Bugun...
14.12.2015 – ‘Baba – Oğul Konuşmaları’


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 14-12-2015 13:38

    Aziz Nesin, doğalı oluyor bir yüz yıl kadar… Yamuk-yumuk demokrasimizin yanlışlarını, aksaklıklarını dile getiren bir aydındı. Varlığı ve çabalarıyla aydın namusunun kurtarıcısı oldu hep. Halkının uyanması için “Kalk Borusu”nu çaldı sabahın kör karanlıklarında. Faşist yönetimlerin baskılarına direnecek bir yol-yöntem buldu en umutsuz ve karamsar günlerde.
    Gülmeceyi, ezilen halkından yana kullandı.
    2015’te doğumunun yüzüncü yılını kutlayacağız. Onurlanacağız aynı yıllarda nefes alıp vermekten. Bir kez daha O’nu anlamaya, kavramaya, algılamaya çalışacağız. Her çabamız bir parça eksik kalacaktır. Biliyorum. Ama sürecek… İnatla. Sabırla. Emekle. 
    Bu yazımda; “(Canım), (Benim aslan oğlum), (Benim yiğit oğlum), (Kadife tenli çingene palamutum), (Benim övüncüm, inancım oğlum), (Sevgili ortanca oğlum), (Ali’m, can’ın, ben’im,) (43 numaralı Cross yarışçısı oğlum), (Caaaaanım oğulcuğum Ali’m), (Canım oğlum Ali’m), (İki gözüm Ali oğlum), (Yiğit oğlum, canım oğlum, Nesin oğlum, benim oğlum), (Ali Bey), (Üçbuçuk silahşörlerin ikincisi canım oğlum Ali’m), (Aaaaaaaaaaaaah benim Şapşal oğlum, Ali), (Benim en iyi arkadaşım canım oğlum Ali’m), (Ey benim aptal oğlum), (Canımın yongası oğulcuğum)” diyerek seslendiği Ali Nesin ile mektuplaşmalarından  söz edeceğim. Mektuplar, toplam 4 cilt tutuyor. 1966-1995 yıllarını kapsıyor. Ali Nesin’in 263, Aziz Nesin’in 330 mektubu yer alıyor. “Mektup, bir monologdur. Ancak, yanıt alınırsa diyalog olur.”(Mekt.I: 7) diyor Aziz Nesin. Okurken bir diyaloga tanıklık ettim. “Baba-oğul konuşma”sının (Mekt. I: 9) sessiz dinleyeni oldum. Kusuruma bakılmaz değil mi?
     Sıcacık, dostça, sevimli, saygılı, sesleri hiç yükselmeyen bir tarzda konuşuyordu baba-oğul… Baba, hep öğüt veriyordu. Ama dayatma yoktu! “Sen benim düşüncelerime uymak zorunda değilsin.”(Mekt.I: 281) diye sesleniyordu. “Cıgara”yı bıraktığında “Beni çok sevindirdin. Bana bundan büyük müjde olamazdı”(Mekt. III: 80) diye yazar. Kendisi çok çekmiştir bu meretten. Sakallarıyla uğraşır Ali’nin. Kestir der. Uyarır:“Sakalların nasıl, çok uzatma, yani aşırı uzatma. Sakalla, giyinişle, yani fizik olarak dikkat çeker olmamalısın, anormal olmamalısın.”(Mekt. III: 91)  
     Oğul Ali mektuplarında; ders notlarını, sınav sonuçlarını, çalışma programını, okuduğu kitapları, dinlediği klasik müziği… paylaşır. Evine nasıl gelineceğini tarif eder. Kendi harcamalarının hesabını verir kuruş kuruş. Örneğin: “250 gr. Peynir (en ucuzu), 1 kavanoz reçel (en ucuz), 1 ekmek (en küçüğü), 1 kâse yoğurt (en ucuzu)” aldım der. (Mekt. II: 59) Buna karşılık baba:”Benim param yalnız size ve annenize vermek içindir, kendime harcamak için değil.” (Mekt. I: 192) diye seslenir. Oğulun dilinde “İnan ki yolladığın paralar boşa gitmiyor”dur (Mekt. II: 19). “_ Baba her şeyi yazmalısın, gerçekleri olduğu gibi yazmalısın! Doğruları yazmak borcundur!”(Mekt.I: 6), “’Böyle Gelmiş’e ne zaman başlayacaksın?” (Mekt.I: 137), “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez”i çok ihmâl ediyorsun. Bütün okurların o kitabı bekliyor.” (Mekt. I: 119) ve “’Böyle Gelmiş’ bitti bitecek herhalde. Sabırsızlıkla bekliyorum. Çıkmasını en çok istediğim kitap.”(Mekt.I: 239) diyen oğlun ısrarı babayı kamçılar. Tez elden ürüne dönüşür. 
    Ne zaman karar verilmiştir? Nasıl kitaplaştırılacaktır? Şöyle anlatır Aziz Nesin:”Gerek oğullarımla, gerek anneleriyle mektuplaşmalarımızın yayımlanmasında kesinlikle özen gösterilmesi gereken nokta, mektupların oldukları gibi, nasıl yazılmışlarsa öylece, tıpatıp yayımlanması, en küçük çıkarma ve eklemelerin yapılmamasıdır. Dip notlarında elbet gerekli görülen açıklamalar ve yorumlar yapılabilir. Mektupları yazanlar, olumlu-olumsuz, iyi-kötü, yanlış-doğru, artı-eksi bütün yanlarıyla, bütün günahları, suçları, sorumları, içyüzleri, perde önleri ve arkalarıyla ışık altına ve ortaya çıkmalıdır. Hiçbişey değiştirmeden, çıkartmadan, eklemeden mektuplar dosdoğruca yayımlanabilir mi? Biz, Ali ile bu mektuplaşmalarımızı kitaplaştırırkan bu zorluğu çektik. Mektuplaşmalarımızda adları geçen kimi bize yakın olmuş kişilerin alınacağını, incineceğini, üzüleceğini hatta darılacağını göz önünde bulundurmak zorunda kaldık. İyi ama bu çekince, kişisel tarihimizden olduğu kertede toplumsal tarihten de gerçekleri saklamak olmaz mı?”(Mekt.I: 6) Evet, olur. Çözüm şöyle bulunur:”Sonunda orta bir yol bulduk. Mektuplarımızın, bize başkalarını incitecek gibi gelen yerlerini, ayraç içinde noktalar koyarak işaretleyecektik. Gelecekte, uygun görülecek bir tarihte, benim artık dünyada olmayacağım bir zamanda, gerek görülür de bu mektupların yeni basımları yapılacak olursa, asılları Nesin vakfı Kitaplığı2nda bulunan “Ali Nesin – Aziz Nesin Mektuplaşmaları” dosyalarına bakılarak,ayraç içindeki noktaların yerine o tarihli mektuplarda yazılı olanlar konulabilir, diye düşündük.” (Mekt.I: 6-7)
     Gelin kaldığımız yerden sürdürelim… Baba Kahire’den seslenir:”Çiçekler susuzdur. Annene hatırlat, su versin.”(Mekt. I: 12) “Hangi din olursa olsun, en saçmasıyla bile alay etmek doğru değildir.”(Mekt.I: 26) diye uyarır oğlunu. İnsancıllığa çağrıdır. Hoşgörüye yönlendirmedir. Baba, “Cezaevinde çok acılı günlerimden birinde kendi kendime ‘Şu en büyük kapitalistler çocuklarını nasıl en iyi biçimde eğitiyor yetiştiriyorlarsa, ben de ne yapıp edip çocuklarımı öyle yetiştireceğim’” (Mekt.I: 104) diye söz vermiştir. Şimdi bu sözünü tutmaktadır. “Canla başla çalış. Tutkuyla çalış. Yarış tutkusuyla çalış. Bu zavallı geri kalmış yurt insanlarına olan borcumuzu düşünerek, o borcu ödemek için çalış. Halkımıza, yurdumuza, bütün dünyaya ve bütün insanlara iyi ve güzel şeyler yaratmak için çalış. Hiç korkma, ben arkandayım.” (Mekt. I: 104) diyerek oğluna hem yön çizmekte, hem de desteğini apaçık dile getirmektedir. Dürüst bireyler olarak yetişeceklerine olan inancı tamdır. Çünkü kendi öyledir. Der ki:“…babanız hiç kötü, yanlış yolda olmadı. Bizim evimize ‘haram’ denilen bir lokma bile girmedi. Her neye sahip oldunuzsa, elimin emeğiyle, gözümün nuruyla, alnımın teriyle oldu; hiç kimseyi sömürmedim, hiç kimsenin hakkını yemedim.”(Mekt. I: 127-128)
    Oğlun; ”Senden bu yaşta para istediğim için utanıyorum” (Mekt. I: 202) cümlesine babanın yanıtını merak ettiniz mi? “Ben size borç olarak veriyorum. Siz bu borcu bana ödeyeceksiniz; kendi çocuklarınıza, Nesin Vakfı’na, halkımıza, Türk insanlarına, hele hele yoksullara ödeyeceksiniz. Hem ailemizin, hem ulusumuzun yüzünü ağartacaksınız dünyada. Ben sizlerden bunu bekliyorum, bunu istiyorum. Bu yüzden benden elbet para da, her şey de isteyeceksin, rahatlıkla isteyeceksin. Ben senin babanım…Bir daha ne böyle sözünü duyayım, ne böyle düşündüğünü bileyim.”(Mekt.I: 202) Ve bir daha söz konusu edilmez. Oğul, Nesin Vakfına bağışta bulunur. Ardından ilk Yönetim Kurulu toplantısında üyeliğe alınır. Nesin Vakfı’nın temeli atıldıktan sonra yazılan her mektupta mutlaka bilgi verir Baba. Oğul da güvence verir babasına:“Vakıf için yapmak istediklerin beni de heyecanlandırıyor. Senden sonra vakfa devam edeceğimize hiç kuşkun olmasın.”(Mekt.I: 231) 
    Aziz Nesin, oğlu Ali’yle konuşur:”Başarısızlıklar bizi kamçılamalıdır. Benim kadar başarısızlığa uğramış insan çok azdır. Ama ben, bütün bu başarımı, başarısızlıklarıma borçluyum. Çünkü başarısızlıklarımdan ders almayı bildim. Akıllı insanlar, başarısızlıklarından bile yararlanır.” (Mekt.II: 89) Ali de :“Hiç alışmayacağım başarısızlığa.”(Mekt. II: 100) diye yazar. Kendisine harcanan parayla bilir ki, “Hindistan’da binlerce çocuk ölümden kurtulur.” (Mekt. I: 315) Kimlerle savaşarak, yarışarak diplomayı kazanmıştır? Oğlu dinleyelim: ”Çocuklardan bir tanesi, en genç olanı, bir dâhi. Onu gördükçe kendi değerimi daha iyi anlıyorum. Geçen gün üç sayfada çözdüğüm problemi, bir buçuk sayfada çözdü. Ama bası matematikçi, hâlbuki benim babam!.. Şaka yapıyorum; yine de bu Avrupalıların şansı inkâr edilmez. Ana dillerinden başka, her türlü kültür kuruluşları çocukluklarından beri hizmetlerinde. Meselâ bahsettiğim çocuk Fransızca, Almanca, İngilizce’yi anadili gibi biliyor, her hafta sonunu babasıyla geçiriyor.”(Mekt.I: 317) İşte Avrupalılarla aramızdaki fark! Bunun için “Bir buçuk aydır ortalama on iki saat” (Mekt.I: 322) çalışmakta “Hatta yolda yürürken bile, çoğu zaman elinde notlar” (Mekt. II: 31) bulunmaktadır. Sabahları etmektedir ders başında. Ama baba uyarır hemen:”Sabahları erken kalkmak, güneşi doğarken görmek, seyretmek çok önemlidir. İnsan, her sabah yaşama yeniden ve güçle başladığının bilincine varmalıdır.”(Mekt. I: 227)
     Oğlu Ali’nin arkadaşlarınca alaya alınmasına kendinden örnek verir. Yol-yöntem önerir. “Benim gülmece yazarı olmamın başlıca nedeni, on bir yaşındayken, sınıf arkadaşlarımın benimle ‘Kart’ diye alay etmeleridir. Çünkü, Darüşşefeka’dan kaçıp da, sonradan başka okullara girince yeniden aynı durumlara düşmemenin yollarını aradım. Tıpkı hayvansı bir savunma gibi, kendimi savunmanın yollarını buldum. Bu da şuydu:
1-    Benimle alay edenlere aldırmaz görünmek değil, gerçekten aldırmayacaktım.
2-    Bundan da önemlisi, ben herkesle alay edecektim.
Öyle de yaptım. İşte çocukluğumda kendimi korumak için başladığım ve sürdürdüğüm bu alaycılığım gittikçe gelişerek, bana yaşamımı kazandıran, geçimimi sağlayan, bugün sizleri de Avrupa okullarında okutmaya yarayan bir iş, bir uğraş oldu, tanınmış bir gülmece yazarı oldum böylece.”(Mekt. I: 163-164) Ali, alacağını almıştır artık!
    Duası da vardır babanın. Ama farklıdır:“Babam bana ‘Tuttuğun altın olsun!’ diye dua ederdi. Ben de sana dua ediyorum:’Her tuttuğun gönlünce canlansın, gelişsin, yeşersin, büyüsün, verimli olsun!.. Yaratıcı olasın!... Şu zavallı halkımıza, şu benzeri bulunmaz iyi insanlarımıza yararlı olasın, tüm insanlığa, bütün dünyaya yararlı olasın benim canım iki gözüm oğlum.”(Mekt. II: 34)
    Oğlu “Tek Yol” adlı romanını okumuş ve “Çok tekrar var” diyerek eleştirmiştir. Baba nedenini şöyle açıklar:“’Tek Yol’da tekrarlar olduğu doğrudur. Daha doğrusu, bunlar tekrar değil, aynı düşünceyi daha iyi anlatabilmek, iyice açıklayabilmek  için, o düşünceyi değişik biçimlerde yeniden sunmaktır. Senin de dediğin gibi bu tekrarlar elbet sanatıma zararlı oluyor. Biliyorum bunu. Bu benim yaptığım, halkıma yararlı olmak uğruna sanatımdan özveride ‘fedakârlıkta’ bulunmamdır. Sartre, geri kalmış ülke yazarları için şöyle diyordu aşağı yukarı:’Ülkenin insanları yalınayaksa, yazarın görevi yazı yazmak değil, ayakkabı yapmaktır.’ Ben de böyle düşünüyorum.”(Mekt. II: 106) Şiirlerini de tek tek incelemiştir. Gerçek ne ise, yazar mektubunda. Baba da bundan sonsuz mutludur. Çünkü oğlunun “Sanattan, edebiyattan hiç habersiz hırt bilim insanlarından olma(sı)nı isteme”mektedir.(Mekt. I: 160) Ali, DÜŞÜN Yayınevi için Fransızca, İngilizce kitaplar arar, bulur. Yayınevinin “Mektuplar Dizisi” böyle oluşur.
    Vakıf’taki eğitim modeli tartışılır karşılıklı olarak. Oğul yazar:”Vakıftaki çocuklar öğrenciden çok öğretmen olmalılar bence. Her bir tanesi öbürlerine bir şeyler öğretmeli.”(Mekt. II: 207) Baba da yanıtlar:”Vakıf’taki çocukları, 1- Yaratıcı, kurucu, yapıcı (Bunlar ayrı nitelikler, her insan yaratıcı olamaz) 2- Dünyaya eleştirel gözle bakabilen insanlar olarak yetiştirmeye çalışacağım.”(Mekt. II: 212)
    Miras konusu da deşilir mektuplarda. Ölüm “dönüşü olmayan yolculuğa çıkış”tır babaya göre. (Mekt. II: 226) Mirasını ölmeden pay eder. Eşi ve 4 çocuğu arasında. Sıra Ali’dedir:”En az mirasımı sana bıraktım. Sana az miras bırakmamın nedeni, sana her bakımdan çok güvenmem. Nasıl olsa başının çaresine bakarsın. Savaşımcısın, çalışkansın, yaratıcısın... Bundan başka öğrenimini son noktasına dek sürdürürken seni destekleyeceğim, bütün giderlerini karşılayacağım.” (Mekt. II: 227) Ali’nin karşılığı şöyledir: “En az mirası bana bıraktığını yazıyorsun. Babacığım en çok mirası bana bıraktın sen. İnsancıllığı, insan sevmesini, düşünmeyi, çalışmayı… bana sen öğrettin. Daha bana ne miras gerek! Seninle her söyleşi, insanı zenginleştiriyor, her mektubun öğretiyor; Hem de söyleşerek tatlı bir öğreti.”(Mekt. II: 231) Bu yanıt ağlatır Aziz Nesin’i… Bundan güzel mutluluk, onur olabilir mi? 
     Yıl 1991. Ali Nesin, ABD’deki 30 kadar Türk genciyle ortak “ağ”da şunları yazar:”Türkiye’ye dönüyorum dalgamda. Hükümete bir dilekçe veriyorum: ‘Bendeniz Ali Nesin. Güzelim Gölünün Yemyeşil adasında bir matematik enstitüsü açmak istiyorum. Bu işe başlamak için 10 milyar liraya gereksiniyorum. Her yıl da bir milyar gerekli. İki milyar olsa da olur. Ali Nesin’”(Mekt. IV: 231) Günümüze dönelim hemen. İzmir-Selçuk Şirince’de “Matematik Köyü”nü kurar Ali Nesin. Her yaz, dolup dolup taşmaktadır pırıl pırıl zeki gençlerle. Aziz Nesin de “Emekli olunca dönüp Türkiye için çalış, işte Matematik Enstitüsü kurarak örneğin…”(Mekt. IV: 238) diyerek destek vermiştir yazdığı mektubunda. Hatta bununla da yetinmez “Vakf’ın bir amacının da ilerde üniversite kurmak olduğu kararını” aldırır. Ama “Ben, o günleri elbet göremiyeceğim. Ama şimdiden görmüş gibi oluyorum” demekten de geri durmaz! (Mekt. IV: 312)
      Emperyalizm nasıl yenilecek? Dünyadaki egemenliği nasıl sona erdirilecek? Öğrenmek mi istersiniz? Babanın oğula yanıtına kulak kesilin:”Her şey onların elinde. Bizim kavgamız da, onların silahlarıyla silahlanıp emperyalizme karşı savaşmaktır. Bilinçli ve namuslu bir Amerikalının da, Almanın da, Japonun da, Fransızın da yapması gereken budur.”(Mekt. IV: 238)
&&&&&
     İyi ki doğmuşsun Aziz Nesin! 
     Aynı yüzyılda yaşamış olmanın onuruyla… 
________________ 
- Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmaları I, Yayına Hazırlayan: Ahmet Nesin, Düşün Yayıncılık-Mektuplar Dizisi:14, Kardeşler Basımevi, İstanbul-1994, 324 sayfa.
- Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmaları II (Üniversite Yılları), Yayına Hazırlayan: Ahmet Nesin, Düşün Yayıncılık-Mektuplar Dizisi:15, Kardeşler Basımevi, İstanbul-1994, 250 sayfa. 
- Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmaları III (Doktora Yılları), Yayına Hazırlayan: Ahmet Nesin, Düşün Yayıncılık-Mektuplar Dizisi:16, Kardeşler Basımevi, İstanbul-1994, 236 sayfa. 
- Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmaları IV, Yayına Hazırlayan: Ahmet Nesin, Düşün Yayıncılık-Mektuplar Dizisi:17, Kardeşler Basımevi, İstanbul-1994, 312 sayfa.

 



Bu yazı 1834 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 4 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI