Bugun...
17.03.2015 - Özdere Günlükleri


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 17-03-2015 12:14

9 MART 2015 / Pazartesi
“Güzel İzmirimize hoş geldiniz!”
Siz hiç başka bir kent için böyle seslenildiğini duydunuz mu? Örneğin;  “Güzel İstanbulumuza hoş geldiniz!”, “Güzel Ankaramıza hoş geldiniz!”, “Güzel Adanamıza hoş geldiniz!” ...
Biz duymadık. Ama “Güzel İzmirimize hoş geldiniz!” diye seslenildiğini duyduk! Uçağımız Adnan Menderes Havalimanına inmişti. Pilot, bizi bu cümleyle uğurladı. Eşimle akıl yürüttük:”Bu pilot mutlaka İzmirli olmalı?” Koltuklarımız en arkadaydı. İnişimiz epey uzadı. Ortalık sakinleşmişti. Hosteslere sordum:”Pilotumuz İzmirli mi?” Yanıt; “Evet, İzmirli!” oldu.
RTE; istediği kadar “Gâvur İzmir!” desin. Bu halk kentine sahip çıkıyor. Güzelliğini herkesle, her ortamda paylaşıyor.  
İzmir, yaşanır. Anlatılmaz!
Kordonboyunda nargile tüttüreceksiniz. Gün batımında, sade kahveyle birlikte. Yanında da suyu. Yakamozlar eşlik edecek keyfinize, güzelliğinize. Kumruyla besleneceksiniz, kıyıdaki banklarda denizi seyrederken. Kemeraltı’nın cangılında adım atmakta zorlanacaksınız. Havra Sokağı’nda taze taze balık-ekmek yiyeceksiniz. Alsancak’ta çokkültürlü ve çokkimlikli kent dokusunu yaşayacaksınız. Karşıyaka vapur iskelesinde sevgili bekleyeceksiniz. Palmiyelerin dik duruşu, siyasi kimliğinizle eşleşecek. Bornova’da cıvıl cıvıl üniversiteli gençliğinin nefesini, heyecanını duyacaksınız. Basmane’de boyozla kahvaltı edeceksiniz. Bostanlı’nın yemyeşil parklarında kafa dinleyeceksiniz.
… … …
İzmir, yaşanır. Anlatılmaz!
Jandarma baskın yaptı(!)-Ev alma komşu al…
Özdere’ye 21:00 gibi vardık. Alt komşumuz Havva Teyzeyi rahatsız etmeyelim diyerek sessizce içeri girdik. Yorgunluk çökmüştü bana. Erken yattım. Eşim, kitap okumaya daldı. Gecenin sabaha döndüğü ilk saatler.
Kapı çalınıyor. Zile ardı ardına basılıyor. Eşim bana seslenmiş. Benden ses yok! Kıvrılıp yatmışım. Uykunun ilk kilometrelerindeyim. Eşim kapıyı açıyor ürkek ve tedirgin. Sorular içinde kafası ve eli. Kapıda Jandarma komutanı. Yanında da Havva Teyzenin marketçi oğlu. Yandaki komşu ışığımızı görmüş. Haber vermiş altımızdakilere. Sizin üstünüze hırsız girmiş diye. Haklıdır! Çünkü; taa Eylül’den bu yana ışık-mışık yok evde. Eve gelen-gireni de görmüş değil! Olsa olsa hırsızdır içeridekiler diye düşünmesi olağan.
Sonra, eşim komşudan özür diliyor. Komşu eşimden. Jandarma komutanı arada kalmış neredeyse.  Komşu:”Eve hırsız girdi diye düşündük. Işık yanıyordu. Sizi de seçemedik. İçeri girerken de göremedik. Kusura bakmayın! Rahatsız ettik, bu saatte…” Eşim:”Siz kusurumuza bakmayın. Biz, sizi rahatsız etmek istemedik. Sabah görüşürüz nasıl olsa diye düşündük. Gelir-gelmez haber vermeliydik.”
Eşim uyandırmamış beni. Sabahleyin haberim oldu.
Ankara’daki evimize geçen yıl hırsız girmişti. Aylardan Ekim’di. Sağında, solunda, arkasında, önünde komşularımız vardı. Hepsi de evlerindeydi. Ama hiç haberleri olmamıştı! Görmemişlerdi! Duymamışlardı!
İşte aradaki fark!?
10 MART 2015 / Salı
Sabah sahilde yürümek
Ne güzel, sabahı denizin duruluğunda yaşamak! Çarşaf gibi bir maviliğe koyvermek kendini! Güneş, yavaş yavaş nazlı nazlı yükseliyor dağların ardından. Artık ısıtmak istiyor ortalığı. Canlandırmak, çiçeklendirmek ağaçları, dalları… Yeşile boğmak toprağı… Gözümü açıyorum sonuna değin. Enginlere dalıyorum sessizce. Sabahın taze gevreğinden birer lokmacık ağzıma atıyorum. Çevremi “Merhaba!” demeye gelen kediler kuşatıyor. Bu yılın yavruları. Koparıp atıyorum önlerine. Önce kavga ediyorlar. Bölüşemiyorlar aceleden. Alıyorum attığım parçayı. Daha da küçültüyorum. Doysun her biri diye. Heyhat! Bir daha yanaşıp, kokluyor ve yemiyorlar. Belli ki, ev kedisi bunlar. Alışmışlar hazır gıdaya. Günümüzün bebekleri gibi. Az ileride kahverengi hazır mamalar konmuş. Dikkatlice bakınca fark ettim. Çeviriyorum denize yönümü. Biri büyük, diğeri küçücük balıkçı teknesi. Balık avındalar. Pat pat diye motor sesi duyuluyor sahilde. Akşamdan yarısı bitirilmiş fındık, yanında boş bir bardak ve plastik tabak upuzun bahçenin duvar kenarında. İçerde daha uyanmamış ev sakinleri. Demek gecesine eşlik etmişler denizin, dalgaların… Şarap mı desem? Rakı mı desem? İpucu da yok! Dalgalar yürüyüş yolunu yıkmış. Altını oyup, yürünmez hale getirmiş. Sahil siyahlaşmış yosunlarla kaplı. Ne bir insan sesi ne de bir çocuk coşkusu. Yalnızlık, yalnızlık, yalnızlık… Benim gibi yürüyenlerle karşılaşıyorum. İlk kez gördüklerinden selâm-sabah yok! Haklılar! Kimdir bu? Yabancı olmalı diye geçiriyorlar belki içlerinden. Güneş, bir adam boyu yükseldi. İyice ısısını yaymaya başladı. Tam da yürünecek an. Ama daha kahvaltı yapmadım. İstikamet ev. Gazeteyi alıp, güne, haberlere bakma zamanı…  
Doğulu yanımız!
Önce bir haber vereyim:”YAŞAR KEMAL İÇİN YÜRÜYECEKLER – “ANADOLU’yu seyreden Yaşar Kemal” heykelinin moloz yığınına dönüşmesine tepki gösteren PEN, yarın saat 11.00’da Yenikapı Deniz Otobüsleri İskelesi’nde buluşup heykelin bulunduğu alana yürüme çağrısı yaptı.” Heykel, iki yıldır moloz yığını arasındaydı. Ne zaman Yaşar Kemal öldü. Hatırlanıverdi. Hemen eylem kararları alındı. Haberler geçildi. Eğer ölüm olmasaydı, inanın hâlâ moloz yığını arasında kalakalırdı! İşte, Doğulu yanımız! Çözümü var mıdır? Elbette! Bilimsel, lâik eğitim… Aklın egemen kılındığı yaşama ulaşmak ve uygulamak...
11 Mart 2015 / Çarşamba
Dakırdalak
“Yiyiiin Gâri” pazarından çökelek alıyoruz. Eşim yağsız olduğu için alımkâr değil. O sırada ben devreye giriyorum:”Bu çökelek, dakırdalakla güzel pide olur. Başkasına bakma!” Satıcı da Genevli. Anamın köyünden. “Sen pek tanıdık gedin, ülen! Burladan mısın?” diye sorguluyor. Yanıt vermiyorum. Daha önceden gonuştuduk, emme o unutuvemiş! Ben napem? Sona fırsat düşese gonuşuuz… Dakırdalak, hep ısırgan otu diye bilinir. İnsanın elini daladığı içindir belki. Isırması, dalamasıdır bir anlamda. Dakırdalak, sözcüğünün kökenini araştırmak gerekiyor. Suyunun kanseri gerilettiği, mini mini tohumları nedeniyle sindirimi kolaylaştırdığı halk arasında söylenir durur. Dün topladım. Küçük makasla tepelerinden kesip, naylon torbayı tıka basa doldurdum. Pek fazla da elimi değdirmemeye çalıştım. Yine de ellerimi, parmaklarımı dalaya dalaya bir hâller oldu. Bugün geçti ellerimdeki yanma. Parmak uçlarımın derisi gerilmişti. Şimdi hafiften kırmızımsı benekler var. Parmak uçlarındaki kılcal damarları uyarırmış!
Dakırdalak, eşimle ikimize Ödemiş’i anımsatır hep. Kendine özgü kokusu vardır. Annemin yaptığı üstü susamlı böreğin tadı damağımızdadır. Fırından sıcacık geldiğinde kapış kapış ederdik. Bir de yumurtalısı güzel olur! Bir deneyin derim. Babam Ankara’ya gelirken kocaman bağlar halinde dakırdalak getirirdi. Başka daha ne isteriz ki!
12 Mart 2015 / Perşembe
AptaL Kutusu yok, ne rahat!
Geldiğimizden beri Aptal Kutusu (The Fool Box-İngilizce televizyona verilen ad) çalışmıyor. “Sinyal Yok” yazısı var. Çok rahatız! Gazeteyi, kitapları okuyoruz. Değerlendirmeler yapıyoruz. Sinirlenmiyoruz. Kızmıyoruz. Yalanları duymuyoruz. Görmüyoruz. Bugün yaptırdık. Rahatımız kaçtı yine. Resmen yalan-dolana boğulduk. Yok, Kaç-AK Saray’da Merkez Bankası Başkanı ile Babacan brifing vermiş! Uzlaşma sağlanmış! “İş tatlıya bağlanmış!” Pekiii, şu geçen zaman içinde yüzde 23 oranında niye yoksullaştık? TL, niye değer yitirdi hep? Bunu yapan “faiz lobisi” mi? Yanıtı ekranlarda yok…
Mandalinler soğuktan kavrulmuş
Bu Kış, çok soğuk geçmiş. Mandalin bahçeleri tarumar olmuş. Yanmış, kavrulmuş yapraklar, dallar. Üretici zararda. Kan ağlıyor. Bu yörenin tek geçim kaynağı narenciye. N’apacaklar? Nasıl geçim yapacaklar? Bir çözüm bulunmalı. Destek primi verilmeli. Salt mandalinler değil, güneş enerji sistemleri de bozulmuş. Soğuktan genleşme olmuş. Patlamış çoğu. Bizimki de aynı durumdaydı. Anca bugün gelebildi ustalar. Bağlantı yerlerini yeniledi. Antifirizi boşalmıştı, doldurdu. Bu Kış, çok soğuk geçmiş çok…
Belediye Yüzme Havuzu’na hoş geldiniz!?
Özdere Belediyesi yıkılıp, yerine otopark yapılacaktı. Ocak-2014’te sözleşme imzalanmıştı. Mart’ta temeli atılmıştı. 504 iş gününde bitirilecekti. Seçimler oldu. AKP kazandı. İnşaat durmuş. Önceden Belediyenin internet sitesinden sıklıkla bakmıştım. Ne durumdadır diye. Geldiğimizde gördüm/k. Resmen havuza dönmüş. Bir tek çivi takılmamış. Ki, işin yarı parasını (2.890.000.00 TL) İzmir Büyükşehir Belediyesi karşılıyor. Yaz gelecek. Ortalık arabalarla dolup taşacak. Halkın kent merkezi deyip toplanabileceği bir yer yok. Upuzun bir yol. Selçuk’tan Gümüldür’e doğru uzanıyor. Sağlı-sollu işyerleri ve evler. Seyrede seyrede git! Daha ne istersin? Belediye Yüzme Havuzu ile ilgili fotoğraflar çektik. Onları ayrı bir haberde vereceğim.
Çözüm: Köy Enstitüleri
Eğitimde çıkmaza girdik! “Dinci ve kinci” kuşaklar yetiştiriyor habire sistemimiz. Osmanlıca ile düne özlem yeşertiliyor. Sorunlar büyük. Ama çözümü de var. Azıcık kafa yormak yeterli. Karikatürist Kemal Urgenç’e kulak verelim:”Öncelikle okuyan, düşünen, tartışan bir toplumdan izleyen, susan, boş konuşan, boş şeylerle ilgilenen, teknoloji hayranı bir topluma gidişat var. Bunu çok tehlikeli görüyorum. Çocuklardan başlayarak köy enstitülerine benzer ve de ondan yeni yaratıcı projelere girişmek gerekiyor.”
Şinasi Nahit Berker:”Bir memleket batmaz. Batarsa ancak uzun laftan batar!”
13 Mart 2015 / Cuma
Amerikalı eğitimciler bizim için endişeleniyor
BirGün gazetesi yazarı Ünal Özmen bugünkü köşesinde çok önemli bir mektuba/belgeye yer verdi. Konu, eğitimimizin dinselleştirilmesi. “Amerikan Öğretmenler Federasyonu (AFT), AKP hükümetlerinin laik eğitimden uzaklaşmasını eleştiren ve buna karşı mücadele eden Eğitim Sen’e desteğini bildiren bir mesaj” yayımlamış. Yaşadığımız durumun somutlamış. Özmen, bunu “ABD yönetiminin resmi tutumu olarak okumak da gerekir” biçiminde doğru bir değerlendirme yapıyor. Mesaj şöyle:
”Sevgili Genel Sekreter Karaca,
Amerikan Öğretmenler Federasyonu olarak Eğitim Sen’le Türkiye’de ülkenin laiklik geleneğini sürdüren kamu okullarında giderek daha fazla görünür olan diz eğitimine karşı sizinle dayanışma içinde olduğumuzu belirtmek isteriz.
Türk eğitim sisteminde din üzerine çalışmalar, tarih ve kültür müfredatlarına entegre edilmektedir. Ancak, biz daha ç.ok hükümetin son dönemde eğitim sistemini politikleştiren adımlarından ve Türkiye’nin laik yapısının hiçe sayılmasından endişeliyiz.
Din sınıflarının sayısını arttırarak, dini misyonlara sahip okulları daha fazla açarak ve liselerde başörtüsünü serbest kılarak, Erdoğan’ın hükümeti Türkiye’yi son derece yanlış bir yola sürüklemekte ve –dünyanın farklılıklara sahip en büyük ülkelerinden biri olarak- ülkenizi demokratik ve laik geleneklerden uzaklaştırmaktadır.
İçtenlikle selamlıyorum.”
Melih Cevdet Anday 100 yaşında
Geç okuru olmuştum Cumhuriyet gazetesinin. Ankara’da başlamıştım okumaya. 2. sayfası aydınlanmacı yazarlarındı. Buradaki yazılarla düşün evrenimi genişletiyor, özgürleşiyordum. Malatya’dayken, paltomun cebinde saklı saklı aldığım günler aklıma geliyor. Melih Cevdet Anday, her Cuma yazıyordu. Garip Akımı’nın temsilcisiydi. Denemelerini dört gözle beklerdim. Anday, bugün 100 yaşında. İstedim ki, hepimizi uyaran şiiriyle selamlayayım kendisini:
TELGRAFHANE
Uyumayacaksın
Memleketin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın.
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler akacak
Sesler vereceksin
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.
14 Mart 2015 / Cumartesi
İzmir’in Efeleri var!
Bu kadar yaratıcı olunur! Ses düzeni kurulmuş tekne denize açılacak. Gündoğan Meydanı’na kitle toplanacak. Denizden TÜRK-İŞ, TMMOB, KESK, Veteriner Hekimler Odası, Tabip Odası, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, Eczacı Odası, Dişhekimleri Odası, İzmir Barosu, DİSK, BİRLEŞİK KAMU-İŞ, Gazeteciler Cemiyeti, TGS’nin birlikteliği ile oluşturulan “İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri” konuşacak, mitingi gerçekleştirecek. İşte bu kadar! Efeler niye bu yolu yeğledi? Şundan:İzmir Valiliği, basın açıklaması yapmayı ve yürüyüş düzenlemeyi yasaklamıştı.
Bu birliktelik, Valiliğe geri adım attırdı. Çünkü, İzmir’in Efeleri var!
15 Mart 2015 / Pazar
Güneşlenen köpekler
Eşimle sahilde yürüyoruz. Güneşi yakalamışız. Öğlene varmadan kaybolmadan acele ile çıktık evden. İzmir’den kaçamak yapıp gelenler var. Satılık evlere bakanlar da. Güneşlenmeye hep insanlar çıkacak değil ya! Köpekler de fırsattan yararlanıyordu. Biri bir başta, diğeri öteki başta. Biri Karabaş, diğeri Sarıbaş. Bu adları biz koyduk. Karabaş, gözlerini yummuş. Bırakıvermiş kendini güneşin ısısına. Gevşemiş sanki. Tasması yok. Özgür. Sarıbaş daha o düzeyde ısınmamış. Gözlerini objektifimize dikmiş, bakıyor. Kızmıyor. Poz veriyor. Tasması var. Belli ki, sahibi buralarda. Onu beklerken, güneşleniyor. Fırsattan istifade ediyor. Yaz biterken, çoğu tatilci köpeklerini bu sahilde özgür bırakır gider. Şaşkına döner zavallılar. Eğitimlidirler. İnsanlara yaklaşmaya çabalarlar. Sahiplenilsin yeniden diye…     
 



Bu yazı 1920 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



6 + 1 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI