Bugun...
02.10.2017 - DOĞU ANADOLU İLLERİNDE-4


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 02-10-2017 15:03

HEKİMHAN / 8.GÜN
Kahvaltı sonrası komşumuzun bağ evine/kayısı evine gidiyoruz. Bağın/bahçenin hemen her köşesinde neredeyse bir gölet var. Komşumuza “Göletler Kralı” diye seslenmeye başladık. Birkaç tane havuz yaptırmış. Suyu damla damla biriktiriyor. Damlama yöntemiyle kayısı ağaçlarını suluyor. Engebeli ama yemyeşil bir vadi yaratmış sonuçta. Tek katlı şirin, bembeyaz bir bağ evi. Gölgelikte hamak sallanıyor. HEKİMHAN’daki TAŞHAN’ı geziyoruz. Cemaat yapılanması kullanıyormuş. Boş dükkanlar terk edilmiş izlenimi veriyor. Dağlarda bölgesel ağaçlandırma yapılmış. Maden çıkıyor buralarda. Kayaların altı cevher dolu. Adı gibi güzel GÜZELYURT Beldesine gidiyoruz. Belediye Başkanı komşularımızın tanıdığı. CHP’li bir öğretmen. Yıllardır seçilirmiş. HEKİMHAN, küçük bir yer. Dağların arasında sıkışıp kalmış. Bir tek ana caddesi var. Bir de Şıp Şıp Deresi. Adına türkü yakılmış. Bir dörtlüğü şöyle:”Şıp şıpıdan su damlar / Bir kız verin adamlar / Bir kız bize çok mudur? /  Mahlenizde yoh mudur?” 
ELAZIĞ / 9.GÜN
Kahvaltı sonrası Hekimhan’dan geçen Mavi Tren ile MALATYA’ya geçiyoruz. Öğretmenlikte ilk görev yerim. 1978-80 arası çalıştım. Rastlantı sonucu görev yaptığım Şehit Kemal Özalper Endüstri Meslek ve Teknik Lisesi memuru ile tanıştım. Okulum hakkında sorular sordum. Keşke sormaz olaydım!? Okulda değişen pek bir şey yokmuş 40 yıl sonra bile!!! Sanayimizin gereksinim duyduğu teknik elemanı yetiştiremiyormuş! Üzüldüm… ATATÜRK BARAJI’nın üstünden geçiyoruz. Bereket taşıyan baraj gölü durgundu. Garda indik. Şaşırdım kaldım. İstasyon önünden otoban geçmiş. Hep bina olmuş buralar. Dörder-beşer katlı apartmanlar kondurulmuş. Şeker fabrikası, Tekel yerle bir edilip, AVM yapılmış. TOKİ’nin acımasız eli değmiş. Halbuki Malatya’nın girişinde ortası yeşillik su kanallı şirin mi şirin ana yol vardı. Şeker ve Tekel lojmanları sıra sıra dizilmişlerdi. Anılarım beni bırakmıyor, makara hep 40 yıl öncesine sarıyor… Önce ELAZIĞ görülecek. Yakın zaten. Dolmuşa biniyoruz. Yol üzerinde İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ var. Yemyeşil geniş bir alana, dağların eteklerine kurulmuş. AKP-Cemaat işbirliğiyle kotarılan Ergenekon kumpasından içeriye alınmış Rektör Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nu anımsadım. Prof. Hilmioğlu, akademik camiada adı sanı bilinmeyen Malatya’daki İnönü Üniversitesi’nde Cumhuriyet tarihinde görülmemiş başarılara imza atan bir isimdi. Rektör olduğu 2000-2008 yılları arasında bilimsel yayın oranında üniversiteyi zirveye çıkarmıştı. Avrupa’nın birinci, dünyanın ikinci karaciğer nakil merkezini kurmuştu. Merkezde hâlâ yılda 200 nakil yapılıyormuş. Ama Malatya halkı sahip çıkmamıştı! İZOLLU’dan geçtik. 1978 Nisanında öğretmenlikte bir ayım dolmamışken Malatya Katliâmı yaşanmıştı. Bağımsız Belediye Başkanı Hamid Fendoğlu (Hamido), gelini ve torunları bir gece evine gönderilen bombalı paketle öldürülmüştü. İZOLLU Aşireti de Malatya’ya ellerinde sopa, kazma, kürek, silahlarla bu yol üzerinden gelerek basmışlar, Alevilerin dükkânlarını, evlerini yakıp yıkmışlardı. Ne acı günlere tanık olmuştum! Fırat nehrini geçtik. Bir saat bile tutmadı yol. Elazığ Öğretmen Evi dolu. Sınavlar varmış. Danışmadaki memur Yol-İş Sendikası Misafirhanesi’ne yönlendirdi. Gittik. Temiz ve güzel bir yer. Odamıza yerleştik. Bir gece kalacağız burada.
Hemen HARPUT’a çıkıyoruz. 1400 metre yüksekte. Eski Elazığ’ın merkezi. “Harput’ta Bir Amerikalı” hemen aklıma geliveren Cevat Fehmi Başkut’un unutulmaz tiyatro oyunu. 1950’ler Türkiye’sindeki toplumunda yaygın olan yabancı hayranlığını yeren bir komedi. Amerika'ya giderek zengin olmuş bir Harputlunun, firmasına reklam yapmak için İstanbul'a gelmesini ve yıllar önce Harput'ta kalan kardeşini aramasını konu olarak alıyor. Eşim geziye çıkmadan Metin Aktaş’ın  “Harput’taki Hayalet-Tehcir Romanı” adlı romanını okumuştu. Osmanlı’nın askeri olmamak için Harput’ta medreseye giden, burada gayrimüslimlerin, Ermenilerin katline tanık olan Roc adlı bir gencin hayat hikâyesini anlatıyordu. Ermeni bir kıza âşık olan Roc, bu aşk için kendini tehlikeye atıp Hamidiye milislerinin komutanını öldürünce, Dersim’e kaçarak hayatını başka bir isimle ve bambaşka bir biçimde sürdürmek zorunda kalıyordu. Eşimin rehberliğinde adım adım romandaki yerleri buluyoruz. Romanın yaşanmışlığı bize ışık tutuyor. Tabii ki, kimi eklemelerle daha zenginleştirmişti Aktaş. Karşılaştığımız Gakkoşlar “Elazığ’da ekseriniz mi var?”, “Köroğlu Ayvaz iki kişi geziyorsunuz öyle mi?”, “Niye Elazığ’a geldiniz?” gibi sorular soruyor. Şaşkın bir haldeler. Biz de. İnsan memleketine gezmeye gelmiş olana böyle sorular sorar mı hiç? HOCA HAMAMI çalışmıyor. Ama onarılmış. HARPUT KALESİ, burcundaki Türk Bayrağı ile ovayı selâmlıyor. DABAKHANE, buralardaki hayvancılığın izini ele veriyor. MERYEM ANA KİLİSESİ de, onarılmış. Hıristiyanlığın varlığı kalmamış ama kilise yerli yerinde. İlk hâli gibi olmasa da! 1465’te Akkoyunlular Devleti Sultanı Uzun Hasan'ın annesi Sara Hatun tarafından yaptırılmış kare planlı SARA HATUN CAMİİ ve yanındaki CİMŞİT HAMAMI’nı geziyoruz sakin adımlarla. Hamamda satılmayı bekleyen tarihi ahşap kapılara rastlıyoruz. İşletmeciyle sohbet ediyoruz. Kapılar satılıkmış. Alıcılara 10 bin avro demiş, 6 bin avro önermişler. Kabul etmemiş. Bu kapıların müzede olması gerekmez mi? Tam bir yağma düzeni egemen olmuş ülkeme… Tarihi değerlerimizi kapan kapana, satan satana… Ne soran var ne de soruşturan! Hamam, 49 yıllığına kebapçıya kiralanmış. O koruyacakmış sözde(!) İzin alıp, içine giriyoruz. Aslında çalıştırılabilir, gezdirilebilir durumda. Yavuz Sultan Selim döneminde yaşayan ve Palu'yu Osmanlı'ya kansız bir şekilde teslim eden Palu Beyi Cimşit Bey tarafından yaptırılmış. Yalnız kazanı kayıp!? Yok yok yağmalamışlar demeliyim… BALAK GAZİ, (BALAK ya da BALAĞ olarak da bilinir, tam adı Nürü'd-Devle Belek bin Behram bin Artuk, Ölümü. 5 Mayıs 1124, Münbiç), Türkmen emiri. Bugün dahi adı hâlâ Elazığ'da sık sık anılarak yad edilen, dönemin Harput Emir'i ve Türk Orduları Başkumandanı. Harput Türkmenlerinin, Gakgoşların atası. Balak Gazi, Haçlılara karşı savaşlarda büyük zaferler kazanan, Anadolu'nun Türkleşmesinde büyük rol oynayan, kahramanlığı ile nam salmış, adil ve şefkatli bir Türk fatihi. Üstün başarılarından dolayı Büyük Selçuk Sultanı tarafından "Türk Orduları Başkumandanı" tayin edilmiş, "Gazi" unvanı verilmiş. ULU CAMİİ 1156-1157 tarihinde Harputlu hükümdarı Fahrettin Karaaslan tarafından yaptırılmış. İbadete açık minaresi hafif sağ tarafa eğik konumdaydı. Şaşırdık bir süreliğine. Araştırmalar sonucunda, minarenin Pisa Kulesi'nden daha eğik bir açıyla temellendirildiği saptanmış. Dikdörtgen planlı, duvarları moloz taştan, kubbe ile kemerler ve minare tuğladandı. ŞEFİK GÜL KÜLTÜR EVİ; Gülsan Şirketler Grubu tarafından 2004’te satın alınmış. Restorasyon projesi ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen önderliğinde yüksek mimar Metin Keskin’in duyarlı yaklaşımı ve desteğiyle hazırlanmış, arşivlerin taranmasını tarihçi-yazar Mustafa Balaban üstlenmiş. Dönemin eşyaları bulunmuş, yerleştirilmiş. Sonuçta, “Harput Şefik Gül Kültür Evi” 2005’te bir “Müze Ev” olarak hizmete açılmış. Elazığlı bir şirketin taşına, toprağına sahip çıkışı. Gezenler bizlere kayısı sunuyor. Türbanlı, güzel giyimli Elazığ kızları “Misland”, “Cır Cır Şelalesi”, “Keban Barajı Çevresi”ni gezmemizi öneriyor. Hepsi sonradan yapılan yerler. Önceliğimiz değil! ABDULLAH PAŞA MAHALLESİ; yeni yerleşim yeri. Yolları, FAY-HİB (Fırat Havzası Altyapı Hizmet Birliği) tarafından yapılmış. Harput, adım başı restorana boğulmuş. Piknikçiler tüm çöplerini arkalarında bırakıp gitmiş. Sık sık konulmuş çöp kovaları hiç kullanılmamış.  Harput’u aşağı-yukarı inip çıkarak, çokça da yorularak adamakıllı gezdik. Buradaki restorasyonlar hep bilindik tarzda yapılıyor. Dolmuş durağının olduğu yerde antikacılar var. Esnafla konuşuyoruz. Bir korku hâkim hepsine. Yanlışları, usulsüzlükleri söyleyemiyorlar. Adlarını vermekten çekiniyorlar. Faşizm, işte budur! Buradaki eski evlerini Harputlular 5 bin liraya kentsel dönüşüme vermiş. Kent merkezinde de bu parayla ev alamıyor. Kendi yandaşına peşkeş çekiyor yöneticiler. Şoför, izlenimlerimizi merak ediyor ama kendisi hiç yorum yap(a)mıyor! Harput, oldukça pahalı bir yer. Yemek yiyemiyoruz bu yüzden. Elazığ kent merkezinin ayrıksı bir özelliği yok. Misafirhanenin karşısındaki bir ciğerciden karnımızı doyuruyoruz. O da çok dertli. Aktarıyor:”Yol-İş’in karşısı eskiden çok güzel yeşillik bir alandı. Esnaf ve halk burada soluklanırdı. Ama rant doğru. Plan değişti. Esnaf ses çıkaramadı korkusundan. Çünkü; akşam sopa yiyor, rüşvetle ve delikli demirle –parmaklarıyla silahı tarif ediyordu- susturuluyordu. Belli odaklara bağlı olduğu sanılan çeteler baskı yaptı, korku yaydı buradaki esnafa.” Dokunduğumuz, azıcık iletişim kurduğumuz Elazığlı anlatıyor da anlatıyordu yanlışlıkları, haksızlıkları, rüşvetleri..Biz yabancısıyız ya buranın. Kimseye de söyleyemeyeceğiz. Buralarda da kalıcı değiliz. Hiç olmazsa, içini boşaltmış oluyordu bir yerde. GAZİ CADDESİ, en işlek ana caddesi Elazığ’ın. Kuyumcular çok dikkatimizi çekiyor. Vitrinleri altınlarla dolu. Nerden geliyor bu suyun kaynağı? Keban Barajı’nın istimlâki çoktan bitti! Atatürk barajı da öyle! Anlayamıyoruz açıkçası… Binalar hep dikine yapılmış. Kaldırımlarda ağaç yok. Harput’un eteklerindeki Tunceli Mahallesi biraz yeşillikti. Çeşme çok. Suyu içiliyor. 2-3 kiloluk kasalarla satılıyor çilek. Aslında TUNCELİ’ye çok yakınız. Gidebilir, hemen dönebiliriz. Göze alamıyoruz. İleri tarihe erteliyoruz. YÜRÜYÜŞ YOLU=Çekirdek Çitleme Yolu. Çünkü, ortalık yığın halindeki çekirdek kabuklarıyla dopdolu. Anlıyoruz ki, Elazığlı kentini sevmiyor. Vurdumduymaz. Giyimleri şık ve lüks. İstanbul’un ünlü markaları buraya gelmiş. Alıcısı var. Önümüzde gezinen 10 kadar kulakları küpeli sokak köpeği, çete sürüsü gibi hükümranlık alanında cirit atıyor, yabancı köpeklere havlıyor, saldırıyor. Tam bir köy manzarasına tanıklık ediyoruz. İSTASYON CADDESİ sonunda Gar’a ulaşılan ana caddelerden biri. Ortası öyle ağaçlık ki! Dinlenme parkı oluşturulmuş. Sağı-solu apartman denizi. DEVLET TİYATROSU, bu cadde üzerinde. Her adım başında arabalı seyyar satıcı gördük. Kiraz, kayısı, erik satıyor. Bu durum, bize gizli işsizliğin yoğun olduğunu gösteriyor. Günlük yaşanan hayatlar… Gecesini merak etmedik hiç!          
MALATYA / 10.GÜN    
Elazığ’dan MALATYA’ya döndük. Mavi Tren ile döneceğiz. Eşyalarımız Gar emanetinde. Önce BATTALGAZİ’ye gidiyoruz. Yarım saat tutuyor. BOSNALI MUSTAFA PAŞA KERVANSARAYI yeni onarılmış. 1637 yılında yapıldığında Batı’dan Doğu’ya giden yollar üzerinde önemli bir merkezmiş. Temelinde cidar ve uç sürtünmeli kazık sistemi kullanılmış. 200 bin kazık çakıldığı ortaya çıkmış. İçinde dinsel amaçlı yapılar yer almış. Dernek ve vakıf adı altında çalışıyorlar. ULU CAMİİ, Anadolu Selçuklu devleti döneminde 1. Aleaddin Keykubat tarafından 1224’te yaptırılmış. Büyük Selçukluların İran’daki cami geleneklerini taşımakta. Fürûze ve patlicanî renkte çini mozaiklerden oluşturulmuş geometrik yıldız ve geçmeler ilginçti. İçi ferah. Dönüşümüz MALATYA MÜZESİ’ne. Değişik kazılardan bulunanlar sergileniyor ama küçük. Büyütülmesi gerek. Müzedeki Arslantepehöyük'te geç kalkolitik çağı katında bulunan İNSAN MEZARI çok ilginçti. M.Ö. 4000 yıllarına aitmiş. Anadolu'da ölü gömme adetlerinin biricik örneği. Bozulmadan sağlamlaştırılarak getirilmiş. Mezarda bulunan ceset, genç bir kadına aitti. Süs eşyaları ve mutfak kapları ile birlikte arkeolojik dilde hoker vazifesi denilen, çocuğun ana rahminde duruş şekli gibi yatırılmış olarak defin edilmişti. Zamanımız olsa, ARSLANTEPE HÖYÜĞÜ’nü de gezerdik! KERNEK SUYU kesilmiş. Kanalboyu semtindeyiz. İri iri kirazlardan alıp, camide yıkadık. Yiye yiye gidiyoruz. Yol benim okula uzanıyor. Malatya’nın kalburüstü, köklü aileleri buralarda oturur. Yolun sonundan sola dönüp kent merkezine yöneliyoruz. Tek katlı işyerleri, çok katlı alışveriş merkezine dönüşmüş. Yol genişletilmiş. Yine 40 yıl öncesinin kötü anılarına götürmek istemiyorum sizleri. Malatya merkezi kalabalıktı. Ama ben bir türlü ısınamıyordum, zevk alamıyordum gördüklerimden… Akşamına Mavi Tren ile Başkente yola çıktık…
Haziran ayının başlarında başlayıp 10 gün süren Doğu Anadolu gezimizden özetin özeti bende kalanlar…

 



Bu yazı 146 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 9 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI