Bugun...
08.09.2015 - Özdere Günlüğü 5 Ağustos - Çarşamba


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 08-09-2015 14:19

4 günlüğüne Milas-Ören’deydik
Hep eşim gitmişti. Kısa süre kalmıştı. Bacanaklarla tatil yapmıştı. Babamın yanında Ankara’da kalmıştım. Nasip bu yazaymış. 4 günlüğüne Ören’e gittik. Kuşadası, Davutlar, Söke, Bafa ve Milas üzerinden 3 saatlik bir yolculuk yaptık. “Karga bokunu yemeden” yola çıktığımızdan Güneş’in nazlı nazlı dağların ardında doğuşuna ve yükselişine tanıklık ettik.  Ören, bir hilâl biçimindeki koya kurulmuş. Sol ucunda Y(ap) İ(şlet) D(evret) yöntemiyle yapılmış Ören Yat Limanı. İki ay sonra açılacakmış. Acaba yatlar bu pırıl pırıl denizi kirletir mi? Gelen yatçılar fiyatları fırlatır mı? Belki hiç karaya ayak basmazlar! Yat Limanı girişinde bir yön levhası:Karia Yolu yazılı. Muğla ve Aydın illerini de kapsayan 820 kilometrelik bir yürüyüş rotası. Likya uygarlıklarından başlayıp gelen yol. 2013 şubatında resmi açılışı yapılmış. Ama çok zahmetli olduğu yazılı her yerde. Kendine güvenmek yetmez, donanımlı olmak gerek Karia Yolu’nu yürümek için. Sağ uçta fener. Üç metre ne var ne yok! Kıyıda duruyor. Bekçiye gerek yok! Yalnızlık nedir bilmeden yaşıyor fener(cik)! Arkamızda heybetli dağlar. Yarı beline kadar orman. Sonrası doruğa kadar kayalık. Çamlar tutunamamış sanki. Dimdik, dikine doğal bir duvar örülmüş gibi. Sahil trafiğe kapalı. 5 metre genişliğinde parke taşlı bir yol. Sonra palmiyeli, çiçekli 1 metrelik bir ara bölüm. Sonra denize girebilirsiniz. Aralıklı olarak dizilmiş 4 sıra şezlong. İkişerli ve güneşlikli. Roman vatandaşlarımız güneşlikleri hayıttan örmüş. Bir de boyanmış: Mavi, sarı, kırmızı, yeşil… Gökkuşağının ne kadar rengi varsa… Milas Belediyesi görevlileri var. Şezlong başına günlük 3 TL alıyor, fişini veriyor. Sık sık duşlar konmuş. Sabahları sıcacık. Akşama doğru soğuyor. Kuyu suyuymuş. Üşenmedim saydım, her 10 adımda bir çöp kovası. Sanki “Çöpünüzü bana atın! Yerlere değil..” diyor usulca. Turuncu giysili çöpçüleri var. Boyu kadarki çöp bidonlarıyla dolaşıyor. Çöp kovalarını boşaltıyor. Ellerinde eldivenleriyle. Ama ne yazık ki, taşeron bir firmanın çalışanı. Giysisinin sırtında firmanın adı yazılı. Maaşları asgari ücretin bile altında. Kanayan bir yaradır. Hâlâ sürmektedir. Deniz, 4-5 adım sonra boy alıyor. Ilık mı ılık. Tertemiz. Çakıllı. Denizde azıcık hareketsiz durun, balıklar bacaklarınızı ısırıveriyor. Çok konukseverler çok(!) Bebekler, çocuklar kolluklarıyla kendilerini bırakıveriyorlar denize. Tuzlu değil. Duş sonrası tek bir tuz zerresine rastlayamazsınız.  Ebeveynler çok titiz. Gözlerimle tanık oldum. Anne çocuğunun çişini küçük pet su şişesinde biriktirdi akşama kadar. Daha o yaşta çocuğunun bilincine denize işenmeyeceğini kazıdı. Ayrılırken sahilden, çöp kutusuna attı şişeyi. Habire evler, lüks daireler yapılıyor. Fosseptik kuyuları da yanlarında. Çünkü kanalizasyon düzeneği kurulmamış. Vidanjörlerle çekiliyor dolduğunda. Su, elektrik gelmiş. Şimdi sistem şöyle işleyecek: 1 metrekarelik yer-arsa kalmayıncaya kadar böyle sürecek. Ortalık vidanjörcüyle dolacak. Koku ortalığı kaplayacak. O zaman kanalizasyon ve arıtma yapılacak. Tıpkı Ege sahil kentlerinde yaşananlar gibi… Yâni; kıl çadırlı yaşamın konutlu biçimidir sahil kentlerimizde yaşadıklarımız…Bir traktör ve arkasında uzun bir kasa. Sahil boyu ücretsiz yazlıkçı taşıyor. İçeriye doğru yazlık siteler yapılmış. 1. sınıf tarım arazisi, bir biçimde kılıf bulunup yazlıklara açılmış. Üç büyük ilimiz insanları doluşmuş hemencecik. Kentliler olarak kıyıları yağmalamışız kaşla-göz arasında… 
   Melih Cevdet Anday’ın Ören’de karşıladı bizi. Cumhuriyet dönemi çağdaş Türk şiirinin büyük ustası şair, tiyatro oyunu, roman, deneme, makale yazarı. Liseden arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte Garip Akımı’nın kurucusu. Türk şiirinde yenilenmeyi başlatan şair. Yaz tatillerini Ören’de (Keramos) geçirirmiş. Buradaki evi daha düzenlenmemiş. 

“Bir dünya daha olmalı, burada
Bir yerde, o kadar yakın ki,
Seslensem duyulacak belki
Belki başladım onu yaşamaya”

dörtlüğünün yer aldığı bir tabela heykelinin yanında yer almış. Melih Cevdet Anday Parkı Ören’in tek parkı. Aydınlarına sahip çıkan bir Belediye, mutlandırıyor insanı. Hiç aklımızdan çıkmayacak şiirlerinden birinde Anday derki:
TELGRAFHANE

Uyumayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki...
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.
                                     1952

Ören, dipte bir yer. İçinden araç geçmiyor. Yalnızca sahile iniyorsunuz. Hepi-topu bu! Kapana kısılmış gibi bir duygu içindeydim. Hiç esintisi yok. Evler soğutucularla donatılmış. Dışarısı çok sıcak. Deniz ılık mı ılık. Sırtımızı dayadığımız dağda yamaç paraşütü sporu yapılıyor. Nazlı nazlı süzülüşü güzel ama benim yapamayacağım bir spor dalı. İlle de toprağa basmalı ayaklarım. Toprak insanı mıyım neyim? Topluma karışmak isterseniz 40 dakikalık bir kıvrımlı yolu göze almanız gerek. Acil hasta olsan, sorun yaşanır. Eczanesi var ama, nereye kadar? Ören, Milas’ın mahallesi olmuş. Keşke Belediyeliği sürseydi! Hizmet aksamıyor ama… Aması var işte! Milas-Ören’den iz(lenim)lerim eksiği-gediğiyle bu kadar. Bir daha kolay kolay gitmem sanırım. Zaten günlük yaşamda o kadar sıkışmışlıklar içindeyim, bir de özgürlüğün az da olsa tadını duyabileceğim/yaşayabileceğim Yaz mevsiminde Ören’de olmak mı? Özdere, rakipsiz konumdadır…

Menderes Belediyesi yanıt verdi!
7 Temmuz’da sahilin durumundan yakınan bir e-posta atmıştık Menderes Belediyesi’ne. 3 Ağustos 2015 17:55’te zabita@menderes.bel.tr’den şu yanıt verildi:“Sayın:Safire AKSARI  şikayete konu olan şezlonglara 31.07.2015 tarihinde ekiplerimizce el konulmuş, çadırlar kaldırılmış olup ve ilgili bölgeye yaz sezonu boyunca görev yapmak üzere sabit personel görevlendirilmiştir. Bilgilerinize sunar iyi günler dileriz.”
Ardından 5 Ağustos 2015 17:37’de TEMİZLİK HİZMETLERİ temizlik@menderes.bel.tr’den şu bilgi verildi:”Merhaba Safire AKSARI,
Temizlik İşleri Müdürlüğü olarak sahilin temizliği her gün sabah 4 kişi ile gün içerisinde ise sabit 2 kişi ile yapılmaktadır. 1 Ağustos itibari ile yeni tabelalarımız ilgili yerlere koyulmuştur. Vatandaşlarımızın hassasiyeti ile daha temiz bir çevre olacaktır. Diğer talepleriniz ile ilgili olarak da Zabıta Müdürlüğüne mail gönderilmiştir. Anlayışınızdan dolayı teşekkür eder, iyi günler dileriz.”
Yanıtlandığına mutlu olduk! Ama bugün sahile gidemediğimiz için yazılanların ne kadar yerine getirildiğini göremedik. Takipteyiz…

Halkın çocukları feda olmasın!
Başbakan Davutoğlu, “Bu vatan için gerekirse evlatlarımızı da kendimizi de feda etmeye hazırız” buyurmuş! Gazeteciler araştırmış. Son 30 yılda 6 Cumhurbaşkanı, 10 Başbakan, 13 Genelkurmay Başkanı, 3500 Milletvekili gelmiş geçmiş. Bir tanesinin bile oğlu şehit olmamış! Orhan Veli’nin “VATAN İÇİN” adlı şiirini anımsadım hemencecik. Şiir şöyle:

“Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik.”

6 AĞUSTOS – PERŞEMBE
Şar şar yağmur boşandı
Sabahtan bir sıkıntılı hava vardı. Ama güneş yine ısıttı. Ama ikindiye kadar. Sonra şar şar yağmur boşandı gökten. Gökgürültüleri, şimşekler ve iri iri damlalar. Hiç olacak şey değil! Sık sık elektrik kesiliyor. Öyle birikmişti öfkesi!  

Halkın çocukları feda olmasın!
PKK, silahlı bir örgüttür… Ve hemen silah bırakmalıdır! Yıllardır kirli bir savaşın içindeyiz. 35 yılda 50 bin yurttaşımızı kaybettik. Harcanan kaynak 500 milyar dolara yakın. Türküyle Kürdüyle, Alevisi Sünni’siyle, tüm insanlar akan kandan, ölen gençlerimizi gömmekten bıktı usandı!.. 2011 Haziranında yaptığımız Mardin gezimizin sonunu şöyle bağlamıştım. “Dönüş
Sağımızda Raman Dağı. Petrol kuyuları çalışıyor. Çekiçler inip kalkıyor. Çıkan ham petrol, bir havuza pompalanıyor. Acaba petrolümüz üzerinde ne kadar söz hakkımız var? Kimlere ruhsat verildi? Cıva basılıp da ötelenen petrol kaynaklarına ne zaman ulaşacağız? Daha yanıtını veremediğim birçok soru kafamda dolanıp duruyor. Kafamı kemiriyor sanki! Yolumuz Batman’a, sonra Diyarbakır’a ve Pozantı üzerinden Ankara’ya. Otobüsün camından gördüğüm; yemyeşil uçsuz bucaksız ovalar… Hepimize yeter! Hepimize yeter! Yeter ki, eşit dağıtılsın, hak ettiği gibi işlenilsin, işletilsin…” Yine aynı duygular içindeyim...                                                                                        

7 AĞUSTOS – CUMA
Selçuk’ta yarım gün
Öğleden sonra Selçuk’taydık. İşimiz bitti. Kaldırımlardaki reklam panolarında “BU GURUR HEPİMİZİN-Selçuk Efes Unesco Kültür Mirası Listesinde” yazılı afişler vardı Belediye Başkanı Dr. Dahi Zeynel Bakcı’nın fotoğrafıyla birlikte. Gerçekten gecikmiş bir hakkın teslimiydi. Emeği geçen herkesi kutlamak gerek! Kahveler doluydu. Taş döşeyenler, domino dizenler, kağıtları karanlar serin serin zamanı öğütüyorlardı. Kaygısız ve durgun bir aralıkta. Uğur Mumcu adına yaptırılan heykel düzenlenmişti. Ama ne olduğunu tam anlayamadığımız bir anıt vardı Beldiyenin yanındaki parkta. Mermerleri düşmüştü. Bakımsız haldeydi. Türk Hava Kurumu Üniversitesi önünde olduğundan eşimle uzayla ilgilidir diye düşündük. Adagideli kebap ekmekçimiz kapatmıştı dükkanı. Olsaydı, bi güze ganımızı duyuruduk… İstasyon Meydanı’nda “Edebiyat Özgürleştirir” sloganıyla bu yıl birinci yapılan Uluslararası İzmir Edebiyat Festivali’nin Selçuk bölümünün hazırlıkları yapılıyordu. Saat 20:00’de Tuna Kiremitçi, Pelin Batu, Neşe Yaşın (KKTC) “Aşk Özgürleştirir” diyeceklerdi. Ardından Şükrü Erbaş şiirlerini okuyacaktı. Yarın yine aynı saatte ve yerde Yekta Kopan’ın söyleşisi ve imza günü vardı. Daha zaman vardı. Eğer yorulmazsak, kalacağız. Merkez Camide mevlût okunuyordu. Lokma döktürülmüştü. Hayra eşlik ettik. “Allah kabul etsin!” dedik lokma döktürenlere. Hemen Ayasuluk Kalesi’ne gittik. Üniversite kazıya devam ediyordu. Belediye de destekçisi. İğneyle kuyu kazmak gibi bir iş. Yağmursuz havalarda Yazları çalışılıyor. Uzuyor bu nedenle. Yavaş yavaş çıktık. Kilise’de, Sunak’ta… durduk. İnceledik. Yüzyılların ötesinden gelen Roma, Bizans, Selçuklu (Aydınoğulları Beyliği) ve Osmanlı’nın izleri üst üste yığılmış, kaynaşmış sanki dost olmuşlardı. İkindi sonrasının serinliğiyle rahatça gezebiliyorduk. Ailecek gelmiş yabancı turistlerle karşılaştık. Sıcaktan kaleye sığınmış kediler sütunların diplerine kıvrılıp yatmıştı. Çınar ağacı tüm heybetiyle tanıklığını sürdürüyordu. Yığılmış sütunlar, ayağa kaldırılmayı bekliyordu. Aşağıya doğru meyilli kazı alanları vardı. Kaynaşmış tarihte yolculuk ne güzeldi! Kalenin eteğindeki Belediye’nin Ayasuluk Cafe&Restaurant’ına oturduk. Namusluca demlenmiş tavşan kanı ikişer bardak çayımızı içtik. Yorgunluğumuz diner gibi olmuştu. Yarım günde Selçuk’tan ancak bu kadar…     

8 AĞUSTOS - CUMARTESİ
Menderes Belediyesi az da olsa harekete geçti!
Belediye az da olsa harekete geçti! “Lütfen ayak izlerinizden başka hatıra bırakmayınız!” yazılı orta boy uyarı tabelalarını sahil boyunca aralıklarla yerleştirdi. Temizlikçilere bir sözümüz yok! Onlar ha babam de babam temizliyorlar. Ellerinde siyah kalın çöp naylonlarıyla. Şezlongların tümü açılmıyor. Müşteri istedikçe hizmet veriliyor. Şezlongların toplandığı doğru. Ama yine geri verilmiş. Bir de “Engelli Yolu” yapılmış taşlardan. Bebekli aileler, engelli yurttaşlar araçlarıyla sahile kolayca gelebiliyor. Araçları kumda batmıyor.  

9 AĞUSTOS – PAZAR
Emlâk satışı durdu
Emlâkçı arkadaşımla karşılaştım sabah yürüyüşünde. Hemen yanık yanmaya başladı:”İki aydır işler kesat! Ne alan var ne de satan.” Sokak aralarında vızır vızır müşteri dolaştırırlardı önceden. Şimdi eser yok. Bitmiş evlerdeki “Satılık” yazıları geldiğimizden beri asılı duruyor. Kimi evlere gelen olmamış. Satılığa çıkarmışlar. Nerdeyse 3 yıldır satılmayanlar var. Özdere’de ev yapılacak arsa kalmadı. Hepsi bitti, tükendi. “Manzara Cefa”ye çıkıp baktığınızda yanaşık düzendeki ev tarlasını görürsünüz…

10 AĞUSTOS – PAZARTESİ
Almanlar da oyunu görmüş!
Almanların saygın dergilerinden FOCUS’da “1-Erdoğan neyi planlıyor?, 2-IŞİD’le savaş konusunda Türkiye ne kadar ciddi?, 3-Kürtler kendi aralarında birlik mi?, 4- Türkiye’deki kriz sürerse iç ayrışmalar tehdidi oluşabilir mi?, 5- Amerika hangi taktiği uyguluyor?, 6-NATO hangi rolü oynuyor?” soruları sorulmuş Erdoğan’ın “Siyasette amacına varmak için bütün araçların kullanılmasını meşru” sayan kişi olarak nitelemiş.  

11 AĞUSTOS – SALI 
Sahilde internet
Menderes Belediyesi, sahile ücretsiz internet erişim aygıtı yerleştirdi. Üç kanatlı kuş gibi. Güneş enerjisiyle çalışacak. UPS ile bağlantılı. Telefonunuzu da doldurabileceksiniz. Harıl harıl aygıtı kuruyordu genç teknisyenler. Kimlik numaranızla giriş yapabiliyorsunuz. Cafelerde internet erişimi vardı. Ama pahalıya mal oluyordu. Oturmuşken, bir şey yemek ya da içmek gerek! Menderes ilçe merkezinde belediye binası önü, Aykut Vural Parkı (Kafeli Park), Gümüldür Halk Plajı ve Özdere Gerçlik Parkı’na da kurulmuş. Toplam 5 noktada hizmet vermeye başlamış. Belediyeyi kutluyorum…

Gazete satışları ve SÖZCÜ
Feyzi Beye sordum:”Sattığın gazeteler arasında ilk üç sırada hangileri var?” Şöyle sıraladı:”1-SÖZCÜ, 2-POSTA, 3-HÜRRİYET.” Gerçekten diğer satış noktalarında da aynı durum söz konusu. Havva Teyzenin Almanya’daki kızı anlattı:”SÖZCÜ, Almanya’da da en çok satan gazete. HÜRRİYET kapandı. Tüm çalışanları SÖZCÜ’ye geçti. Her yere ulaşıyor. Türkiye’yi rahatlıkla izliyoruz.”

KANLI PAZARTESİ
Dün 9 yurttaşımızı kaybettik. Gazeteler “KANLI PAZARTESİ” başlıklarıyla çıktı. Silopi’den İstanbul’a her yerde çatışma her yerde ölüm vardı. “Hükümeti bırakmak istemeyen Erdoğan-AKP kliği, yeniden tek başına iktidar olmak için ülkeyi iç savaşın eşiğine getirdi. Kanlı iktidar kumarı” sürüyor. 8 Haziran sabahı nasıl da umutluyduk! Demek umudu bu halka çok görüyorlar… Ama halk yanıtını er geç verecektir. Göreceğiz… 

12 AĞUSTOS – ÇARŞAMBA
Düzeltmenlik sürüyor
Bu kez Dr. Niyazi Altunya’nın yakında yayımlanacak “Türkiye Öğretmen Örgütlenmesi” adlı kitabının bir bölümünün düzeltmelerini yapıyorum. Bugün başladım. Ay sonuna biter. Her gün azar azar, dura dura okuyorum. Maddi hatalara, yazım yanlışlarına bakıyorum. Eksikleri belirliyorum. Ayrı bir dosyada gerekçelerimi sıralıyorum. Daha önceki yapıtın genişletilmiş hâli. 600 sayfayı bulan dev bir kitap olacak. Her öğretmenin başucu kitabı olacak… 

Güney Kore nere?
En küçük kayınbiraderin kızı Güney Kore’yi gezdi geçen yıl. İki kız arkadaş bir ay geçirdiler. Bu yıl Korece öğreniyor. 4. kurda. Yolu yarıladı. Koreceyi okuyup yazabilir duruma geldi. Sabah kahvaltı masasında izlenimlerini anlatıyor:”Koreliler çok ilginç. Sıcakkanlı. Hele biz Türkleri çok seviyorlar. İkinci Dünya Savaşı’nda kurtarmışız ya ondan. Ülkeyi gezenken, hiç zorlanmadık. Teknoloji ve tasarımda çok ilerideler. Kendi mallarını kullanıyorlar hep. SAMSUNG herkesin elinde. Yabancı markanın yaşama şansı yok. Arabada,telefonda, bilgisayarda… aklınıza gelebilecek her alanda. Müziklerine kendi tarzlarını yedirmişler. Bay ve bayanlar aynı kuaföre gidiyorlar. O nedenle ayırmak çok zor. Tenini beyazlaştıranlar kentli, uygarlaşmış sayılıyor. Hafif esmerse, köylü gibi algılanıyor. TV dizilerini bizler kopye ediyoruz. Tıpkı çizgi filmlerdeki gibi. Korece bana çok kolay geliyor. Türkçe gibi. Fiil cümlenin sonunda. Hiç zorlanmıyorum. Bir tek şekilleri ezberlemem gerek. O da zamanla olacak. Saçlarını renkli boyuyorlar. Rengarenk kafalar, saçlar görüyorsunuz her yerde. Şişman hiç yok neredeyse. Bedenleri ipince, neredeyse kırılacak! Gelecek yıl üniversite bitecek. Tasarım bilgimi geliştirmek için Güney Kore’ye gideceğim.” Masal gibi dinledik. Size de ilginç gelmiştir, umarım!

Kumpasçılar tüyüverdi!
Haklarında yakalama kararı çıkarılınca tüyüverdiler Türkiye’den. “Darbecileri yargılıyoruz”, “askeri vesayeti bitiriyoruz” yalanlarının savcıları Zekeriya Öz ile Celal Kara’dan söz ettiğimi anlamışsınızdır. Öz ne diyordu sosyal medyada:”Ben dahil herkes hakkında kaçacak yalanıyla milleti kandırmaya çalıştılar ama kaçan olmadı.”  tlan’in gözdesiydi, özel görevlendirilmişti, Cemaat tertipçisiydi, liberallerin, darbecilere karşı mücadele edenlerin gözdesiydi. Hukuktan kaçan savcılar ülkesine döndü Türkiyem!? Güleriz ağlanacak hâlimize…     

13 AĞUSTOS – PERŞEMBE
“Hükümeti Kur-MA!”
Saray “Hükümeti Kur-MA!” dedi. Davutoğlu kur-MA-dı! Zaman geçirmek için top çevirmelerin sonuna gelindi. Artık erken seçim zamanı. “AKP iktidar olana kadar seçim mi yapacağız?” soruları yurttaşın kafasına işlenmeye başlandı. Ama merak etmesinler. 7 Haziran’dan daha büyük bir tokat geliyor. Kiminle konuşsam, bunu hissediyorum. Yok, öyle yağma!  ANAP’ı nasıl alaşağı ettiyse bu millet, sizleri de alaşağı edecek. Hem de sandıkta… 

“Liberal İhanet”
Merdan Yanardağ’ın son kitabı:”Liberal İhanet-Siyasal İslam’a Biat Edenler” Çıkar çıkmaz almıştım.  Ankara’daki söyleşisine katılmıştım. “İhanetlerin olmadığı yeni yolculuklar için.. Sevgi ve dostlukla” diyerek imza atmıştı ilk sayfasına kitabının. Şimdi yeniden okuyorum. “Bu kitapta esas olarak, Türkiye’nin demokratik gerekçelerle siyasal İslamcılara teslim edilmesinde önemli rol oynayan liberalleri ve sol liberalleri analiz etmeyi; siyasal ve entelektüel tarihimizin bu en büyük aydın ihanetini –dünyada örneği çok azdır- anlatmayı” amaçlamış Yanardağ. Okuyup bitirince amacına ulaştığını gördüm. Ahmet  tlan, Prof. Dr. Mehmet Atlan, Yasemin Çongar, Prof. Dr. İhsan Dağı, Murat Belge, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal, Nuray Mert, Ufuk Uras, Ümit kıvanç, Ömer Laçiner, İdris Küçükömer, Halil Berktay bu ihanetin önde gelenleri. Şimdilerde AKP treninden atıldıklarından sözde demokrasi yanlısı kesiliverdiler. Yanardağ, bir başucu kitabı sunuyor bize. Bugünleri anlamak için dünkü ihanet edenleri unutmamak isteyenler için…

14 AĞUSTOS – CUMA
“Edebiyat Özgürleştirir”
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl ilkini düzenlediği “ULUSLARARASI İZMİR EDEBİYAT FESTİVALİ” tüm hızıyla sürüyor. Gümüldür Amfitiyatro’ya gittik eşimle. Saat: 20:00’da başlayamadı. Çünkü, gelen yok gibi. Bir sıra bile dolmadı. Bu arada kitaplara bakıyoruz. BirGün yazarı Şair Haydar Ergülen’in “Azıcık Cihangir” adlı kitabını aldık. Etkinlik sonucu imzalatacağız. Konumuz:“90. Doğum yılında özgür bir ruh olarak ATTİLA İLHAN.” Yarım saat gecikmeli olarak başladı etkinlik. Nurduran Duman yönetiyor. Zeynep Aliye, İlhan’la söyleşi yapmış. Yakından tanımış. İlk karşılaşmasının heyecanını yaşattı. Cenk Gündoğdu, tüm şiirlerini yeniden incelemiş. Özlü, yoğun bir sunum yaptı. Rahmi Emeç, İlhan hakkında önceki konuşmacılar pek çok noktayı söylediğinden tekrara gitmedi. Kendince belirlediklerini aktardı. Nurduran Duman, öğrenciyken yurt odasında duvara yazdığı Attila İlhan’ın şiirini paylaştı. İkinci bölüm, şiirlerle bezeliydi. Önce Romanyalı şair Corneliu Antoniu okudu şiirlerini. Çevirmen İngilizce okuyamadığı için özür diledi. Buna oturduğumuz yerden tepki verdik. Kendi dilinde, Romence duymak için geldiğimizi ilettik hafif yükselen sesimizle. Romencenin tınısını yakalamaya çabaladık izleyiciler olarak. Haydar Ergülen, Mutlucan Güvendir de sırayla dizelerini seslendirdi. Eskişehirli Rahmi Emeç’in “Ali İsmail Bizim Evimizdir” şiiri acılarımızı yeniledi. Paylaşmazsam kalbim kuruyacak: 
Ali İsmail Bizim Evimizdir
                                                                                    - Ali İsmail Korkmaz İçin -
...
Ne çok eksiliyoruz diyen bir sesin peşindeyiz
Artık, yoklama defterinde eksik adımız
Anılar, arkadaş günlüğünde karanfil…
...
Kan, avuçlarımızdan sızınca bir kentin sokağına
Her adım yokluğa açılıyor
Dönülmez bir derya deniz…
...
Kendi ülkemizde 
düşman kalesindeyiz diyor sokağın sesi
Hadi, adımlayalım bu esareti!
...
Ey, geride gülüşü kalmış çocuk
Senden sonra ölüm, bizim en acılı evimiz
Ve bu yüzden, kentin kapatılmıştır perdeleri…
...
Şimdi, ben senin fotoğraflarına bakarken
Hep güzel sözcüklerin sesine büyürüm
Dağınık harfler dizerim yokluğuna…
...
Sen hiç, çok sesli bir yalnızlık gördün mü? 
Ben gördüm, o genç ölümlerin ardından
Uzun yağmurlar yağdığında bir yaraya…
...
Ey acı evinin gözlere düşmüş yası
Geldiğim yolun kalp büyümesi seninki
Ali İsmail’den önce ve sonra…
...
Bütün iklimlerde, bütün iklimlerde
Zaman noktaya varmak üzereydi
Duydunuz mu, bir ölüm cümlesi son kez nefes aldı
...
Şimdi ben, içimin acıdığı yerdeyim
Bağışlanmış bir haziran resmi kalsın dostlara
Ömrün genç ikliminde büyüyen…
...
Elleri, senin gençliğini kapatan adamlar
sessiz olduğumuzu anlayınca,
harflerin sesini kısıp uzaklaştılar.
...
Geride gülüşü kalmış çocuk
Gittin ya, gençliğin inceliği kayboldu
...
Ve artık, senden sonra ölüm
Birlikte yürünmüş Eskişehir günlüğünde
bizim en acılı evimizdir
bizim en acılı evimizdir…
...
Ey, bizim en acılı evimizdir diyorum
vicdanın sesine sağır durmuş katiller
...
Ali İsmail bizim en acılı evimizdir
                                                                                                            Rahmi Emeç

15 AĞUSTOS – CUMARTESİ
“ULUSLARARASI İZMİR EDEBİYAT FESTİVALİ” sürecek
Dünkü etkinliğin güzelliği sürüyor. Üzücü olan katılımın az olmasıydı. Sorumlu müdirenin anlattığına göre, daha önceki etkinlikler çok kalabalık geçmiş. İlk kez burada şaşırmışlar. İzmir Büyükşehir Belediyesi “ULUSLARARASI İZMİR EDEBİYAT FESTİVALİ”ni sürdürecekmiş. Buna çok sevindik…Eğer Özdere’de olsaydı, nerede yapılırdı bu etkinlik? Hiçbir yer aklıma gelmiyor. Şu Özdere Kent Meydanı olsaydı, katılım olurdu. Hem yol üstünde hem de amaca uygun bir yer. Bir an önce bitirilmesi gerekiyor! İzmir Büyükşehir Belediyesi, ne yapıp edip bu meydanı tamamlatmalı Menderes Belediyesi’ne. 

“Medar-ı Maişet Renosu”
Önce Sait Faik’e gidelim. “Medar-ı Maişet Motoru” 1944 yılında yayımlanan ilk romanı. Önce kısa bir Wikipedia bilgisi:“Arapça kökenli “maişet” sözcüğü “geçim, geçinme”, yine Arapça’dan eski Türkçe’ye geçmiş “medar” ise “dayanak, yardımcı” anlamlarına gelmektedir. “Medarı Maişet” ise “geçimi sağlayacak koşul, iş” demektir. Eserin adı “Medarı Maişet Motoru”, “Geçim Sağlayacak Motor” anlamını taşır. Romanda, Burgaz Adası’nda oturan emekli memur Ali Rıza Efendi’nin emeklilik yıllarında ailesiyle birlikte çektiği geçim sıkıntısı, ailenin hayata tutunma çabaları anlatılır. Ali Rıza Efendi’nin evlât edindiği Hikmet’in çalıştığı balıkçı motorunun adı da “Medarı Maişet”tir. Hiçbir siyasi hedef göstermeyen roman, yine de kahramanlarından birine eski bir asker kaputu giydirdiği için 1944’te yayımlandığında sıkıyönetim mahkemelerince toplatılmıştı. Türkiye’de önceki yıllarda yasaklanmış oldukları gerekçesiyle halen cezaevlerine sokulması yasak toplam 23 bin kitabın arasında “Medarı Maişet Motoru” da bulunmaktadır ve bu yasakların da yakın bir tarihte kaldırılacağı bildirilmiştir.”
Şimdi gelelim “Medar-ı Maişet Renosu”na. Fotoğrafta göreceksiniz. Eski mi eski bir model Reno. Rengi güneş kala kala solmuş. Kaportada küflenmeler var. Neredeyse hurda olmuş. Sabahtan geldi sokağın başına. Tezgâhını kurdu. Önce tavukları haşladı. Suyuyla pirinç pilâvı pişirdi. Bir yandan da tavuk etlerini ufak parçalara ayırdı. Divtikledi anlayacağınız. Kornişon turşuları da küçük küçük dilimledi.  Çalışırken, gölgelikle kendini güneşten korudu. Sabahın er vaktinden öğleye kadar hiç durmaksızın bir makinenin dişlileri gibi, kendiliğinden komutlandırılmış robot gibi çalışıp durdu. Yaşı yarım yüzyılı geçmiştir. Kilolu değil. Bu çalışmaya olur mu? Pilav iyice emişti, şişti. Sanayi tipi ocağı sonuna doğru iyice kısmıştı zaten. Pirinçlerin taneli kalmaması gerek! Sonra bebek arabasından bozma iki gözlü arabaya taşıdı. Tavuk pilâvın üstüne serpiştirilmiş. Lif lif olmuş neredeyse. Kornişon turşu yanında. Karabiber, kırmızı biber, tuz, ketçap, mayonez yan yana dizili. Öğle ezanı okunur okunmaz, daldı pazara. Bağırmadan, ortalığı gürültüye boğmadan usul usul dolaşmaya, satmaya başladı. Bilen biliyordu. Kaç yıldır bu işi yapıyordu. Ha Kokoreççi Turgay Usta ha Pilâvcı Usta. Her pazarcı kanıksamıştı. Müşterilerinin özellikleri ezberindeydi. Kullan-at tabaklarla servis yapıyordu. “Medar-ı Maişet Renosu”, tencereler dibini buluncaya kadar parkta bekledi. Sonra “Medar-ı Maişet Renosu’nun bagajına doldurdu kapları ve diğer malzemeleri. Kâh terastan kâh pazarda eşimle alış-veriş yaparken hayranlıkla izledim durdum. Alınterinin, emeğin önünde saygıyla eğildim…

Darbe itirafı
Erdoğan dün Rize’de yaptığı konuşmada darbe yaptığını şu sözlerle resmen itiraf etti:”Beyler, Türkiye 10 Ağustos 2014 tarihinde, milletin doğrudan cumhurbaşkanını seçmesiyle yeni bir döneme girmiştir. Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var.  Cumhurbaşkanı elbette yetkileri çerçevesinde, ama doğrudan millete karşı sorumlu olarak görevini yürütmek durumundadır. İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun hukuki çerçevenin anayasal olarak kesinleştirilmesidir.”  Fiili başkanlık sistemi olduğu apaçık ortaya çıktı. Tarihe kayıt düşüldü. Böyle biline ve unutulmaya!!!  
16 AĞUSTOS – PAZAR
Darbeci Başkan
Erdoğan’ın rejimi sinsice değiştirdiğinin itirafı elbette tepkiyle karşılandı. Bilinmesinde yarar var: CHP Grup Başkanvekili Levent Gök:”Erdoğan artık mevcut Anayasa’nın taşıyamayacağı darbeci bir cumhurbaşkanıdır. Kenan Evren’e hukuken ne yapılmışsa Erdoğan’a da o yapılmalıdır.” / İstanbul Barosu Başkanı Avukat Ümit Kocasakal:”Cumhurbaşkanı Anayasa’yı açıktan yok sayıyor. 6. maddenin açık bir ihlali söz konusu. Anayasa’ya bağlı kalma yeminini çiğneyen Erdoğan istifa etrmeli, vatana ihanetten yargılanmalı.”

“Azıcık Cihangir”
İki gün önce Haydar Ergülen’e imzalattığımız “Azıcık Cihangir” adlı kitabı okuyup bitirdim. Sabah denizle buluşuyorum. Öğleden sonra ise sahilde kitap okuyorum. Böylece kısa zamanda bitiriyorum. Ergülen’in şiir ve deneme kitapları da var. Ama biz bunu seçtik. Yaşadığı semti anlatışından tanımak istedik Ergülen’i. Aslında Eskişehirli kendisi. Sonradan Cihangirli olmuş. Zaten “Eskişehir’i yazamadım daha, onun yerine Cihangir’i yazdım! Çok sevgiyle…” biçiminde mahcubiyetini de belirtmişti kitabını imzalarken. Ergülen bakın semt olgusuna nasıl bakıyor:”Şehirler tarihleriyle, konumlarıyla, su kaynaklarıyla, nehirleriyle var ama asıl olarak da semtleriyle var. … Bir semti sevmek bir şehri sevmektir; bir şehri sevmeye bir semtinden başlanır, ama bence bir ülkeyi sevmeye de onun bir semtini sevmekle başlanır.” Komşu ve komşuluk hakkında ne diyor:”Komşumuz varsa varız, komşumuzu sevdiğimiz kadar varız. Bütün dinlerin, dillerin, inançların, kültürlerin buluşma noktası komşuluktur.” Yeni hızlı yaşamın insanları birbirinden uzaklaştırdığını, giderek yalnızlaştırdığını biliyoruz. Çözüm, bence kentin en küçük birimi olan mahalle/semt temelinde dayanışmaları güçlendirmek olmalı. Ankara’daki sokağımızda aylık dergi çıkarttığımda bunu sağlamıştım/k… 



Bu yazı 1762 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



2 + 4 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI