Bugun...
15.08.2016 - Şeytanın Gülen Yüzü


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 15-08-2016 09:31

Fethullah Gülen hakkında epey kitap yazıldı. Çoğu övücü, sipariş verilerek yazılanlardı. Eleştiren, foyasını açığa çıkartan ise, azdı. Güçlü olduğu dönemlerde kitaplar Cemaat tarafından hemen alınıyor, topluma ulaşması engelleniyordu. Hatta yazarı mahkemeye verilip, gözü korkutuluyordu.  Örneğin, Zübeyir Kındıra’nın kendi tanıklığıyla Cemaatin polis teşkilatına sızışını, örgütlenişini anlattığı “FETHULLAH’IN COPLARI”(1) adlı eseri. Merdan Yanardağ’ın “Fethullah Gülen Hareketi’nin Perde Arkası TÜRKİYE NASIL KUŞATILDI? 35 Yıllık Yol Arkadaşı Nurettin Veren Anlatıyor…”(2)  kitabı da içerden, yol arkadaşından anlatımlardı. Veren, konuştuğu için perperişan edilmişti. 
Latif Erdoğan’ın “Şeytanın Gülen Yüzü”(3)  adlı kitabını okuduğumda Cemaat’in ne denli kapsamlı bir örgütlenme olduğunu apaçık bir kez daha gördüm.  Erdoğan; yazdıklarının tümünü yaşamış. Gülen’i en iyi bilen, tanıyan kişilerden biri. “Ömrümün kırk beş senesini beraber geçirdiğim bir kişiden” yani Fethullah Gülen’den söz ediyor. Kitap 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yazılmış gibi geldi bana!? (s. 127) Niye ki?  
Kitap Temmuz içinde 7. baskıya ulaşmış. Çok satılıyor. En iyisi alıp okuyun derim. Latif Erdoğan’ın altını çizdiğim cümlelerini aynen  aktarıyorum: 
- “Gülen’de aşırı denecek ölçüde kendini büyük görme (megolaman) 
arızası baştan beri var.”(s. 32) 
- “Nitekim Gülen, Cemaatin teşkilat yapısında, üst seviyedeki idareci 
kadroya kesinlikle Kürt olanları dâhil etmemiş, onlardan en çok takdir ettiklerini bile sürekli daha aşağı kadrolarda tutmaya özen göstermiştir. (s. 44) 
- “Gülen özellikle üst düzey yöneticiler arasında görünürde bir alternatif 
kullanır; fakat bu alternatif işin aldatmacasıdır, her üst düzey yöneticinin dikkati bu alternatife çekilir; bunlar arasında Gülen’e yakın olmada bir rekabet, bir yarış ortamı oluşturulur.”(s. 50) 
- “Gülen hiç kimseyi verdiği payede emin hale getirmez. Yeri, konumu, 
durumu garantili tek kişi vardır; o da Gülen’in kendisidir.”(s. 50) 
- “Gülen’in üst düzey yöneticiler arasında uyguladığı bir taktik de onları 
birbirine düşman hale getirme taktiğidir. Onlar birbiriyle boğuşup didişirken, her biri Gülen’e yakın olmak uğruna yekdiğerinin açıklarını ortaya döker; bu da Gülen’in karşısında alternatif güçlü bir kişinin olmasını, varsa da ayakta kalmasını engeller.”(s. 50) 
- “Cemaat yapısının kaç boyutlu bir boğuma dönüştüğünü Gülen’den 
başka hiç kimse bilmemektedir. Fiili durum bu olmakla beraber, bu kurgunun salt Gülen’den çıktığını düşünmek fazlaca hayalperestlik olur.”(s. 50-51) 
- “Gülen’in baştan beri bir proje olduğu anlaşılıyor.”(s. 66) 
- “Gülen, kaydedilmesine izin vermediği sohbetlerinde ise, kampları İhvan 
hareketinden esinlenerek yaptığını söyler. Askerin disiplinini, medresenin ilmini, tekkenin edep ve terbiyesini hakim kılmanın bir alanı olarak kampları tecrübe eder.”(s. 67-68) 
- “Dini bir topluluğun lideri, öncelikli olarak bu hastalıkla –rüşvet- 
mücadele etmesi gerekirken, Gülen tam aksine rüşvetin teşvikçisi olmuştur. İşin korkunç yanı da ondaki bu rüşvet vermeye teşne hal daha sonraki süreçlerde hem Gülen hem de Cemaat için sari hastalığa dönüşmüştür.”(s. 69) 
- “Gülen, bu vaazlarında hizmete ait su yüzüne çıkmış çalışma alanlarını 
açıktan deşifre ediyor; böylece hizmet alanındaki yaygınlaşmaları meşrulaştırmaya çalışıyordu. Cemaat çalışmalarının gizli yürütülmesine imkan kalmadığı için bazı hususların deşifresi, gizli kalması gerekenleri de böylece perdelemiş oluyordu.”(s. 78) 
- “Son tahlilde, ne yazık ki, Cemaate ait dershanelerde eğitim görenlerin 
yüksek oranda Üniversiteleri kazanmaları, eğitim kalitesinden kaynaklandığı sanılıyor; aileler için bu başarı çok önemli referans işlevi görüyordu. Halbuki sonradan işin aslı deşifre oldu; cemaat imtihan sorularını çalıyor ve kendi öğrencilerine çıkacağı kesin sorular üzerinden öğretim yapıyordu.”(s. 82) 
- “Elbette, bu okulların kısa sürede bütün dünya ülkelerinde 
yaygınlaşmasını Amerika ve İsrail’in kendi dış siyasetlerinden bağımsız düşünmek imkanı yoktur. Amerika, bilhassa Türki dünyalara girişini bu okulları üs edinerek gerçekleştirmiş, Rusya karşıtı politikasını hizmet yerlerini ve hizmet fertlerini kullanarak pekiştirmiştir. Zamanla, Hizmet Hareketi’nin dış ülkelerdeki temsilcilerinin Amerika’nın siyasetine uyumlu olacağı ve öyle kalacağı protokole dönüşmüş; dış ülkeye giden ülke temsilcilerinin ilk uğrak yerleri o ülkedeki Amerikan büyükelçilikleri veya konsoloslukları olmuştur. Gülen, bu tavrı gayet açıkça deklare ederek, Amerika dünya gemisinin kaptanıdır, onlara sorulmadan dünyanın hiçbir yerinde iş yapmanın imkanı yoktur demiştir. / Bu okullarda öğretmenlik adı altında CIA elemanları çalıştırılmış; onlar da kendi politikaları uyarınca bu okulları istedikleri doğrultuda kullanmışlardır. Buna mukabil, bu okulların diğer dünya ülkelerinde yaygınlaştırılmasına Amerika göz yummuş; hatta kendi ülkesindeki “Charter School”ların işletilmesini bilerek ve isteyerek Gülen’e teslim etmiştir.”(s.86) 
- “Gülen’in genel anlayışında bütünüyle hükmedemeyeceği yere destek 
olma gibi bir istisna hareket söz konusu değildir.”(s. 95) 
- “Devlete ait kurum ve kuruluşlara girme faaliyetinin kronolojik tarafını 
Gülen’den başkasının bilmesi mümkün değildir.”(s. 99) 
- “Cemaat içinde askeri hizmetleri tamamen kapalı bir alan olarak kalmış; 
bir başkasının bu alanla ilgili bilgiye ulaşmasına veya pratiğe yanaşmasına asla izin ve fırsat verilmemiştir. Askeri hizmetlerle ilgili mahremiyet boyutu sadece bununla da sınırlı kalmamış, aynı alanda çalışanların da birbirini bilip tanımamasına ciddi özen gösterilmiştir.”(s. 100) 
- “Polisin kelime anlamı kent devleti demektir. Bundan ilham alan 
Cemaat, emniyet teşkilatını ele geçirmiş bulunmanın doğrudan devleti ele geçirmiş bulunmak olacağını da çok iyi biliyordu. Ak Parti döneminde, özellikle İdris Naim Şahin’in İçişleri Bakanı olduğu süreçte Cemaat, il-ilçe emniyet müdürlüklerinin hemen hemen hepsini ele geçirdi. Teşkilat bünyesinde Cemaat üyesi polislerin bulunmadığı hiçbir birim kalmadı.”(s. 101) 
- “Gelir kaynaklarının çoğalması, çeşitlenmesi, Cemaati akla hayale 
gelmeyecek oranda pahalı projelere yönlendirdi. Bu harcamaları karşılamak üzere ise, şantaj, montaj denilen kasetler devreye sokuldu; himmet adı altında soygunlar yapıldı.”(s. 106) 
- “Gülen’i Amerika’da ziyaret ettiğim günlerden birinde, Türkiye’de basın 
Cemaatin mali yapısını gündeme getirmişti. Gülen bunlarla ilgili yaptığı sohbetin sonunda, biraz da müstehzi bir tavır içinde, bütün toplanan himmetleri saysınlar bakalım, hizmetin harcamalarının ONDA BİRİNE tekabül ediyor mu, dedi. Ben ve orada bulunanlar, Gülen’in bu ifadesini Cemaatin mahzar olduğu ilahi bereket şeklinde yorumladık. Bugün bu saf yoruma gülerek, o güne kadar bilmediğimiz başka örtülü gelir kaynaklarının varlığını da himmet kalemi olarak eklememiz gerekir, sanırım.”(s. 106) 
- “Derin devlet iyi polis rolünü Ecevit’e, kötü polis rolünü de askeri 
çevreye vermişti. Ecevit, Gülen’in Türkiye’de kalması hususunda askeri ikna edemedi. Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye veren güç, Gülen’i Amerika’ya istiyordu.”(s. 116) 
- “Kavgaya giriştiğinde, Cemaat hem dış destek hem de devlet içindeki yapılanması yönüyle hükümetten çok güçlüydü. Cemaati mağlup eden güçsüzlüğü değil haksızlığıdır.”(s. 118) 
- “Gülen’in üçüncü haccında Bin Ladin ailesine misafir oluşu, bu aileyle 
tanışmış olma keyfiyeti bakımından bizim için hala gizemini korumaktadır. Bu ailenin Amerika ile olan üst düzey irtibatı da düşünüldüğünde, söz konusu tanışıklık ve bunun gizemi daha da önem kazanmaktadır.”(s. 124) 
- “Gülen, Türkiye’deki bütün askeri darbelerin bahtı açık, talihli 
çocuğudur. 1971 muhtırasında altı ay kadar tutuklu kalmanın dışında hiçbir mağduriyet yaşamamış; aksine bütün darbeler O’nun güçlenmesi için yol açan bir işlev görmüştür.”(s. 125) 
- “Rusya’nın dağılması bir bakıma Cemaatin  kurtuluşu adına da bir can 
simidi olmuştur. Hizmet adına açılan bu yeni alanlar iç kokuşmayı aksiyon bağlamında önlemiş, Cemaate yeni bir motivasyon kazandırmıştır.”(s. 133) 
- “Aslında Gülen lüks yaşamaya, entelektüel görülmeye aşırı düşkün olan 
bir insandı. Hiçbir zaman da kendi imkanları ölçü yapıldığında mütevazi bir hayat yaşamadı.”(s. 142) 
- “Cemaat içindeki nepotizm (Yönetimde kan bağını öne çıkaran sistem) 
uygulaması elbette sadece meselenin psikolojik yanıyla sınırlı değildir. Bu kadro, en önemli hizmetlerin emanet edildiği seçkinlerdir. Özellikle, mahrem ve gizli kalması gereken her türlü çalışma bu kadronun yed-i eminine ya da daha doğru ifadeyle tekeline teslim edilir. Gülen bu kadroyu, cemaat içi istihbarat elemanları olarak da kullanır.”(s. 146) 
- “Gülen’de istihbarat öncelikle kişisel bir zaaftır.”(s. 150) / “Cemaatin 
gelişmesiyle muhbirlik bir ünite haline geldi.”(s. 151) / ”Cemaat yapısına emniyet elemanlarının dahil olmasıyla birlikte Gülen’in istihbarat yapılanması yeni bir evreye girmiş oldu.  Devletin bu konudaki hazır eleman ve teknik alt yapısı Cemaat içi istihbaratta kullanıldı.”(s. 151) / “Gülen’in elde ettiği gizli bilgiler kimlerin işine yarıyorsa bu konuda Gülen’in önünü onlar açtı.” (s. 152) / “Olayların tanıklığından öğreniyoruz ki: Kaset-Şantaj-Montaj ünitesi çok maksatlı olarak kullanıldı. Öncelikle Cemaat içinde böyle duruma maruz bırakılanlar, ömürlerinin sonuna kadar Gülen’e mahkum hale getirildiler. Bu uğurda bilhassa cinsel temalı günahları işlemeye zorlananlar oldu; ağa düşenler bir daha kurtulamadı. Cemaat dışında ise, önemli iş adamlarını, bürokratları, siyasileri kendi emellerine alet etmek uğruna bütün bu tertipler yapıldı. Eğer bir iş adamının veya bürokratın kirli işleri ve ilişkileri tespit edilmişse, başka bir kanalla da bu tespitler ona duyuruldu; o kişiler eldeki bu belgeleri duyunca zaten cankeş oldular, ne denilirse, ne istenirse yapar hale geldiler.”(s. 153) (4)   
- “Cemaatte üst kademede çalışanların her biri, birbirinin kurdudur.”(s. 
155) 
- “Gülen’in diğer İslamî grup ve topluluklarla ilişkisi, yaptıklarını kontrol 
ve onlarda gördüğü önemli çalışmaları taklit düzeyindedir. Meselâ, yurt ve pansiyon hizmetlerinde, Süleyman Efendi’nin talebelerinin bir taklitçisidir. Gazete, televizyon, finans kuruluşları gibi hususlarda Işıkçılar diye bilinen Hüseyin Hilmi Işık’ın takipçilerini taklit etmiştir. Daha sonra, bütün cemaatlere sızma, o cemaatleri koordine etme gibi çalışmalar tamamen yeni bir alan olarak üniteye dönüştürülmüştür. Özellikle bu cemaatlerin ya da derneklerin, vakıfların yurtdışı hizmetleri, ekseriyet itibariyle Cemaat tarafından ele geçirilmiştir. Ele geçirilemeyen cemaatlerin ise bölünüp dağılmaları için her türlü entrika ve oyunlar denenmiştir. Cemaat, gücü yettiği ölçüde, başka ülkelerdeki İslamî  hareketlere, İslamî topluluk ve gruplara da aynı yöntemle yaklaşmıştır.”(s. 157-158) 
- “Gülen’i diğer Nur talebelerinden ayıran en önemli fark, tamamen 
Amerika politikasına endekslenmiş bakış açısıydı. Ona göre, Amerika kime onay verirse iktidar onun hakkıydı; Amerika’nın onaylamadığı kitle partisinin hem seçilme hem de iktidar olma şansı sıfırdı. / Gülen bu durumu sadece bir realite, bir vaka olarak kabullenmiyor, aynı zamanda idealize ve iltizam ediyordu. Çünkü O’na göre iktidar hakkı haklının değil güçlü olanındı.”(s. 159) 
- “Cemaat Ak Parti’yi desteklediyse bunun tek sebebi olabilir: O da 
İsrail’den ve Amerika’dan alınan onaydan başkası değildir.”(s. 161) 
- “Günümüzde artık Gülen sonrasını düşünmek abesle iştigaldir. Bu bir 
yönden Cemaatin dağılmayla sonuçlanacağı muhakkak bir sürece girmiş olmasından; diğer taraftan da Gülen’i yönlendiren üst aklı ikna edecek yetenekte birinsin bulunmamasındandır.”(s. 168) 
- “Gülen kindardır. Aynı zamanda sinsi ve içten pazarlıklıdır. Gücü ne 
kadarına yetiyorsa intikamını o oranda alır. Aldığı ilk intikamla asla yetinmez, gücü arttığında şiddetini arttırarak intikamını da tekrarlar.”(s. 171) 
Latif Erdoğan’ın son sözü de şöyle: “Bugünkü Gülen’le ilgili veri ve 
belgeler, birlikte olduğumuz kırk beş yıllık süreçte tarafımdan bilinmiş olsaydı elbette, Gülen’le bir gün bile birlikte olmam mümkün değildi.”(s. 182) 
 
2-4 Ağustos 2016  
___________  
1-Zübeyir Kındıra, Fethullah’ın Copları, Su Yayınevi, 1. Baskı, 2001, 252 sayfa, Ankara. 
2-Merdan Yanardağ, “Fethullah Gülen Hareketi’nin Perde Arkası TÜRKİYE NASIL KUŞATILDI? 35 Yıllık Yol Arkadaşı Nurettin Veren Anlatıyor…”, Siyah Beyaz Yayınları, 21. Baskı, 2009, 238 sayfa, İstanbul.  
3-Latif Erdoğan, Şeytanın Gülen Yüzü, Turkuvaz Medya Grubu, 7. Baskı, 184 sayfa, İstanbul.. 
4-İlhami Yangın, Bilgi Yayınevi, Birinci Baskı, 2012, 232 sayfa, Ankara. 
 



Bu yazı 1442 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



6 + 7 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI