarı tam bir at pazarlığı yaptık. İniverdi 10 yuan’a. Afalladık kaldık eşimle. Böylesine bir indirim yapılıyorsa, durulmaz ve bir şey alınmaz bu dükkândan. Neredeyse kaçtık hızlıca. Arkamızdan sesleniyor ama duymuyoruz. Çin’de alış-verişin kuralı şu:Etiket fiyatının dörtte birini verin. Satıcı eğer sinirlendiyse, kârdasınız(!) Satıcı yapışıp kalmışsa, bilin ki değerini önermişsinizdir… Yine de pek emin değilim! 

13-Rehberimiz ayaklı döviz bürosu: Rehberimizden söz edeyim biraz. Evli. Bir oğlu var. Eşi üç yıl sonra hâkim olacakmış. İngilizce’yi çok hızlı ve vurgusuna dikkat etmeden konuşuyor. Dövizlerimizi değerinde bozuveriyor. Sorun yaşamıyoruz. Ayaklı bankamız, döviz büromuz yanımızda…
Oteller de döviz bozuyor. Seri numarasına kaydediyor, makbuz veriyor. İki farklı uygulama, anlayamadım/k!  

14-Konfüçyüs’ten özlü sözler: Türk rehberimiz arada bir kültürel bilgilendirmeler yapıyor. Çinli rehberimizin açıklamalarını çeviriyor. Aramızda İngilizce bilen çok. Çin’in kültürel yapısını, Konfüçyüs öğretisi belirliyormuş. Sırası gelmişken bazı özlü sözlerini aktarayım:
•    Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları mutlaka yere düşer.
•    Anlatırsanız unuturum, gösterirseniz hatırlarım, yaptırırsanız
öğrenirim.
•    Bir defa görmek bin defa duymaktan iyidir.
•    Dağlara çıkmayan uzakları göremez.
•    Bir ülkede cücelerin gölgeleri uzamaya başladıysa, o ülkede gün
batmak üzeredir.
•    En silik mürekkep bile en güçlü hafızadan iyidir.
•    Fazla mal cehenneme götürür.
•    Güler yüzlü olmayan, dükkân açmamalı.
•    Gülerken göbeği oynamayandan kork.
•    Kızgınsan asla mektup yazma, mutluysan asla söz verme.
•    Satın alırken kulaklarını değil, gözlerini kullan.
•    Yürüyen bir aptal, oturak iki akıllıdan iyidir.
•    Zenginlik gübredir, saçıldığında işe yarar.
•    Karanlığı lânetleyeceğine bir mum yak.

15-Çin Seddi’ne tırmandık: Çin Seddi’ni dağların tepesinden geçen otoyol olarak düşünün… Pekin’e 30 km uzaklıkta. Çin'in Savaşan Beylikler döneminde (M.Ö.403-M.Ö.221), Çin Seddi’nin temeli 20'den fazla ayrı ayrı krallık tarafından atılmış. Chu, Qi, Yan, Wei, Han, Zhao, Qin Krallıkları birbirinden korumak için sınırlarında ilk setler inşa edilmiş. Qin, Zhao,Yan krallıkları ise XiongNu, DongHu, LinHu, Hiung-Nu'ların saldırılarını durdurmak ve ülkenin kuzey sınırlarını koruma amacıyla da inşa etmişler. Çin'in ilk İmparatoru Qin Shi Huang, burayı boydan boya aşılmaz bir savunma duvarıyla kapatmaya karar vermiş. Bu devasa inşaata girişmekteki amacı konusunda tarihçiler farklı görüşler öne sürmüşler. Bunlardan bazıları:
•    Ülkenin sınırlarını başta Hiung-nu olmak üzere kuzeyden Çin'e karşı
Moğol ve Türk boylarının saldırısına karşı savunmak.
•    Uzun savaşlar sonunda yıktığı beyliklerin esir düşen yöneticilerini
sürgün ve ağır işe sürerek cezalandırmak.
•    Ülkeden kaçışları önlemek.
•    Ülkenin tek yönetim altında birleştiğini içeriye ve dışarıya göstermek.
Qin Shi Huang M.Ö. 221 yılında daha önceki krallıkların yaptırdığı duvarları birleştirerek uzatıyor. M.Ö. 3. yüzyıl’dan M.S. 17. yüzyıl'a kadar Çinliler Seddi uzatmaya devam etmişler. Seddi onaran ve savunma amaçlı kullanan son hanedan Ming Hanedanı (1368-1644). 1 milyon esir, köle çalıştırılıyor Çin Seddi için. Ölenler hemen oracığa gömülüyor. 8851.8 km uzunluğunda. 430 metrelik bölümüne tırmandık. Her adımımızda esirlere, kölelere mi basıyoruz diye tedirginlik duymadık değil!. Aralıklı olarak nöbetçi kuleleri yapılmış. Düşman saldırısını dumanla haber veriyorlarmış. Çin’in kuzeybatısı boyunca uzanan, Dünyanın en uzun savunma duvarı. Kalıntıları Po Hay Körfezi’nde deniz kıyısında başlıyor. Pekin'in kuzeyinden geçerek batıya yöneliyor ve Huang-Ho nehrini ikiye bölerek güneybatıya uzanıyor. Gobi Çölü'nün güneyinden batıya yönelerek devam ediyor. Dede ile torun birlikte tırmanıyor. Kimileri yanına meyve almış. Tepede bir güzel yiyecek. Çinliler, oflaya-puflaya tırmandığımız görünce, “Çay Yooo” diye seslendiler. Aynısını tekrarladık. Ama anlayamadığımızı fark edip İngilizce’sini söylediler:”I can do it!/Yapabilirim!-Başarabilirim!/İleri!” demekmiş. Her gördüğümüz Çinliyle iletişim kurmak için bu nidayı kullandık. Sonunda soluk soluğa tepeye vardık. Karşı tepedeki Çin Seddi’nin uzantısına baktık. Orada da insanlar vardı. Tırmandığımızın belgelenmesi gerektiğini düşünmüş Çinliler. Pek çok anı eşyası satıyorlardı. Üzerinde MAO ile Çin Seddi olan bir madalyonu seçtik. Kimi, su bardağına kimi de T-shirt’ünün üzerine Çin Seddi’ni işletiyor. Bazıları anahtarlık, magnet alıyor. Büyük bir madalyon alıyoruz 30 yuan’a. Bir ben, bir eşim takıp fotoğraf çektiriyoruz…

 



Bu yazı 640 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



6 + 6 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI