Bugun...
20.09.2015 – Özdere Günlüğü 17 Ağustos


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 20-09-2015 16:16

17 AĞUSTOS – PAZARTESİ
10 litresi 1 liraya su
Hem de Şaşal içme suyu. Orta büyüklükte bir kamyon. Kasasında su tankı. Tahtalı Barajı yakınlarından su getiriyor. Havva Teyze söyledi. Yalan değil! 10 litresi 1 liraya. Haftalık suyumuzu dolduruyoruz. Marketlere kazıklanmıyoruz artık...

Tarhanacılar 
Komşumuzun dünürleri. İki yıldır bu tarihlerde damlıyorlar. Evde kimsecikler yok. Ellerini tez tutuyorlar. Tarhana hazırlıyorlar. Fazla domates konmadan.  Tüm pencerelerin sineklikleri yerlerinden çıkarılıyor. Üzerine öbek öbek seriliyor. Sinek konmaması için üstlerine ince tülbent örtülüyor. Güneşlik terasa sıralanıyor. Tanıdık, bildik geliyorlar.  Toplam dört kişiler. Kare dünden hazır. Maşallah herkes okey biliyor. Oturup taş döşüyorlar! Şakır şukur sesler. Gecenin geç saatlerine değin sürüyor. Bir şey demiyoruz. Hatırı var teyzenin. Hemen gidecekler. Bir hafta bile sürmez! Çeşme’de yazlıkları var. Orada tarhana yapamıyorlar demek ki!  
Tarhananın hikâyesini biliyor musunuz? Bilenlere değil, bilmeyenlere aktarıyorum: Rivayet odur ki; vakti zamanında devrin padişahlarından biri… Bir ramazan günü tedbil-i kıyafet gezerken ülkenin ara sokaklarında…
Vezirine emir vermiş usuldan…
– Ramazan Topu hangi evin önünde patlarsa o haneye konuk olalım.
– Peki Efendim… demiş ve emri yerine getirmiş Vezir efendi.
…Derken, top patlamış bir fakirhanenin önünde. Çalmışlar kapıyı yavaşca, destur istemişler ev sahiplerinden ve girmişler içeri oturmuşlar sofralarına.
Evin hanımı tahta kaşıklarla birer kase çorba ikram etmiş. Padişahımız çok beğenmiş. Adını soracak olmuş bu nefis çorbanın… Evin hanımı:__İç işte beyim biz fakir, yoksul insanlarız. Bu da ”Dar Hane” çorbamızdır.
Padişah çok beğendiği bu çorbayı yapan bu güzel yürekli bu karı kocayı saraya aldırmış sonradan… Saray sofralarının baş köşesine kurulmuş bu lezzetli çorba çeşidi. Sonraları da Osmanlılar zamanından günümüze kadar gelmiş.

18 AĞUSTOS – SALI 
Merdan Yanardağ, YURT’tan ayrılmış…
Adım adım izlediğim gazeteci, yazar Merdan Yanardağ, bugünkü “Keskin Kalem” köşesini adıyla yazmış ve YURT gazetesine veda etmiş. YURT, “…dinci ve faşizan iktidarın bir karabasan gibi ülkenin üzerine çöktüğü koşullarda, Türkiye’de muhalif gazeteciliğin önemli örneklerinden biri”ydi. “…bir özgürlük penceresi” açmıştı kitlelere. YURT, “AKP iktidarının baskılarına da Cemaatin kurduğu tertiplere de” direndi. “Özgürlükçü, toplumcu, yurtsever, solda duran ve öncü bir halk gazetesi olarak” çıktı. Hedef kitlesi bütün Türkiye’ydi. Çıktığından bu yana okuruydum. Merdan yoksa, YURT’un ruhu da yoktur. İzlemeye gerek kalmadı…

19 AĞUSTOS – ÇARŞAMBA
Ölmez Ağacın Evi
Fatma Bölek Gürel’i tanıtayım. Edremit doğumlu. İlk, orta ve liseyi orada okumuş. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Kimya mühendisliği öğrenimi ve master yapıyor. Edebiyat uğraşısı içinde. Öyküleriyle 1972 Yunus Nadi (Öykü); 1993 Ömer Seyfettin (Öykü) ödüllerini; 1993 Naci Girginsoy Öykü Yarışması Üçüncülük Ödülü’nü aldı. Bir Yaz Gecesi adlı kitabıyla da 1994 İş Bankası Edebiyat Büyük Ödülü'nü kazandı.  36 Baharı (2000) adlı yarı belgesel romanını okudum önce. Sonra sırasıyla Zurnanın Son Deliği (1974-Öykü), Bir Yaz Gecesi (1994-Öykü), Karşı Kıyının Işıkları (2001-Öykü) ve İki Demli Çay (2010-Roman). Ölmez Ağacın Evi, 2012 Aralık ayında çıktı. Hemen aldım. Okudukça yavaşlama gerektiğini gördüm. Niye derseniz? Yaşamımla örtüşen o kadar çok olay vardı ki! Arka kapak içine “Hayat hikâyemi böyle küçük küçük bölümler halinde yazabilirim” notunu düşüverdim. Sonra nasıl bir koşuşturma içine girmişsem, bir daha elim değmedi. Şimdi bitirmek üzereyim. Dura dinlene, epeyce not ala ala okuyorum. Önce Egelilerin okuması, sonra sahip çıkması gerekiyor Gürel’i. Kendi coğrafyamızın edebiyat tadını doya doya yaşıyorum. Gürel okuruna bunu yaşatıyor….  

“Memet ve General”
Enver Aysever’in BirGün’deki köşe yazısının adı. ”Memet ve General”’i yoğun bir dikkatle okudum. Resmen çarpıldım. Salt bugünlerin değil ölümlere yazgılı ülkemin tutanağı gibi… Ne yapıp edin, okuyun bu yazıyı. 

20 AĞUSTOS – PERŞEMBE
“Türkiye bir kara mizahtır
Türkiye dünya –hele çağdaş ve uygar dünya- ölçülerinin, yasalarının, kurallarının oldukça dışına çıkmış, taşmış kendine özgü bir ülkedir.
Ne doğuludur, ne batılıdır.
Ne çağdaştır, ne çağdışıdır.
Ne cennettedir, ne de cehennemdedir…
Arafta olduğu bile kuşkuludur.” (Kaya Çelikkanat, İzmir 9 Eylül Gazetesi,
20.8.2015, s.5.)
Yorum yapmaya gerek yoktur! 

21 AĞUSTOS – CUMA
Özdere’ye Kapalı Pazar yeri gerek
Eski TANSAŞ’ın yeni MİGROS’un önünden yukarıya giden 2288. sokak, Merkez Camii’nin önündeki yol, Mercan Caddesi evet tümü Özdere’nin Pazar yeri olarak kullanılıyor. Daracık yollar. Tatlı bir yokuş. Sıkış-tepiş alış-veriş yapılmaya çalışılıyor. Yıllardır böyle. Belediyelikken, hiç kimseye zararım olmasın diyen yöneticiler pazar yerini düşünmemiş. Oturanların canına tak etti! “Başka yere taşınsın!” diye imza topladılar. İlgililere ulaştırdılar. Sonuç ne olacak bakalım?

Cenazelerdeki çığlıklar…
AKP hiç iktidardan gitmesin diye sürdürülen kanlı oyun ve planlar pek çok canımızın toprağa düşmesiyle sürmekte… İşte o şehit cenazelerinde sağır kulak ve gönüllerin duymadığı/duymak istemediği çığlıklar:
“Gazeteciler yazın. Allah rızası için… Kardeşi kardeşe kırdırıyor. Genç kardeşimi gönderdim, cesedini alıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı bunu bilsin. Ben bunu bu yaşa getirene kadar ne çektim biliyor mu? Allah’tan hiç mi korkmuyor? Bu genci buraya yatırdı. Kardeşi kardeşe kırdırıyor. Kendi oğlu olsa böyle olur muydu?”
“Bu kan dursun. Bu askerler günah değil mi? Kürdü de Türkü de aynıdır.”
“Zengin parayı versin yatsın evde, garibanın çocuğu ölsün.”
“Şehit diyorlar onlar için ama boş. Bunlardan ikisi Halil ve recep. İkisi de Kürt’tü. Benim kardeşlerim her şeyden önce insandılar.”

22 AĞUSTOS – CUMARTESİ
Tavşan Yüreği zeytin
Sofralık, yağlık, çürütme, kırma, çizme zeytin türleri var. Eşek Zeytini (Yunanca Kalamata diyorlar), Tonbul Zeytin, Sivri Zeytin… aklıma gelen adlandırmalar. “Yiiin Gâri” pazarımızda rastladım “Tavşan Yüreği” etiketine. Biçimi benziyor desem değil! Lezzetinden esinlendi desem, benzerlik yok yavşan yüreğiyle. Sonunda anladım ki, renginden böyle bir etiketleme yapmışlar. Yaratıcılık dediğin böyle bir şey iste! Esnafın yaratıcılığına şapka çıkardım…

Ojeli, manikürlü, pedikürlü Urla bamyası
Urla bamyası, diğerlerinden ayrılıyor. Rengi, biçimi, tadı, lezzeti ve elbette fiyatı açısından. Bunu en iyi pazarcılar anlatıyor:”Mini mini ojeli, manikürlü, pedikürlü Urla bamya.” Etikette böyle yazılıydı. Fiyatını da vereyim:12 TL. Malın pazarlanışı, fiyatının önüne geçiyor Yiin Gâri pazarında. 

Ohh bee, nihayet!
CHP Mersin Milletvekili Fikri Sağlar, 17-25 aralık yolsuzluk dosyaları ile MİT TIR’larını yeniden gündeme taşımış. 4 eski bakan ve dönemin başbakanı Erdoğan hakkında toplam 6 ayrı soruşturma önergesini Meclis’e vermiş. Sağlar’ın açıklaması şöyle:“CHP bu işin peşini bırakmayacak. Bu kadar büyük bir yolsuzluk dünyada görülmedi. Olası bir erken seçim sonrasında oluşacak yeni Meclis’te de CHP yolsuzlukların ve savaş suçlarının hesabını soracak” 

23 AĞUSTOS – PAZAR
Bu kez çığlık Yarbay’dan…
Kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenazesinde ağabeyi Yarbay Mehmet Aklan sorguladı yaşadığımız günleri/olayları:”Buradaki vatan evladı daha 32 yaşında. Vatanına, sevdiklerine doyamadı. Bunun katili kim? Bunun sebebi kim? Düne kadar çözüm diyenler ne oldu da sonradan savaş diyor. Saraylarda 30 tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip ‘Şehit olmak istiyorum’ diye bir şey yok. Git o zaman oraya git.” Sözün bittiği yerdeyiz…

24 AĞUSTOS – PAZARTESİ
BirGün soruyor…
“Bir garip ülke, bir garip siyaset. Herkes ‘darbe var’ diyor, kimse bir şey yapmıyor. Muhalefet partileri dün bir kez daha Saray’ın ülkede darbe yaptığını, fiilen yönetime el koyduğunu anlatan basın toplantıları yapıp evlerine dağıldı.” İşte manşetteki bu cümlelerle BirGün soruyor. Ben de soruyorum bu soruları...

25 AĞUSTOS – SALI 
Meşhur Kar Şerbetçi
“Meşhur Ödemiş-Bozdağ Şifalı Kar Şerbeti Karadutlu-Vişneli-Pekmezli” yazılı iki pankart asılıydı. Gölgeliğin altına müşteriler oturmuş. Kar şerbetlerini kaşıklıyor. Hararetlerini düşürmeye çabalıyorlar. Özdere’de yabancı turistler de var. Onları da çekmek gerek. Küçük bir kartona 5 ayrı dilde –“Naturel Snow Juice, Mullbery-Cherry, Jusde Neige Naturel, Mûre-Griotte”-  yazdırmış. Kar, sarmalanmış battaniyelere. Bardak kara sürülerek yarıya kadar dolduruluyor. Sonra isteğe göre şerbet ekleniyor. Bir de yanına kaşık koydun mu, tamamdır. “Fotoğrafını çekiyorum. Meşhur olacaksın!” dediğimde “Ben zaten meşhurum!” yanıtını veriyor…

Nâzım Hikmet sesleniyor
“Saraylar saltanatlar çöker, kan kusar bir gün, zulüm biter,
Menekşeler açar üstümüzde, leylâklar da güler.
Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır,
Bir de yarınlar için direnenler.”

26 AĞUSTOS – ÇARŞAMBA
Müfettiş
Benim gibi sabahçılardan. Sol omzunda bir çanta. Lacivert renkte. Terlikler sağ elinde. Kumda rahat yürümek için. Saçlar, sakallar beyazlaşmış. Çenede hafif bir top sakal. Azıcık salınarak yürüyor. Cankurtaran Kulesi’nin 1 metre yanına koyuyor çantasını. Hemen denize giriyor. Şöyle bir yarım saat kulaç atıyor. Ardından duş. Şile bezinden giysi biçiminde havlusuyla kurulanıyor. Islak mayosunu değiştiriyor. Ve geldiği gibi aynı yoldan geriye dönüyor. Sabahçılar kendi aralarında selâmlaşıyor. Çünkü gele-gide tanış oluyorsunuz bir yerde. O ise, sağ elini kâlbinin üstüne götürüyor. Öyle selâm vermeyi yeğliyor. Hiç değişmiyor bu davranışı. Yine bir sabah karşılaştık. Birlikte sahile yürüdük. Söyleştik yol boyunca. Meğer köpek, kedi korkusu varmış. Eşlik ettim kendisine. Önceden kuduz bir kedi ısırmış Ankara’da. 20 gün kuduz aşısı vurulmuş. “Kedi ya da köpekler benim korktuğumu hissedince üzerime geliyor” diye açıkladı. Ben de incir bahçesinden geceleri ilçeye gelip-giderken köpeklerin önüme çıktığını, hemen bisikleti durdurup hareketsiz kaldığımı ve böylece kendimi koruduğumu anlatıyorum. Mesleklerimizi öğrendik. O ilköğretim müfettişiymiş. AKP’nin baskılarına dayanamamış. 65’ine iki yıl kala zorunlu emekliliğini istemiş. Önce Tire’den ev almaya kalkmış. Hatta pazarlığı bile bitirmiş. O arada yolu Özdere’ye düşmüş. Görür görmez burada yaşamaya karar vermiş. İkimizin ortak tanıdığı öğretmen emlâkçı arkadaş aracı olmuş, evini almış. Kredi de çekmiş. 92 doğumlu bir oğlu varmış. Eşini doğum sırasında kaybetmiş. Sonra bir daha evlenmemiş. Yapayalnız sürdürüyormuş yaşamını. Bu aralar emekli ikramiyesi gelecekmiş. 65’ini tamamlamış bu ayda. Ben de bu çerçevede buraya nasıl geldiğimizi anlattım. Sözün yedeğinde takılıp gelirken, onun yerine gelmişiz. O hemen denize yöneldi. O arada az ilerdeki çevreci dostumuzla selâmlaştık. Tanıtmaya yöneldim. Ama hiç oralı olmadı. Demek ki, daha hazır değil! O denize ben de çevreci dostumuzun yanına adım attık.   

27 AĞUSTOS – PERŞEMBE
Sütçümüz
Hazır yoğurt yiyemiyoruz. Kutudaki işlenmiş sütleri içemiyoruz. Süt gibi, yoğurt gibi gelmiyor. Hemen sütçü buluyoruz. Özdere’de inek besleyen birkaç aile kalmış. Sami Ödemişli. Köprübaşından. 70’lerin başında terk etmiş. Önce İzmir, ardından Özdere. Kermes’te tanışmıştık. Eşi Zehra Hanım buralı.  Sami anlatıyor:“Köprübaşı o yıllarda Teksas gibiydi. Her akşam kavga dövüş eksik olmazdı. 70’lerde bir çıktım, o çıkış. Geriye dönmedim. Önce İzmir’de yaşadım. Baktım zorlanıyorum. Buraya yerleştim.” İnekten sağılıyor, sıcak sıcak alıyorum. Litresi 2.5 lira. Sapsarı kaymağı oluyor. Komşumuza söyledim. Onlar da almaya başladı. Peynircilerden aldığımız sütün yağı da kaymağı da yoktu. Bir daha denemedik. Geleyim Köprübaşı’na. 70’li yıllarda tütün kapancalarının olduğu mahalleydi. Tütüncülük yapılırdı. Yıl 13 ay sürer tütünün zahmeti. Tohumlar süzgülerle yavaş yavaş sulanır, saatler boyu yabancu otları ayıklanır, fide haline getirilirdi. Bebek gibi nazlı olurdu fideler. Kapancalardan tarlalara taşınırdı. Kırım zamanı tütün tarlaları karpitli lüküslerle ateş böcekli olurdu. Gecenin serinliğinde kırım, gündüz sıcağında kapancalardan ehreti evciklerde dizim ve sergi işleri yapılırdı. İki büklüm bir yaşamdı tütün tarlalarında hükmünü sürdüren…  

28 AĞUSTOS – CUMA
Avukat Akay Sayılır ölmüş…
Aydınlanma mücadelesinde öğretmenlerin kurduğu TÖS, TÖB DER, EĞİT-DER, EĞİTİM-İŞ, EĞİTİM-SEN adlı örgütlerde emek vermiş, katkı sunmuş tam bir beyefendiydi Avukat Akay Sayılır Ağabey. Sessiz, dingin bir çalışma yöntemi vardı. Bir tek o pipo içerdi. Kokusu koridorlara yayılırdı. Son iki örgütün üyesi olarak Genel Merkezde hep karşılaşırdım. Söyleşirdik dünden, bugünden. Sır tutardı. Anılarını yazmasını çok istedim. Birkaç karalama yapmıştı. Okuyup, sürmesini istemiştim. Tamamlayamadı. Bugün cep telefonuma gelen bir mesajla aramızdan ayrıldığını öğrendim. EĞİT-DER’in abece Dergisi’nde adına yazılara yer vereceğiz. Emeğini kutsayacağız. Toprağı bol olsun!    

29 AĞUSTOS – CUMARTESİ
Oktay Akbal:“Önce Ekmekler Bozuldu” demişti…
Oktay Akbal demek “Önce Ekmekler Bozuldu” demek. Niyedir bilmem, yurdumuzda bir şeyin bozulduğundan söz ederken, “Önce Ekmekler Bozuldu” der sözü bağlayıveririz. Akbal’ın 1946’da yayınlanan ilk kitabı.
Yaşadığımız günlere bir bakalım: Bozulmayan neyimiz kaldı ki! 40’lı yıllardan başlayarak Türkiye’yi yöneten sağ iktidarlar –Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, ANAP, AKP- her şeyi bozdular, yağmaladılar, talan ettiler. 
Halk olarak 1 Kasım’da kurtulacağız bunlardan…

5 Ortaklı ot pideciler
Biri hamur yoğuruyor. Diğeri pazı haline getirip açıyor. Öteki içini hazırlayıp, sacın üstüne koyuyor. Elinde pişirme tahtasıyla başkası pişiriyor. Sonuncusu paket yapıp müşteriye veriyor, parasını alıyor. Ayrıca ayran satıyor. Beşi kadın. Her biri diğerinden mahir! Eli uz kadınlarımızdan. Otlusu, peynirlisi, patateslisi, haşhaşlısı var. Yanlarına küçük masalar ve tabureler koymuşlar. Çöp kutusu unutulmamış. Yerlisi yabancısı oturup bi güzel karnını doyuruveriyor. Kestirmeden, ucuz tarafından. Kadınımızın üreticiliği ne güzel değil mi? Uzaktan hayran hayran izliyorum her önlerinden geçişte…

30 AĞUSTOS – PAZAR
Denizde Türk Bayrağı
Kurtuluşumuzun başladığı ilk gün. Çardak Cafe, özel bir hazırlık yapmış. Bayrak ve kırmızı-beyaz balonlarla donatmış Cafeyi. Bir de denize Türk Bayrağı yerleştirmiş. Masanın üstüne dört köşesinden tutturmuş. Arkasına da ışıklar koymuş. Çoook uzaklardan görülüyor. Gece yarısı maytaplar atıldı. Havada rengarenk güzellikler oluştu. Heyecan doruğa tırmandı. Müzik olarak “ONUNCU YIL MARŞI” çalındı. Herkes hep bir ağızdan marşa eşlik etti. Bir kez bir kez daha söylendi.   

31 AĞUSTOS – PAZARTESİ
“İpini koparan geliyor!”
Bir esnaf ağabeyin yakınışı böyle.”İpini koparan geliyor!” Son birkaç gündür gördüklerinden sonra söyledi bu sözü. Yolun ortasındaki yeşillikte sarhoş yatanı, sabahın ilk saatlerinde yüksek sesle ve argo konuşanları, çöpünü taşımaktan aciz günübirlikçileri… gördükçe tak etti canına! Doğrusu ben de hak verdim…

Meşhur Ödemiş-Bozdağ Şifalı Kar Şerbeti
Bildiğiniz kar şerbeti. Ama bizimki meşhur. Karadutlusu, vişnelisi, pekmezlisi var. Bozdağ’ın karı, keçenin içinde. Cııırt cııırt sesi, yeni bir müşteri demek. Bardağın kara sürterek çıkardığı ses, müzik gibi geliyor. Küçük tabureler, tepelerinde gölgelik. Her yaştan yazlıkçı. Serinlemek için mola vermiş. Yabancılar da var. “Naturel snow juice”, “Mullberry-Cherry”, “Jusde Neige Naturel”, “Mûre”, “Griotte” duyurularıyla bellemişler. Onlar için yeni bir damak tadı. Fotoğrafını çektikten sonra yorum yapıyorum:”Artık meşhur oldun!” Yanıtı:”Ben çoooooktan beridir meşhurdum!” Aldın mı ağzının payını!!!!    



Bu yazı 1931 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 6 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI