Bugun...
09.07.2015 – Yolboyu Notları


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 09-07-2015 13:53

Bildiğiniz yolboyu notları. Ankara-Özdere arasında. Anında, çalakalem izlenimlerim. On ayı bulan yorucu bir çalışma, üretme süreci sonrası tatile çıkıyoruz. Öyle hımbıllık yaparak, boş boş güneş altında yanarak-kızararak geçmeyecek. Önce bunu bilmenizi isterim. Yine okunacak gazeteler, kitaplar var. Sırası gelince onlardan da söz edeceğim.
    Başlıyorum yolboyu notlarıma. Sabahın 06:30’u. Kuş cıvıltılarından başka bir ses yok! Doğa uyanıyor yavaş yavaş. Ankara’dan çıkıyoruz. TEMELLİ, artık bir mahalle. Gölete oltalar atılmış. Küçük oturaklarda balık bekleniyor. Neredeyse balıklar? Issız, dinlendirici bir ortam. Yol kenarında kavun sergileri. Dışarıdan gelmiş bunlar. Daha Ankara’nın kavunları olgunlaşmadı ki!
    HAK-İŞ’in üyeleri için kapsamlı bir yapı kooperatifi çalışıyor. Ne demişler:”Dünyada mekân, ahirette iman.” HAK-İŞ’de bu doğrultuda üzerine düşen görevini yerine getiriyor(!) Grev, toplu sözleşme de neymiş? Kestirmeden üyelerin yuvalarını yaparsın, sonra da yan gelip yatarsın!
    HATTAT MAKİNA’da grev var! Fabrika girişinde işçinin sesini duyuran grev pankartları. Direniyorlar. Sonunda elbet kazanacaklar… Çünkü tarih böyle buyurmuştur.
    POLATLI, Askerliğimin geçtiği yer. Sokakları kimyon kokardı 35 yıl önceleri. Şimdi de öyle midir? Kırmızı ışıkta durduk. Gevrek satıyor orta yaşta biri. Toprağı bol olsun babam gözümün önüne geliyor. O da tren istasyonunda satardı. Ben o helâl kazançla bugünlere geldim. İki tane alıyoruz. Tanesi 125 kuruş. Kazıklanmış hissi içindeyiz. Ama çok sürmüyor. Geçiveriyor. Çünkü, sabahın ilk ışıklarıyla kalkmış. Rızkının peşine düşmüş. Tepeden tırnağa hırlıya-hırsıza boğulmuş bu güzelim ülkemde alnının teriyle yaşamaya çalışıyor. Helâli-hoş olsun!
   SİVRİHİSAR’daki TESK Tesislerindeyiz. Kahvaltımızı hafiften üşüten bir havada yapıyoruz. Daha pek çok aile var bizim gibi. Çoğu tatilci. Uyku mahmurluğu üzerlerinde. Ama ayıkıyorlar rüzgârın etkisiyle. Upuzun bir yol. Kıvrımsız. Yılan gibi uzanıyor. Afyon’a doğru. Güneydoğu’dan oldukça çok nüfuslu, ucuz emek gücü insanlarımız, çadırları ve yanlarında minibüsleriyle Sivrihisar ovasına konmuş. Şimdi pancar zamanı. Ardından ne gelirse… Taa Güz mevsimin ilk aylarına dek sürecek bir yaşam, geçim maratonu. Hâlâ gerçekleşmeyi beklemektedir FEODALİZMin yıkılışı ve yerine geçişiyle bu insanlarımızı bu rezil yaşamdan kurtaracak TARIM ve TOPRAK REFORMU.
    Çiftyolda kayıyor arabamız. Hani halkımızın “Yiyorlar ama yapıyorlar…” diye başımızdan eksik etmediği sağ iktidarların eseri çiftyolda. Arabamız yeni bakımdan çıktı. Belli ediyor. Ara kavşaklarda otları çapalayan, yol kenarlarındaki otları temizleyen insanlar. Mutlaka taşeronun tuttuklarıdır! Yüzde bin beş yüz eminim! Başka türlü nasıl zengin olur, bu ihalelere girenler? Sorarım size! Sol iktidar gelse de, yapmış olsaydı! Ama halk hâlâ “Onlar kendi aralarında tartışmaktan iş mi yapabilir? İktidar mı olabilir?” diye sorup oyunu vermiyor. Ona göre; sol hiç hazır olmadı ki, iktidara! Siz ne dersin ey okurum?
    Kılkuyrukları sarı yahşi çiçekleriyle kıraç doğayı süslüyor…
    Çiftyol kesilmiş. Daraltılmış uyarı işaretleriyle. Neymiş asfalt yenilenecekmiş. Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) yapsa, böyle durum yaşanmazdı. Çünkü, asfalttan çalmazdı! Çünkü, zemindeki mıcırı tam sıkıştırırdı! Silindirlerle günlerce zemini çiğner, sonra asfalt atardı. Her işi hakkını vererek yapardı. Ya şimdi nasıl oluyor derseniz? Bu işler ihaleyle yaptırılıyor. Taşeronlara veriliyor. KGM’nin araç-gereçleri, makineleri… taşerona ucuz ucuz kiralanıyor. Bu yol 2008’lerde yapılmıştı. Bu kaçıncı yenileme? Şirketin adı pek duyulmuşa benzemiyor!
    GÖMÜ Belediyesi, 1994’te kurulmuş. Ormanlığı var. Yolun sol tarafında. Önünde kocaman bir tabelâ. ”Cumhuriyetin kazanıldığı topraklardasınız” yazıyor. 94’ten sonra farkına varılmış bu gerçeğin. NE YAZIK Kİ! Yolun sağında azıcık bir yere haşhaş ekilmiş. Kelleler kuruyor. Niye çok ekilmemiş? ABD’ye sorun, olmaz mı? Ya da 1974 Ecevit Hükümeti’nin bu konudaki mücadelesini okuyun. Hepsini benden beklemeyin. Olmaz mı?
    % 100 kök boya+% 100 kirman ipi+%  saf yün+% 100 el emeği=BAYAT Kilimleri. Hile hurda yok! İnanmayan aracın dümenini Bayat’a kırar, bakar, inceler ve sonunda satın alır…
    KÖROĞLU Beli’ndeyiz. Yine geçmişten bir fotoğraf geliyor gözümün önüne. Babam da bu yemyeşil ormana baka baka çayını yudumlamıştı. Neyse! Her yerde Çalı gülleri. Tek renkte. Beyaz. Dağları sarmış. Çam ormanının içinde. Bodur çalı türünden. Yüzeye yapışıp kalmış.
    İSCEHİSAR=İşgalden Kurtuluşa. Kent ikiye bölünük durumda. Ortada anayol geçiyor. Mermerciler dolu her taraf. Bir yerde, mermer beyazı bir kent. “Giresun Şehitliği 15 Km.” tabelâsı çakılmış. Kahverenginde. Görülmesi-gezilmesi gerekli yer anlamında. İlk kez böyle bir örneğe tanık oluyoruz. Unutmadık, siz de unutmayın emi!
    AFYONKARAHİSAR girişindeki spor kompleksi inşaatı durmuş. Çürümeye bırakılmış da diyebilirim. “Harç bitti, yapı paydos” demişler sanki! Bir de şu AKP’ye aynısını söylesek!
    Ankara’daki mahalle muhtarımız, özel bir göz hastanesiyle anlaşmış. Ücretsiz göz muayenesi yaptırmış dün. Muhtarımızın anlayışı, soldan yana. Ama uygulama ise, sap. Açıktan özel bir hastaneye müşterileriyle tanışma fırsatı sağlanmış! Bence şöyle yapmalıydı muhtarımız: İl Sağlık Müdürlüğü’ne öneride bulunur, doktor isterdi.  Devlete görevini hatırlatırdı. İzin verilmediğinde bu yöntemi kullanabilirdi! Solun değerlerini yaşama geçirtirdi.
     BANAZ yolunun sağında solunda kırmızı mantarlar dizili. Köylü, sergi açmış. Vişne dolum-döküm! Acaba kırmızı tenteler, dikkatleri çekmek için mi önerildi? İhtiyacımız olmadığı için durmuyoruz. Kimisine el sallayıp, geçiyoruz hızlıca önlerinden.
     Köroğlu Beli’nden başlayarak yeşilin her tonuyla iç içeyiz. Yeşille gönenerek ilerliyoruz. UŞAK, gözümüzün önünde. Nuri Şeker Şeker Fabrikası karşılıyor, çok az kullanılan havalimanı sonrasında. Çıkıştaki Uşak Üniversitesi’ne her yıl yeni bölümler-binalar ekleniyor. Kampüs girişindeki modern cami daha bitirilememiş! Yazık ki, ne yazık! Çağırsalardı baş mimarımızı, hallederdi hemen. Açık açık yazmama gerek var mı? Anladınız siz kim olduğunu baş mimarın…
    KULA’ya girişte sağ taraftaki volkanik kayaları kaçırmayın! İlginç mi ilginç… Hemen ardında koskocaman kel bir dağ sırıtıyor. Sanki koynunda çok değerli bir madeni saklıyor gibi… Aman duymasın kimi ayrıcalıklı AKP’liler. Hemen madenci kesiliverip, arama ruhsatlarını kaparlar. Bu hep böyle olagelmektedir. Duymadınız mı? Duydunuz da unuttunuz mu yoksa?
    Bir akaryakıt istasyonunda ara verdik yolculuğumuza. Depoyu doldurduk tıka basa. Karnımızın sesini de dinledik. Yaz sıcağını gölgede karşıladık anlayacağınız…
    Kula çıkışında sağdaki dağ üzüm bağı. YANIK ÜLKE Otel-Restoran. Yaklaşık 5 yıl önce bomboştu bu dağ. Şimdi bal damlıyor. Atalarımızın çalışkan olanları, “Dağlarından bal, ovalarından yağ akan” diye boşuna dememişler. Karnını yarınca kapa toprağın kazma ile bel ile işte yeşili doğuruyor. Cennet yeşiline boyanıyor dağlar. 6 Km sonra KAVAKLIDERE-PENDORA BAĞLARI, varmış. Uyarıyor tabelâlar. Sizler, bu dağları bağlık yapanlar, çok yaşayın emi!
    Eşim “Senin zeytinliklere geldik!” diyerek beni uyarıyor. Daha dikkatli bakıyorum dağlara. Kare, üçgen, dikdörtgen biçimlerinde yeni yeni zeytinler oluşturulmuş. Kalemle çizilmiş gibi düzgün ve düzenli zeytinlikler. Toprak desen pilav gibi yapılmış sürüle sürüle.  Kompir tarlalarının arasında da zeytinlikler var. İç Anadolu’da rastlanmaz böylesi örneklere. Onlar için varsa yoksa hububat. Ayıptır söylemesi, tıpkı kargadan başka kuş tanımayanlara benzerler…
    Yolboyu adı-sanı hiç duyulmamış LPG, Mazot istasyonlarına rastlıyoruz. Çoğu bir yıllık. Nereden mi anladık? Bu yıl, çoğunun adı ve sahibi değişmiş. Güven nasıl sağlanacak peki?
    SALİHLİ’ye girdiğinizi nasıl anlarsınız? Söyleyeyim hemen:Anayolun ortasını güzelleştiren iki-üç insan boyundaki selvi ağaçlarından, rengarenk zakkumlardan oluşmuş yemyeşil duvardan. Yeşil, yeşil, yeşil ve de yemyeşil… Başka yerlerde hiç rastlamadım/k. Böyle güzel kent girişi diğerlerinin başına!
    TURGUTLU’da Alpaslan Türkeş Parkı. Tarihteki Türk devletlerinin bayrakları sıralanmış. Hepi-topu bu! Milliyetçiliği salt bayrak dalgalandırmanın daha ötesine taşıyabilsek keşke, 13 yıldır güzelim Türkiyemizi emperyalistlerin yağmasına daha çok açan AKP’ye “koltuk değnekçilik”ten vazgeçebilsek keşke diye düşünmeden edemiyorum.
    “CIZ CIZ KOROSU” Turgutlu sonrası başladı konserini vermeye. Çok özlemiştik “Lâp olduran” şarkılarına. Siz de bilirsiniz, koronun görevi lâplar olduğunda sona erer. Açtık arabanın pencerelerini. Sustuk. Bir tek sözcük bile çıkmadı ağzımızdan. Doyasıya dinledik. Kendi armonisi içinde söylenen şarkıları… ARMUTLU’da ve KEMALPAŞA’nın sanayi sitelerine feda edilmemiş incir bahçelerinde.
     Kent içindeyiz. Karşımızda FUAR İZMİR, turkuaz rengiyle gözümüze çarpıyor. Bir yanda taa tingil tepelere kondurulan evler. Köyünde sahip çıkamadığımız insanlarımız, kente koşup gelmiş ve varoşları, dağbaşlarını tutmuş. Aramıza karıştır(a)mamışız yine, her zamanki gibi!
     İşte yolboyu notlarım bunlar.
    Siz de hiç not tutar mısınız yolculuk sırasında?  
 



Bu yazı 1702 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 8 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI