Bugun...
04.12.2016 - Çin'i Tanımak...-5


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 04-12-2016 14:13

“Çin’e mi gideceksiniz? Ne işiniz var oralarda? Aç kalırsınız. Zayıflayıp gelirsiniz” ve benzeri sorularla karşılaştık hep, Çin’e gideceğimizi ilk duyanlardan. Ama kafaya koymuştuk. Bir yıl öncesinden birikim yapmaya başladık. Elimiz-ayağımız tutarken, Dünyanın harika yapılarından Çin Seddi’ne tırmanmak, Doğu’nun ve giderek Dünyanın dev ülkesi haline gelen Çin’i bir nebze olsun tanımak amacındaydık. Çin’e ayak basar basmaz tutmaya başladığım notları sizlerle paylaşıyorum. Fotoğrafları eşim Safire Aksarı çekti. Umarım, sizlere de Çin’i tanıtmış olurum…

51-Tian Hou-Silk: Çin’in Sümerbank’ına geldik. Sadece ipek ürünler satıyor. Steven sunucunun adı. Böyle Çince olmayan adları taşıyanların yabancılarla evlilikten olduğunu düşünüyorum. Shanghai’ın yarısı nasıl olsa yabancı. Sıcak ve Çince aksanıyla “Merhaba, nasılsın?”la karşıladı bizi. Önce kozayı anlattı. Sonra ipeğin sağılmasını. En son satış bölümündeyiz. Aracısız-tefecisiz ipek yatak-yorgan.. alacağız. Mallar kaliteli. Güvenilir. Dışarıdakilerde elyaf karıştırılıyormuş. Bu bölgede dut ağaçları olurmuş eskiden. İpeğin üretim yeriymiş Shanghai. Xi’anlı tüccarlar pazarlarmış. Devlet ilk kez burada pazarlık ve indirim yapmıyor. Üzerinde ne yazıyorsa, o. İçimiz rahat! 

52-Yuyuan Bahçesi: Çin Hanedanlığı zamanında yapılmış. “Anne-babayı mutlu eden bahçe” anlamına geliyormuş. 500 yılık geçmişi var. Kayaların arasından yeşillikler fışkırmış. Zikzaklı köprü, renkli sazan balıkları, garip şekilli kayalar, büyük ve koyu gölgeli ağaçlar… Serin bir ortam. Çatılarda İmparatorun simgesi filler. Çatıların uçları niye kıvrık diye merak edip dururduk: Meğer şeytanları kovuyormuş bu kıvrımlar. Zamanla onarılmış. Kapıların eşikleri, şeytanın içeri girmesini engellemek için çok yüksek yapılmış. Her yerde aynı biçimdeydi. Türkçe’deki “Şeytanın bacağını kırmak” deyimiyle bir benzerliği var mı diye düşünmeden edemedim.

53-Kaybolunca ne yapmalı?: İçimizden bir bayan kayboldu. Yemek masasında aldı bizi bir telaş. Ne yediğimizi ne de içtiğimizi bilebildik. Telefonu cevap vermiyor. Daha da telaşlanıyoruz. En sonunda kendi buldu bizi. Hepimiz bu kadar şanslı olmayabiliriz. Kaybolunca o noktada sabitlemeliyiz kendimiz. Telefonu açık tutmalıyız. Bunlar yeterli.

54-Akrobatları alkışladık coşkuyla:Kentin göbeğinde dev bir otel. “Shanghai Centre Theatre=Şanghay Tiyatro Merkezi”ne giriyoruz. “Shanghai Acrobatic Troupe”u izleyeceğiz. Kentteki tüm tur arabaları geldi. Önceden toplu bilet alınmış.Yüreğimizi ağzımıza getiren kusursuz akrobatik gösteriler izledik. İkili, üçlü, beşli, altılı… gruplar halinde bizleri büyülediler. Çinliler peynir ve süt tüketmediklerinden bu kadar esnek vücutlara sahip diye düşündük hep… Havada taklalar atıp ayakları üstüne düşmeler, ters taklalar, holihop halkalarından yılan gibi geçmeler, kule kurmalar… daha pek çokları. Bitince sık sık “Bravo” diye bağırdığımı özellikle belirtmeliyim. 

55-Zengin-yoksul makası çok açılmış: Zamanla yarışır gibi gezdiğimizden pek kentlerin arka yüzlerini göremedik. Ama ipuçlarını yakaladık diyebilirim. Kentin cilâlı ön caddelerin arkası farklıydı. Kestane, şal, saat satanlar… Sabahın köründe motosikletlerine yükledikleri sebze-meyveleri turistik yerlerde sergi açanlar. Çöp kutularından pet şişe toplayanlar. İşporta tezgâhı kuranlar. Çekçek sürenler, çöpçüler, garsonlar, kapıcılar… Kentin ağır yaşam koşullarından kaçıp, köyüne sığınanlar. Doğdukları kentlerde yaşamlarını kuramayanlar, sürdüremeyenler. Bu kez yine isyan ederler mi? Ederlerse, başarılı olabilirler mi? Yerleşen ve gelişen Kapitalizm, acımasızca çiğneyip ezmez mi onları? Zengin-yoksul arasındaki makas çok açılmış çoooook…

56- Shanghai Jade Buddha Temple: Budistlerin görkemli tapınağındayız. Muhteşem bir yapı. Ahşabın ihtişamı üstünde. Koskocaman bir kapısı var. Sayıları çok az Budistlerin. Hiç evlenmiyorlar. Yeşim taşından yapılma iki tane dev Sakyamuni Buda heykeli karşımızda. Dinsel öğelerle süslenmiş tapınak. Bir kompleks halinde yapılmış. Bahçesinde bizdeki hacıların giydiği ihram gibi turuncu renkte giysiler giymiş rahipler dolaşıyor. Grupça fotoğraf karesine sığdırmaya çalışıyoruz. Poz vermeye yanaşmıyorlar. Birden tek sıra halinde gelmeye başladılar. Tertemiz giyinmişler. Kafalar dazlak. Tapınakta üçerli sıra oldular. Başladılar ayine. Ezberlerinden Çince nağmeli sesleniyorlar. Arada zil ve tokmak sesi geliyor. Genç Budist, bir fincanı alıyor. İçinde su var. Parmaklarıyla dudaklarına dokunduruyor, sonra dışarı çıkıp serpiyor. Ardından özel bir yere fincanı koyuyor. Tütsünün önündeki mindere önce ayakta sonra dizlerini mindere koyarak dinsel ritüelini sürdürüyor. Bir saati buluyor. Konuklar ve gruptan bazı arkadaşlar bağış kutusuna yuan bırakıyor. Hûşû içinde konuşmadan izliyor, anlamaya çalışıyoruz. Farklı bir dinin tanığı oluyoruz. Mabedin yanına aynısından bir tane daha yapılacakmış. Çin’de dinî serbestlik var. Nüfusun yüzde 80’i tanrıtanımaz. Eğer dinî akımlar devlet düzenini yıkmaya çalışırsa, en ağır biçimde üstüne gidiliyor, yok ediliyormuş. Hemen hemen her ideolojinin, devletin yaptığı gibi! 

57-“Say No”:Bu ifade “Hayır deyin!” anlamında. Bizdeki Deneme Lisesi benzeri Shanghai Deneme İlkokulu’nun girişindeki duvara yazılmıştı. Altında da Çince maddeler sıralanmıştı. Rehberimize sorduk. Yerlere tükürene, yüksek sesle konuşana, sıraya girmeyene, trafik ışıklarına uymayana… Hayır deyin yazılıyormuş. Toplumu uygarlaştırma amacına yönelik uyarıları kapsıyormuş. Eğitim her yerde yapılır!

58-“Türklerin çoğu İngilizce biliyor mu?: Büyük bir kompleksteki lokantada öğle yemeği yiyoruz. Tam ayrılmak üzereyiz. Şef garson olduğunu sandığım Çinli bu soruyu yöneltti bana. Yanıtım evet oluyor. İngilizce bilen epey kişi var grupta. Onlar da birkaç soru sormuş olmalı ki, merak etmiş. Ardından ne zaman geldiğimiz, nereleri gezdiğimizi, hangi otelde kaldığımızı sordu. Tek tek yanıtladım. Demek ki, bizden gelen az. Bir de gelir durumumuz kaldığımız otelden çıkartmaya çalışıyor gibi geldi bana. “Çinlilerin niye çok azı İngilizce biliyor?” soruma yanıt alamıyorum ne yazık ki!

59-İlle de bitki çayı!: Çay sözcüğü, Çince ve Türkçe aynı biçimde söyleniyor. Onlar a’yı biraz daha yayıyorlar. Her Çinlinin elinde bir termos gördük. İçinde birkaç yaprak bitki. Sıcak suda bekletiliyor. Hafiften rengi çıkıyor. Susadıklarında bu bitki çayından tüketiyorlar. Tutkunu olmuşlar. Sıcak suyun vücuttaki yağları erittiğini düşünürsek, fazla yağlı ve kilolu olmayışlarının sırrı acaba bu bitki çayları olmasın diye düşünmeden edemiyoruz.

60- Shanghai Müzesi: 1952’de kurulmuş. Eski Çin sanatı sergileniyor. Dört katlı. Yirmi bir farklı bölümü var. Çin’deki toplam 52 farklı etnik ulusun giyim-kuşam örneklerinin sergilendiği 4. kata çıktık öncelikle. Her bir obje, gerçekten farklıydı, şaşırtıcıydı, güzeldi. Mobilyalar Hanedanlıklar döneminden kalma, cevizden, ejderha oymalı, cilâlıydı. Tahtlar, elbise dolapları, masalar… Mermerden daha sert jade taşından yapılma heykelcikler ayrı bir kattaydı. Binlerce yıl öncesinden o sert jade taşı nasıl da güzel, özene-bezene işlemişler?! Ejderhalar capcanlıydı. Küçüklü büyüklü seramikler; renkleri, desenleri ve özgünlükleriyle paha biçilmez değerdeydi. Çin sanatına kısa bir yolculuk zevkliydi…

61-Kız çocukları kıymete binmiş!: Geçen yıla kadar aileler tek çocuk sahibi olabiliyorlardı. 2015 başında kaldırılmış. İki çocuk yapma izni çıkmış. Tek çocuklu ailelerin hep erkek çocukları var. Soyun devamı için, kız istememişler. Nüfusun çoğu erkek. Kız çocuk az. Bu nedenle kız babaları daha nazlıdır diye düşündüm. Bir de dışarıdan gelin gelecek. Yabancı evlilikler artacak. Evlenme yaşı, 30’lu yaşların üzerindeymiş.

62-Okuldaki tören: Odamız 9. kattaydı. Yukarıdan aşağılara, uzaklara göz gezdirebiliyorduk. Pazartesi sabahı, bando sesleri kulağımıza çalındı. Okuldan geliyormuş. Eşim fark etti. Töreni izledik. Bando, ritmik bir sunum yaptı. Öğrenciler ip gibi sıralanmış. Hepsi tek tip üniformalı. Bando sustu. Kısa bir konuşma yapıldı. Müdür olmalı. Sonra birlikte gür sesle “Ant” içildi. Ardından dersliklere düzgün sıralar halinde gidildi. Her okulun kendi renklerinde hazırlanmış üniformaları var. Diğer yerlerde rastlamıştık.

63-Çakma Ürünler Merkezi:Bilim ve Teknoloji Müzesi’nin yanı son durağımız. Cebimizdeki son yuan’ları çakma mallar yatıracağız. Kocaman bir yeraltı çarşısı. Saatçiler, çantacılar, terziler, tekstilciler, mücevherat…v.b.g bölüm bölüm ayrılmışlar. En altta metro çalışıyor. “Tourist Distribution Centre=Turist Dağıtım Merkezi” hemen yanında. Toplanma yerimiz. Dükkânlar kutu gibi. Malların yarısı dışarıda, askıda. Satıcılar çığırtkanlaşmış. Cazgırlaşmış. Buraya Kandırma Kazıklama Merkezi adını verdim. Çünkü, eninde-sonunda kazanan satıcı olacak. Biz alıcılar maliyetini bilmiyoruz ki?! Zavallı biz alıcılar, malın maliyetini bilmediğimizden kendimizi kazanmış gibi hissedeceğiz, hafiften mutlu olacağız. Burada 500 yuan denilen bir malı 80-100 yuan’a alabilirsiniz. Bu, normaldir. Aynı malı en az üç dükkândan sormadan almaya kalkarsanız, kazıklanabilme olasılığınız çok! Satıcı çok sinirleniyorsa bilin ki, artık alabilirsiniz. Alışverişlerde fiş yok, fatura yok, kayıt-kuyut yok… Ekonomi, kayıtdışı, kara düzen sürüyor. Artık arabamıza gideceğiz. Bana doğru Çinli bir genç esnaf yanaştı. Alışverişi bitirip bitirmediğimi sordu. Ben de bitirdim dedim. Hatta cebimin boşaldığını gösterdim. Eliyle gömlek cebimi gösterip, liste tamam mı diye sordu. O zaman jeton düştü bende. Meğerse, listemin olduğunu sanmış. Kendisine kısa kısa gezi notları tuttuğumu açıkladım da kurtuldum. Anlayacağınız, o kadar dikkatliler… 

64-Bu binalar nasıl yapılıyor?: Bu soru hep kafamızı kurcalıyordu. Aramızdaki İTÜ’lü İnşaat Mühendisi arkadaşa sorduk. Şöyle açıkladı:”Günümüz teknolojisiyle kolayca bu kadar çok katlı apartmanlar yapılır. Fore kazıklarla metrelerce derin zemine inilir. Olmadı raydan beton atılır. Binanın yerleşim alanı 100 metrekareyse, 150 metrekare atılır. Onun üzerine temel çıkılır. Raydan betonun içinde çelik örgü vardır. Amaaa her yapının bir dayanma yılı vardır. 50 ve daha yukarıdadır. Çin’de bu denli yüksek binaların yapılması, aşırıya kaçıldığını, işin şirazesinden çıkıldığını gösteriyor. Alıcı gözüyle baktığımda sık sık bu kadarı da olmaz diyorum.” Bir bilen danıştım…          
65-Çinliler bir tek trafikte eşit!: Bu değerlendirme eşime ait. Açıklamaya çalışayım: Gepgeniş caddeler. Geliş-gidiş yönlerinde en sağdaki şerit, motosiklet ve bisikletlilere ayrılmış. Önceden bisiklet çokmuş. Şimdi motosiklet. Her cinsten ve her markadan. Yolda sonra ağaçlık bir refüj var. Çoğunlukla 3 geliş, 3 gidiş. Araçlar bu geniş hattı kullanıyor. Trafik polisleri arada-sırada araç yoluna girmiş bisiklet-motosiklet sürücülerine ceza yazıyor. Araçlar son model. Ferrari bile görebilirsiniz kolaylıkla. Yâni; Çinliler bir tek trafikte eşitler. Hiçbirinin diğerine üstünlüğü yok, yolu kullanırken…

 

 



Bu yazı 851 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



2 + 4 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI