Bugun...
19.10.2016 - Çin'i Tanımak...-3


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 18-10-2016 06:45

“Çin’e mi gideceksiniz? Ne işiniz var oralarda? Aç kalırsınız. Zayıflayıp gelirsiniz” ve benzeri sorularla karşılaştık hep, Çin’e gideceğimizi ilk duyanlardan. Ama kafaya koymuştuk. Bir yıl öncesinden birikim yapmaya başladık. Elimiz-ayağımız tutarken, Dünyanın harika yapılarından Çin Seddi’ne tırmanmak, Doğu’nun ve giderek Dünyanın dev ülkesi haline gelen Çin’i bir nebze olsun tanımak amacındaydık. Çin’e ayak basar basmaz tutmaya başladığım notları sizlerle paylaşıyorum. Fotoğrafları eşim Safire Aksarı çekti. Umarım, sizlere de Çin’i tanıtmış olurum…


XİAN
25-Xian’a doğru: Sabahın beşinde uyandırılıyoruz. Hemen aşağıya iniyoruz. Yolculuk var. Shaanxi bölgesinin başkenti, Çin’in 4 büyük tarihi başkentinden biri, 3100 yıllık tarihiyle Çin’in en eski kentlerinden olan Xian’a uçacağız. İki çeşit reçel, bir elma ve iki dilim ekmekle uğurluyor bizi lüks otelimiz(!) Rehberimiz Summer ile şoföre bahşişleri sunuluyor. Pekin Havalimanı yolundayız. Yollarda bisikletli, motosikletli  Çinliler. Varlığı yaratan emekçi sınıf, şimdiden yollara düşmüş. Otoban kalabalıklaşmış. Pekin’e  gelenler var. Ev sıkıntısı üst düzeyde. Ol nedenle; nerede boşluk varsa, hemen evle dolduruluyor. Güneş üzerimize doğdu! Isınmaya başladık. Havalimanına vardık. Sıradayız. İçimizden biri valizinde çakmağını unutmuş. İki kez açtırıp kapattırdılar. Bulundu ve gümrükten geçebildi. Çinlileri kandıramaz kimse! 
    China Airlines, devletin resmî havayolu. China Eastern Airlines, Shanghai
 Airlines…gibi şirketler de var. İç hatlarda çalışıyor. Kırmızı yelekli gençler dolaşıyor. Üzerinde “Help you=Size yardım eder” yazılı. İyi bir uygulama!
   Çin’de toprak mülkiyeti devlete ait. Örneğin; bir mermer yatağı var. İşletme hakkını devlet, özele devrediyor 40-50 yıllığına. Sık sık denetliyor. İşler yolunda gitmiyorsa, sözleşmeyi iptal ediyor.
   Rehberimiz Summer’ın ailesi benzin istasyonu işletiyormuş 10 yıl öncesine kadar. Bir sabah Devlet, bu işi ben yapacağım demiş ve istasyonlara el koymuş. Rafineriler kalitesiz olduğundan benzin ve mazotlar da kalitesiz. Kirliliğin başlıca nedeni, buymuş.
   Uçağımızdaki kahvaltı; haşlanmış pirinç çorbası, tatlı yoğurt ve havuç salatalık turşusu. Çorba tuzsuzdu. Turşuyu içine boca edince hoş oldu. Sabah sabah sıcak çorba iyi geldi midelerimize… 

26-Xi’an, Çin’in dünüdür!: Xi’an’a ayak bastık. Rehberimiz bayan. Adı, Suzan. Summer’a göre daha tane tane konuşuyor. Havalimanı çok büyük ve geniş bir alana kurulmuş. İleride genişletilecek gibi. Çin’de her şeyi büyük yapıyorlar. Büyük bir ovanın ortasındayız. Sağımız-solumuz yeşil. Meyve bahçeleri, bağlar ve ekin tarlaları görüyorum.  Xian’a  yaklaştıkça yeşil örtü yerini dev apartmanlara bırakıyor. Beş yıl öncesine kadar tarlaymış buraları. Şimdi ev bitmiş tarlalarda. İnşaatlar sürüyor. Xi’an, Batı Barışı demekmiş. Yabancı uluslararası şirketlerle –Coca Cola, Boeing, Panasonic…v.b.g- Çinli yönetim işbirliği yapmış. Yabancı sermaye Xi’an’a çekilmiş. “Ekonomi ve Teknoloji Gelişme Bölgesi” kurulmuş. Kent; Ekonomi, Eğitim, Turizm ile Mobilyacılıktan elde edilen gelirle besleniyormuş. Teknoloji üretiliyormuş, yabancılarla. 55 tane üniversitesi varmış. Beijing ve Shanghai’ya ciddi alternatif olmuş. Üniversite ücretleri düşükmüş. Komünist rejimde eğitim her aşamada parasızdır. Ama Çin komünist değil ki! Adı kalmış yadigâr. Xi’an, turizmde önde gidiyormuş. Dünyadaki eski başkentler –Kahire, Roma…- arasında dördüncü sıradaymış. New York ile Xi’an arasında yeni hava koridoru açılmış. Amerikalılar akın akın geliyorlarmış buraya. 
     Amerikalılar, eski komünist diğer ülkelere de gidiyormuş. Vietnam savaşında yer alanlar, katliâm yaptıkları köylere turistik gezi yapıyorlarmış. Astıkları, kestikleri köyleri, köylülerin son hâlini merak ediyorlarmış. Halk yoksul ve çaresizmiş Vietnam’da. Eski katiline tepki ver(e)miyormuş… Çünkü, dolar saçıyormuş Amerikalılar. Rehberimiz anlattı da, öğrenebildik!? 
    Maun ormanları ile ünlüymüş Xi’an. Eskiden İmparator için maun kesmeye 1000 işçi gider, yarısı geri gelebilirmiş. O denli güç koşullarda çalışır, hiç de gıkları çıkmazmış! Maunun varlığı, mobilyacılığı geliştirmiş. Xi’an’ın beşinci bir gelir kapısı da tarımmış. Nar ile buğdaydan kazanırlarmış. Küçük bir ayrıntı: 1 metrekarelik inşaatın maliyeti 7 bin yuan (3500 TL). Varın inşaatın yarattığı rantı siz hesaplayın! Deli para diye buna denir…
   Çinli rehberimiz kulağımıza küpe olacak özlü bir değerlendirmede bulundu:”Çin’in 5000 yıllık tarihi için Xi’an’a, 500 yıllık tarihi için Pekin’e, 50 yıllık tarihi için Shanghai’ya bakmak gerekir.”
   Türk rehberimiz Suzan’a “Çin, süper güç olacak mı?” diye sormuş. Yanıtı aynen şöyle:”Çin’in süper güç olabileceğini hiç zannetmiyorum. Çin toplumunun kökeninde Konfüçyüs’ün barışçı öğretisi yer etmiştir. Bu nedenle askerî güç olabilemez! Süper güç olabilemez!”
    Birdenbire yağmur altında kaldı aracımız. Meğer arazöz, yukarıya doğru su fışkırtırmış. Ortalıktaki inşaatın yarattığı tozu, toprağı ve düşük kaliteli petrolün kirini azaltsın diye caddelerde dolaşır dururmuş!
    Kaldırımlara asırlarca yaşayacak çınar ağaçları dikilmiş. Taflanlar ve rengârenk güllerle bezenmiş refüjler… Hepsi de bakımlı ve özenli…
   Ortalık şıkır şıkır. İnsanlar, dükkânlar ve cüzdanlar da şıkır şıkır… Dünyanın tüm markaları burada. Devletin yüzde 100 vergi koymasına karşın, gelip mağazalarını açmışlar. Alanı olunca, satanı da olacak elbet.
   Bisiklet kiralama sistemi kurmuşlar. Bankaya gidip 400 yuan yatırılıyormuş. Karşılığında bir kart veriliyormuş. Sonra saati 2 yuan’dan bisikleti sürebiliyormuşsunuz. Kentin her noktasında bisikletler var.
   Xi’an, hem 14 km’lik surları içinde hem de dışında yaşayan bir kent. Surlar geniş ve çok yüksek. 600 yıllık. Kenti düşman saldırılarından korumak için yapılmış. İmparatorun evi en güzeli. Komutanların evi, hemen yakınında. Dev bir kapıdan içeri girdik. Dört yana açılan dört kapısı varmış surların. Restorasyondan geçmiş. Surların boyunu kat kat aşmış günümüz kibrit kutuları gibi dikine yapılmış apartmanlar sırıtıyor. Çirkin mi çirkin! Ama bir kıyak yapmışlar. Surların yakınındaki apartmanları, otelleri surların renginde boyamışlar. Lütfetmişler!..

27-Vahşi Kaz Pagodası: Pagoda, Çin mimarisinin adı. Tabandan tepeye doğru gittikçe küçülen 7 katlı bir bina. Aslında bir Budist tapınağı. 108 metre. 1500 yıldır ayakta. Çinli Budistlerin mabedi. Bu dinde yükselmek için buraya gelmek gerekiyormuş. Budizmin temel kuralı, kendini Buda’ya adamak. Hindistan’dan getirilen büyük miktardaki Budist metinler buradaymış. Mekke Müslümanlar için neyse, Xi’an da Budistler için aynı değerdeymiş. Bir Budist efsanesinde sıra: Eski zamanlarda Budistler açlıktan ölmek üzereymiş. O sırada üstlerinden yaban kaz sürüsü geçiyormuş. Budistlerin ölmemesi için kendilerine feda etmişler. İşte o gün bu gündür Budistler et yemezmiş, vetejeryanlığı seçmişler. Vahşi Kaz Pagodası adı da oradan geliyormuş.

28-Vergisiz alışverişe dokunma!: Dün gece eşim ve birkaç arkadaşı otelimizin önündeki yemyeşil parkta gezmeye çıktı. Halk toplanmış, müzik eşliğinde dans ediyormuş. Onlar da katılmış. Caddenin başında da işportacılar varmış. Polis geliyor denince 5 dakikada toz-duman olmuşlar. İşportacılık, Çin’de rastlanılan en olağan durum. Bizde Outlet ya da Sosyete Pazarı adları altında yasallaştırıldı. Fiş yok, vergi yok. Alan razı, satan razı. İktidar ise, yoksullaşıp vitrinden alışveriş yapamayan halkın bu yolla gününü kurtarmasına göz yumuyor. Çünkü, halkın yoksulluğunun farkına varmasını istemiyor. Böylece iktidarına karşı oluşacak öfkeyi dizginlemiş oluyor. Kolaylıkla koltuklarında oturuyor…

29-Xi’an kenti: İpek Yolu’nun doğudaki son noktası Xi’an’ın Lintong bölgesine gidiyoruz. Yol boyunca yine dikine dikilmiş dev apartmanlara rastlıyoruz. Metrekaresi 8 bin yuan’dan (4000 TL) satılıyormuş. Kent merkezinde 20 bin yuan’a çıkabiliyormuş. Lintong, Ulusal Turizm ve Dinlenme Bölgesi ilân edilmiş. Sarı nehrin 8 kolundan biri, nazlı nazlı ama çamur renginde akıyordu. Verimli ovaya hayat verirmiş. Lintong, bu kolun çevresindeki bölge. Yolun kenarlarını hafif yassı yapmışlar. Küçücük fidancıkları sık sık açtıkları çukurlara dikmişler. Çabuk yeşillenen, büyüyen türlerden seçmişler fidancıkları. Arazöz gelip, bir güzel suluyor. Çok kısa zamanda yol kenarları yemyeşil oluyor, ağaçlanıyor. Bizde hiç böyle değil! Fidan dikiliyor, başına buyruk bırakılıyor. Ne sulama ne de bakım yapılıyor. Gel de… 
    Xi’an Politeknik Üniversitesi, yolumuz üzerinde, sağda. 20 bin öğrencisiyle uçsuz bucaksız, yemyeşil ormanlık bir yerleşkeye inşa edilmiş. Bizim ODTÜ gibi. Yüksek statülü devlet üniversitesiymiş. Yüzde 10 oranında vakıf üniversitesi varmış. Yurtdışında kurulu üniversitelerin Çin’deki şubeleri gibi çalışıyorlarmış. 55 üniversite, Xi’an’ın 8 ayrı bölgesine dengeli biçimde dağılmış.

30-Çin, kapitalist-sosyalist bir ülke(!): İlk başta, saçma gelebilir! Çin; hem kapitalist hem de sosyalist bir ülke. Özel girişim serbest. İster yabancıyla ortaklı biçiminde olsun, fark etmiyor. Devlet de aynı yolla devasa yatırımları gerçekleştiriyor. Ama toprak devletin. Tasarruf yetkisi yurttaşın, şirketlerin üzerinde değil. Tek tapusu var. Tüm yapılar –ev, daire, tarla, bahçe, fabrika…v.b.g- devletin. 50-70 yıllığına işletme, kullanma hakkı devrediliyor. Şimdilik bir sorun çıkmıyormuş. İleride ne olur, bilinmez!?

31-Xi’an Daqin Terra-Cotta Lacquer Furniture Art Center: Terra-Cotta toprak askerlerin aynısını yapan sanat merkezini geziyoruz. 2200 yıl önceki yöntem kullanılıyormuş. Bir hafta boyunca 1000 derecelik fırında kilden askerler pişiriliyormuş. Kili, kalıplara parmakları ile sıkıştırıyor çalışanlar. Bilek gücüyle hiç hava boşluğu kalmamasına dikkat ediyorlar. Fırından çıkanları soğuduktan sonra vitrine koyuyorlar satılması için. Gelen-giden turist gırla. Her ulustan turistin uğrak yeri. Merkez, devlete ait. Çalışanlar, memur. Satışta belli bir oranda indirim yapılıyor. Yine de pahalı geldi bize. Daracık bir yolun sonunda. Karşı tarafı yıkılmış. Gecekonduymuş öncesinde. Bir-iki yıla kalmaz buraya da dev apartmanlar dikilir. Alıştık artık...

32-Emperor Qin Shihuang’s Mausoleum Site Museum: İmparator Qin Shihuang Mozolesi Şehir Müzesi’ndeyiz. Aynı zamanda Terra-Cotta Army Museum=Terra-Cotta Ordu Müzesi diye de biliniyor. Dünyanın 8. harikası. Çin’in ilk imparatoru Qin Shihuang’ın mezarındayız. Eşsiz ve görkemli Toprak Askerler ve Atların bulunduğu geniş bir alan. Tarım yapılıyormuş. 1974’te köylünün biri buluyor. Sonrasında devlet tüm alana el koyuyor. Hemen müze yapıyor ve kazı çalışmalarına başlanıyor. Köylülere de geniş bahçeli evler yapıveriyor. Önce bronzdan araba ve atları gördük. Büyüleyiciydi. Capcanlı karşımızdaydı. Yüzeyin 5 ile 7 metre altında bulunmuş Toprak Askerler ve Atlar. Etkilenmemek elde değil! Sırada savaşmayı bekliyorlar. Okçusu, komutanı yan yana duruyor. Belli işaretler konmuş. Hiçbirinin yüze diğerine benzemiyor. En ince ayrıntı bile işlenmiş. Müthiş bir özen ve sabırla yapılmış her bir asker… Her bir heykelin yapımı 3 ay sürmüş. Binlercesinin tek tek yapıldığını düşünün! 2200 yıl önce Çin’in ilk imparatoru Qin Shihuang iktidara gelir gelmez, yapılmasını istiyor. Amacı, öldükten sonra kendisini korumaları. 45 yıllık iktidarı boyunca sürüyor. Toprağın altına yerleştiriliyor, üstü örtülüyor. Kendi de askerleri ve atları ile birlikte gömülüyor. Sır olarak kalıyor. Hiç açılmamış bölümler var. Önce açmışlar. Bakmışlar ki, heykeller doğal renklerini kaybediyor. Hemen kapatmışlar. Oksijenle buluşunca, o güzelim doğal renkleri uçmuş gitmiş. Karargâhın olduğu bölümde hayvan iskeletlerine rastlanmış. Savaştan zaferle dönmek için kurban edilmiş. İmparatorun zamanında aç kalan köylüler altın bulmak için mezara saldırıyor. Ama bulamıyorlar. Öfkelerini yangın çıkararak bastırmaya çalışıyorlar. Yanmış kısımlar açıkça gözüküyordu. Akın akın gelen turistler, her anı belgelemek için çeşit çeşit fotoğraf makineleri, kameralarıyla hazırdı. Birbirini çiğnemeden yavaş yavaş hareket ediliyordu. Kazılar sürüyor. İleriye dönük proje maketi hazır. Lise öğrencileri vardı. Önlerinde çaprazlamasına “Volunteer=Gönüllü” yazılı bir bez kuşak takmışlar. Açtıkları stantta çat-pat İngilizceleri ile yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Girişte rehber kimlikleri boyunlarında asılı pek çok Çinli rehber gördük. İki yüzü aşkın dünya lideri gezmiş. Biletimin numarasını vereyim: 5000711742. 
    Vardığımız sonuç şu: Demokrasilerde bu tip eserler yapılabilemez! Yaşasın köleci düzen(!) 

33-Çinli esnaf her zaman haklıdır: Geleneksel Çin çaylarını tatmak için bir Çayevi’ne uğradık. Genç bir bayan, altı çeşit çay demledi ve tattırdı. Sıcak suda 3-5 dakika kalıyor çay. Sonra mini-minnacık fincanlarda sunuluyor. Dişimizin kovuğuna yetmiyordu. Sonra teneke küçük kutular getirdi. Fiyatları sabit:150-200-380 yuan. Kutuya sığdırabildiğiniz kadar çay koyuyorsunuz. Biz daha az alalım dedik. Fiyatı belirledi. Kabul etmedik. Pahalı geldi. Ardından bir kutuya iki çeşitten yarım yarım alalım dedik. Aromaları birbirine karışır diye karşı çıktı. O zaman poşette 100 gr alalım dedik. Olmaz, poşeti küçültemem dedi. Açıkçası kendi kuralını dayattı. Biz de almadan çıktık. Anladık ki, Çinli esnaf her zaman haklıdır! Bizlerse, yolunacak kazlarız!

34-Great Mosque of Xi’an (Büyük Camii): Linahu Bölgesi’ne geldik. Uzakdoğulu Müslümanlar çoğunlukta. Acayip kalabalık. Önce toplanma yeri ve saatini belirledik. Sonra Büyük Camii’yi görmeye gittik. Birden sessizlik hâkim oldu. İçeride saklanmış bir yer. 13 bin metrekarelik bir alan. Bunun 6 bin metrekaresinde Büyük Camii bulunmakta. Upuzun bir bölüm. Girişteki lâhit korumaya alınmış. Çin’in ahşap mimarisi belli ediyor kendini. Dört tane avlusu var. Yapılar 900 yaşında. Kokusunu duyuyoruz. Uçları kıvrık çatılar. Yosunlaşmış seramikten kiremitler. İyice kararmış ahşap. Taştan davul. İlk kez tanık oluyoruz. En sonda Büyük Camii. Tüm haşmetiyle karşımızda. Giriş’e ahşap üstüne eski Çince Kur’ân ayetleri yazılmış. Müslüman olduğumuz için rahatça giriyoruz. Camiinin tümü ahşaptan. Duvarın tavandan boyuma kadar olan bölümüne, Arapça Kur’ân yazılmış. Alt bölümde Çince’si yer alıyor. İki dilli. Ahşap üzerine nâkşedilmiş özene-bezene. Hayran kalmamak elde değil! Bir arkadaşımız hemen okuyuverdi ayetleri. Bizde de aynısı Türkçe-Arapça olabilir mi diye düşündüm. Yobazların neler söyleyebileceğini az-çok tahmin edebiliyorum… 

35- Tam Uzakdoğu fotoğrafı: Lianhu Bölgesi’ndeyiz. Daracık sokaklar. Acayip kalabalık. Cüzdanlarımızı ve pasaportlarımızı koruyoruz. Eski usûl pişmaniye çekenler var. Yola kadar uzatıyorlar. Tahta tokmaklarla şekeri terbiye ediyorlar. Sokağa taş kömürlü bir çorbacı. İki kocaman kazanda paçalar. Domuz olma ihtimali çok yüksek. Kazanlardan buhar ve lezzet çıkıyor, yayılıyor sokağa. İstakoz, kerevit, kurbağa, yılan balığı… şişlere takılmış. Kızgın yağda kızartılıyor. Şişten kıtır kıtır ısırarak yiyorlar. Yola masa atılmış. Üstünde taptaze kuzu. Etleri parça parça şişlik yapılıyor ve ağaç dallarından şişlere takılıyor. Yan tarafta közü kıpkırmızı mangal hazır. Şişlerde ciğer, balık da var. Mangalların isi, pişen etin kokusu yolu boydan boya kaplamış durumda. Genç-yaşlı, kız-erkek ayakta şişleri kıtır kıtır ısırarak afiyetle yiyor. Tatlı, yuvarlak ekmekler sergide. Birinin üzerine susam, diğerine ayçiçeği serpilmiş. Soyulmuş muzu mısır ya da galeta ununa batırıp kızgın yağda kızartıyorlar. Apayrı bir tat olmalı!? Kalaycı oturmuş, arkadaşıyla derin sohbete dalmış. Dükkânının önünde kocaman kalaylanmış kazanlar. Oyuncakçılar, hediyelik eşya satılan dükkânlar. Tayland’dan gelme küçük balıklar, suyun içindeki ayakları yiyor/ısırıyor, mikroplarını temizliyor, masaj yapıyor ve sonunda da dinlendiriyor. Yorgunluk başka türleri geçmiyor. O kalabalık içinde motosikletler, bisikletliler yol bulmaya çalışıyor. Kokuların ve lezzetlerin kardeşliği egemenliğini ilân etmiş! Fotoğraflık o kadar çok an var ki! Gücümüz yettiğince çekiyoruz. Belleğimize kazıyoruz…

 

 



Bu yazı 755 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



6 + 7 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI