Bugun...
25.10.2016 - Çin'i Tanımak...-4


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 25-10-2016 13:49

“Çin’e mi gideceksiniz? Ne işiniz var oralarda? Aç kalırsınız. Zayıflayıp gelirsiniz” ve benzeri sorularla karşılaştık hep, Çin’e gideceğimizi ilk duyanlardan. Ama kafaya koymuştuk. Bir yıl öncesinden birikim yapmaya başladık. Elimiz-ayağımız tutarken, Dünyanın harika yapılarından Çin Seddi’ne tırmanmak, Doğu’nun ve giderek Dünyanın dev ülkesi haline gelen Çin’i bir nebze olsun tanımak amacındaydık. Çin’e ayak basar basmaz tutmaya başladığım notları sizlerle paylaşıyorum. Fotoğrafları eşim Safire Aksarı çekti. Umarım, sizlere de Çin’i tanıtmış olurum…

GUİLİN
36-Balayı kenti Guilin: Guangxi Zhuang Özerk Bölgesi'nin
balayı kenti Guilin’e gidiyoruz. Bizi ipek gibi yağan bir yağmur karşılıyor. Guilin, tarçın ormanı anlamına geliyormuş. Gui de tarçın ağacı. Ekim’de çiçek açıyormuş. Çok güzel, keskin ve uzun süreli kokuyormuş. Guilin’e, neden balayı kenti deniyor? Çünkü, evli çiftler balaylarını bu güzel kentte geçirirlermiş. Kentin nüfusu 1 milyon. Çevresiyle 6 milyona ulaşıyormuş. Yılda 10 milyondan çok turist geliyormuş. % 30’u bizim gibi yabancı. % 70’i ise, Çinliler. Pirinç yetişiyor. Uçaktan gözleyebildik. Guilin, öyle yeşil öyle yeşil ki anlatamam! En açığından en koyusuna kadar yeşilin her tonu var Guilin’de. Tam tropikal bölgeye gelmişiz. Tarım, halkın karnını doyuruyor. Vietnam’a uzaklığı 600 km. Birçok etnik grup varmış. Çok çalışkanlarmış. 
    Havalimanından kente yol alıyoruz. Toplu konutlar gözümüze batıyor. Kent yönetimi yaptırmış. 2 yıl önce bitmiş ve içine taşınmışlar. Buraları yeni gelişen bölgeymiş. Evin 1 metrekaresi 7 bin yuan’dan hesaplanıyor. 60 ile 100 metrekare olarak yapılmış. Yüzde 30’u peşin, kalanı 20-25 yıl gibi uzun vadede ödeniyormuş. Eski evler de var. Hepsi dökülüyor. Pencereleri demirle kaplı. Çamaşırlarını çabuk kuruması için dışarıya asmışlar.  
    Guilin’in çevresi sivri kireçtaşından yemyeşil tepelerle dolu. Tepeler, 300 milyon yıl önce oluşmuş. Bini aşıyormuş sayısı. İki nehir geçiyor Guilin’in içinden. O yüzden her zaman nemliymiş. Nehirlerin adları; Li ve Şeftali Çiçeği. Şeftali Çiçeği adı ne de güzel değil mi?

37-Elephant Hill Scenic Area: Fil Tepesi Seyir Bölgesi’nin önündeyiz. Kayaların nehirdeki şeklinden yola çıkarak, hortumuyla nehirden su içen file benzetilen bir yer. Ağaçlık ve heykellerle dolu. Aşk temalı hepsi. Biraz abartmışlar gibi geldi bize. 20 Mayıs’ın Çince söylenişi (I love you-Seni seviyorum) anlamına geliyormuş. İlginç bir şey! Söylenişten anlam çıkartmakta çok usta Çinliler…

38-Mao’nun direnen askeri: Seyir Bölgesi’ne girmeden marşlar duyduk. Devrim için bestelenmiş olduğu nakaratlarından belli. Her tarafı Çince sloganlarla süslü bir araba. İçinde zayıf mı zayıf, düşkün vaziyette uzanmış bir ihtiyar. Rehbere sorduk. Mao’nun Uzun Yürüyüş’üne katılan askeriymiş. 90 yaşlarında. Hoparlörden marşları salıvermiş. Anlayanın zihnini açıyor. Hemen 1 Mayıslar geliverdi aklımıza. Bir bağış kutusu var. Gönlünden kopan yardım ediyor. Mao’nun Çini çoktaaan komünist olmaktan caydı. Ama 90’lık devrimci devam diyor, direniyor. Kim haklı? Kararınızı duyamadım? Ama içimde onulmaz bir sızı olarak kaldı bu görüntü, bilesiniz…

39-South China Pearl Museum: İncinin memleketine gelinir de müzesi gezilmez mi? Önce akıcı bir İngilizce ile incinin tarihi, çıkarıldıkları yerler, türleri… anlatıldı. Ardından manken şov. İnciden küpeleri, kolyeleri ve bileklikleri takmış-takıştırmış mankenler arz-ı endâm etti İngilizce bir şarkı eşliğinde. Ezberlenmiş birkaç figürle kendilerini değil, incileri gözümüze soktular. Altı tane güzel kız. Boylu-poslu. Alımlıydı her biri. Müze, Guilin belediyesinin. İncileri; ucuz, pahalı, daha pahalı olmak üzere sınıflamışlar. Ucuzlarda indirim yok! Diğerlerinde indirtebildiğiniz kadar indirtebilirsiniz! Pazarlık gücünüze bağlı, her şey. Yoksa, yiyeceğiniz kazık artabilir! Çinliler işini-pazarlığı bilir! Hiç, unutmayın bunu!…

40-Reed Flute Cave: Türkçesi, Saz Flüt Mağarası. 1 milyon yılda oluşmuş. İçinde 500 metrelik yol açılmış, aydınlatılmış. Kireçtaşından. İçerdeki her kaya figürüne bir söylence yakıştırılmış. Çinli rehberimize kabalık olmasın diye dinler gözüküyoruz. Çinliler, efsane anlatmaya, yakıştırmaya çok düşkünler. Fazlası insanı bayıyor…

41-Li Nehrinde tekne gezisi: Bir telaş içindeyiz. Kahvaltısını yapan aracın yanında alıyor soluğu. Guilin ile Yangshuo arasında Li nehri üzerinde tekne gezisine gidiyoruz. 437 km uzunluğunda. 83 kilometresini gezeceğiz. Hong Kong’a kadar uzanıyormuş. Devlete ait Guilin Tourism Corporation Limited’in işlettiği teknelere hücum var, ama kargaşa yok. Özel sektör yok! Adımbaşı görevliler. Kollarında kırmızı kolluk. Güleryüzle karşılıyorlar, yaşlıların tekneye binmesine yardımcı oluyorlar. Tertemiz, güzel, bakımlı teknelerde yerimiz alıyoruz. Yanımızda kumanyalar. Hemen üst kata çıkıyoruz. Bir hafta önceki yağıştan dolayı Li nehri çamur akıyor. Aynı anda yirmiyi aşkın tekne yola çıkıyor. Selâmlaşıyor, el sallıyoruz, karşılık veriyorlar. Kireçtaşından sivri tepeler arasından geçiyoruz. Bir milimetre karesi bile ağaçsız değil. Yemyeşil, bir doğa harikası. Bakarken gözümüz-gönlümüz açılıyor bu güzellikten. 20 yua’nın üzerine bu tepeleri nakşetmişler. Kimisi Bereket Tanrıçası’nın çok sayıdaki memesine benzetti tepeleri. Kimisi mantar gibi bitivermiş dedi. Herkesin değerlendirmesi farklı! Selviler aşağılarda. Toprak zemine tutunmuşlar. Daha yukarılarda çam ve sarıçamlar. Kayaları yemyeşile boyamışlar sanki. Şelâleler gürül gürül akıyor. Coşkuyla salıveriyorlar kendilerini Li nehrine.   Bizim gibi gelenlerle kaynaşıyoruz. Memleket türküleri, oyun havalarıyla ortalığı şenlendiriyor, birlikte özçekim yapıyor, fotoğraflıyor, çocuklar gibi coşuyoruz… Li nehri kenarlarında plastik pimapen borulardan balıkçı tekneleri gördük. Kıçlarında pır-pır motor. Balıkçılar can yelekli. Tuttukları balığı, gezi teknelerine satarak geçimlerini sağlıyorlarmış. Derme çatma restoranlar yapmışlar. Ola ki, durup kendinize balık ziyafeti çekersiniz diye. Evleri yeşil cennetin içinde. Daha yukarı yamaçlarda portakal ve çay bahçeleri. Kendi için sebze dikilmiş. Li nehri, mavi ipekten bir kurdele gibi uzanıp gidiyor. 

42-Çin hakkında kısa kısa: Çin Devlet Başkanı Shi, 3. yılını dolduruyor. 5’er yıldan 2 kez seçilirmiş. Rehberimiz Hem Sovyetler Birliği hem de Çin’in kapitalistleşme sürecine girdiği zamanlara tanık olmuş. “Sistem rayından çıktığında rüşvet yaygınlaşıyor” diyor. Ama hâlâ yaşanıyormuş. Shi; önlemler almış. Kendisinin emrinde bir müfettişler ordusu kurmuş. İnternette rüşvet ihbar sayfası açmış. Güzel ama önüne geçebileceğine inanmadık hiç… Bizde de durum farklı mı sanki?
    Soyadı Wanda. Türkiye’deki Koç Holding neyse, Çin’de de Wanda aynı konumda. Devletten kolaylıkla 50 yıllığına toprak tahsis ettirebiliyor. Güçlü siyasi bağları var. Şehirler, alışveriş merkezleri, oteller… kuruyor. Adımbaşı adına rastlıyoruz.
    Çin; pek çok ünlü markanın/malın çakmasının/replikasının üretildiği ülke. Şöyle yapılırmış: Aynı makine kullanılırmış. Farklı malzemeyle yapılırmış. Bizim tüccarlarımız buraya geldiklerinde en ucuzunu tercih edermiş. O yüzden, biz hep kazıklanıyormuşuz! Çin’de Samsung’un 8 farklı türde/kalitede çakması üretiliyormuş. Çin işi mi, duracaksın orada!
    Çin Devleti, çok pragmatik (faydacı). Hemen özel bir bölge oluşturuveriyor. Endüstri, Turizm, İlaç, Teknoloji, Sağlık… adları altında. Vergi indirimleriyle yabancı yatırımcıyı çekiyor. İş alanı yaratıyor. 
    Çin’de 1 yıllık vadeli mevduatınıza yüzde 3 faiz ödeniyormuş. Ev alırsanız, kredi faizi yüzde 6. Enflasyon ise, yüzde 8 civarında. Yatırım yapılması için, faizlerin düşük tutuyorlarmış. Asgari ücret, 600 TL. Ortalama maaş, 1000 TL. Öğretmen, doktor, mühendis 2500 TL kazanıyor ayda. Maaştan yüzde 20 sigorta primi kesiliyor. Sosyal Güvenlik Sistemi, sağlık giderinin yüzde 80’ini karşılıyor. Kalanı cebinizden çıkıyor. Sağlık, eğitim paralı. Bizden hiç mi hiç farkı yok!Tam bir kapitalist sistem. Komünist adı, sadece partideki bir harf konumunda. Varın ötesini siz tahayyül edin artık!

SHANGHAI
43-Kapitalizmin mabedi Shanghai: Guilin’den ayrılıyoruz. Yeşille dansımız bitiyor. İç hatlar uçağıyla  2 saat sonra Shanghai’dayız. 2008 Olimpiyat Oyunları zamanında yapılmış. Pekin Havalimanından büyük. Nüfusu, 28 milyon. Rehberimiz, buraya her gelişlerinde nüfusunu sorarmış. Çünkü, her seferinde artış olurmuş. Geçen yılkinden 1 milyon artmış. Çinli rehberimiz evli. Çocuğuna ninesi dedesi bakıyor. Shanghai ‘da değil, 100 km uzaklıktaki köylerinde. Kiralar ve yaşam şartları yüksek olduğundan aile parçalanmış. Gelirleri anca ikisine yetebiliyor. Shanghai  nüfusunun yarısı zaten yabancı. Neden kapitalizmin mabedi dedim? 1902’de Afyon savaşları sonrası Çin Hanedanlığı yeniliyor. İngiltere, ABD, Fransa ve diğer kapitalist dünya   Shanghai’ın dış dünyaya açılmasını sağlıyorlar. Kapitülasyonlar veriliyor emperyalist işgalci güçlere. Dev binalar yapıp yerleşiyor, Çin’i sömürmeye başlıyorlar. MAO,   Shanghai doğumlu. Sahilde kocaman bir heykeli dikilmiş. Bir de anıt park var. Sanırım Bağımsızlık adına olmalı. Şimdiki   Shanghai, yine kapitalist dünyanın merkezi/mabedi olmuş. Çarklar onların istediği gibi dönüyormuş.
   Doğu’nun Venedik’i, Doğu’nun Paris’i diye tanınıyor   Shanghai. İpeği meşhur. Burada üretilip, Xi’an’a gidermiş. Ticareti orada yapılırmış. Bir zamanlar Çin’in başkentiydi Xi’an. Doğu’da Asya’nın finans merkezi. Batı yakasında alışveriş merkezleri kurulmuş. Son 20 yılda büyümüş ve gelişmiş Shanghai. Wanda, dünyanın en büyük Disneyland’ını kurmuş burada. Bir kişinin günlük harcaması 1000 lirayı geçermiş. 3 kişilik bir aile Disneyland’da günde 1000 dolar harcayabilirmiş! Bu bir Çinlinin aklının alamayacağı bir rakam.
      Shanghai’ı otobüsümüzden gördüğümüz kadarıyla tanımaya çalışıyoruz. Otoyollarının her iki yanına ses perdeleri yapılmış. Sesi emsinler diye. İç-Orta-Dış olmak üzere 3 tane çevre yolu varmış. Kavşaklar bu nedenle 3 katlı. Altımızdan, üstümüzden vızır vızır araçlar geçiyor. En son model çoğu. Ferrari yarış arabası bile gördük. İsveç’in ünlü İKEA’sının benzerini yaratmışlar: MACALLİNE. Konut için ne gerekiyorsa varmış içinde. Kent merkezindeki evlerin metrekaresi 12 bin dolar. 100-120 metrekarelik evlerin fiyatı 1 milyon-1 milyon 200 bin dolar tutuyor. Bizim paramızla 3.5 milyon TL.  Üzerinden geçtiğimiz otoyolun kenarındaki TOKİ benzeri hatta daha da kötüsü evlerin fiyatı tavan yapmış. 7-8 yıl önce bu fiyatlar 3’te 1 ucuzmuş. Konut para kazandırmış. 7-8 yıl öncesinin 1 lirası şimdi 4 lira olmuş. Konuttan rant elde etmenin önüne şöyle geçmişler: Aldığınız evi 5 yıl satamıyorsunuz. Ayrıca istediğiniz kadar da ev alamıyorsunuz.   Shanghai’lı ve evli iseniz 2, bekârsanız 1 tane alma hakkınız var. Yabancılar 1 tane alabiliyor.  5 yıl sonra eviniz sattığınızda ABD ve Yeni Zelanda’da kocaman bir çiftlik alabilirmişsiniz. Apartmanlar o kadar yüksek ki, sanki üstümüze düşecek gibi… Rehberimiz her gelişlerinde yeni bir gökdelenin inşa edildiğini söylüyor.
    Shanghai, iki dilli bir kent. Diğer üç kentte tüm yazılar, tabelâlar Çince’ydi. Burada İngilizce’sinin eklemişler. Uluslararası ve nüfusunun yarısı yabancı bir kent olduğundan.
    Çinliler artık gezmeye başlamışlar. İyi de para harcarlarmış. Burada iki katı fiyata satılan ünlü markaları/malları Avrupa’^da normal fiyatlarından alabiliyorlar. Harcamaları bu yüzden yüksekmiş. Dışarıya gidenlere sipariş verilirmiş ünlü markalar. Avrupa ve ABD’den Çinliler vizeyi kolaylıkla alırlarmış. Türkiye’nin dış politik tutumu ve uygulamaları aramızdaki turist gidiş-gelişlerini olumsuz etkilemiş.
    ÇKP’ye Hong Kong ve   Shanghai’den ciddi eleştiriler varmış. Elbette daha liberal bir ekonomiye geçilmesi içindir. Çünkü, bu iki kent kapitalizmin en acımasız uygulandığı yerler.

44-Zhujiajiao Su Şehri: Önceden köymüş burası. Nüfusun tümü bir ailedenmiş. Bu nedenle Zhujiajiao Ailesinin Köyü diye bilinirmiş. Nehrin kıvrım kıvrım dolandığı bir yer. Asya’nın Venedik’i deniyor ama o kadar da değil! Bahçelerinde yetiştirdikleri sebze-meyveleri satan köylüler karşılıyor bizi. Yolun kenarına dizilmişler. Bizdeki Köylü Pazarı gibi. Daracık bir yol. Kalabalık yoğun. Tatil günü olduğundan. Nehrin kolları sokakları birbirinden ayırmış ya da bağlamış. Evlerin ön cepheleri dükkâna çevrilmiş. Arka cephesi ev. Hafif kafayı uzattığınızda köy yaşamının sürdüğünü görebiliyorsunuz. Kırık-dökük bir hayat! Kendi mutfaklarında ürettikleri yiyecekleri bizlere satarak geçimlerini sürdürmek çabasındalar. Küçük lokantalar yok değil! Yanmış yağ kokusu sarmış ortalığı. Burnumuzu tutarak geçiyoruz önünden. Öğle yemeği sonrası özgürüz. Paramızı ve pasaportlarımızı koruyarak dolaşıyoruz dasdaracık sokaklarında köyün. Ey yapımı giysiler, hediyelik eşyalar, ekşi-tatlı yemekler, acılı soslar bir arada. Bebekli olanlar var. Motosikletle geçmeye çalışan da. Venedik’teki kadar süslü olmayan teknelerde geziliyor. 500 yaşındaki taş köprüler sapasağlam, yerli yerinde. Köylü kadınlara hissettirmeden fotoğraflarını çekiyorum. Devletin sahiplenmediği her hâllerinden belli. İçim acıyor onları böyle gördükçe…

45-Oriental Pearl Tower (OPT): İnci Kulesi diye biliniyor. 1994’te yapılmış. Paranın, ihtişamın görsel ifadesi bir anlamda. “Shanghai’yı bu kuleden tanımaya başlayın!” diyor broşür. Yıl yıl değişiklikleri fotoğraflamışlar. 22 yıllık bir gökdelenleşme serüveni yaşanmış. Yeni yapılacakların temelleri atılmış. Burası, bir kuleler, gökdelenler diyarı olmuş. Başdöndürücü, muhteşem! Kapitalizmin simgesi toplam 27 kurum –sigorta şirketleri, bankalar, holdingler..- yerlerini almış.  Kısacası; sermayeye mıknatıs olmuş OPT. Çok hızlı 3 asansörle çıkılıyor. En tepede, 351. metredeyiz. Bir tur dönüyoruz. Fotoğraf çeken çekene. Videoya alan bir o kadar. Hava şansımızdan açık. Öteleri de görüyoruz. Birbiriyle yarışan kuleler, gökdelenler… Kim en tepeye tırmanacak diye yarışan yaramaz çocuklar gibiler… Biçimleri, mimarileri farklı farklı. Girişte “Bomb Dog=Bomba Köpeği” vardı. Sabahtan çok kalabalıkmış! Öğleden sonra sakinleşmiş. Köpek de yorulmuş, uyur vaziyette. Alt kata, 259. metreye “Transparent Observatory=Saydam Gözlemyeri”ne iniyoruz. Kulenin dışına sarkan camdan bölüm eklemişler. Üstüne çıkıp fotoğraflıyoruz kendimizi, aşağısını. Yükseklik korkum gitti. Ama eşim epeyce zorlandı. Belli bir süre sonra aşağıdayız.   Shanghai’deki tüm etkinlikler, burada yapılıyormuş. 

46-The Bund: Deniz kenarında rıhtımın olduğu yerin adı. Oldukça hareketli. Kumdan değil, sakın ummayın. 10 kadar tahtadan oturma yerleri var. Basamak şeklinde. Her ırktan, ulustan insanlar oturmuş. Önlerinde 30 metrelik bir yürüyüş yeri. Karşılarında kapitalizmin devasa yapıları, onlara bakıyorlar. Güneşin batışını görme olanakları yok! Gruba bir soru soruyorum:”Burada oturanlar yığın mı, kitle mi?” Epey tartışıyoruz. Sonunda yığın olduklarına karar veriyoruz. Bir amaçları yok! Gördüklerinden sanki kendilerini zenginmiş gibi hissediyorlardır belki. Boş gözlerle bakışlar. Öylesine seyirdeler. Kitle olsalardı bir amaç için toplanmış olurlardı. Daha canlı, diri dururlardı değil mi? Polis yok mu? Diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Olmaz mı? Ama tek tük. Bir tane şirin küçük bir elektrikli polis aracı dolaşıyor. Diğeri ise, takozlara alınmış. İşlevsiz halde. Başvuru merkezi gibi çalışıyormuş rehberimizden öğrendiğimiz kadar. Gittikçe kirini belli eden akşam saatleri, rengarenk ışıkların yanmasıyla kayboluyor. Nehirden geçen ışıl ışıl tekneler, farklı bir atmosfer yaratıyor. 

47-İki yıllık ömürleri kaldı!: 20 katlı, beş yıldızlı otelimizin karşısında eski evler var. Kırmızı tuğlalı, kiremitleri sırıtan, penceresinden çamaşırlar sarkıtılmış. Çin mimarisinin özgünlüğü ile şirin duruyor. Gri renkli olanları da var. İçlerinde yaşayan az. O yüzden viraneliğe dönmek üzereler. Bunca kenti gördükten sonra bu eski evlere iki yıllık ömür biçiyoruz. Yukarıdan bakınca geniş boş alanlara sondaj vurulmuş bile. Buralara çok katlı apartmanlar kondurulur gecikmeden...

48-İnşaat grupları: Sinar Mas Group, CSGS Group… gibi pek çok inşaat şirketleri var. 100 katlı yapıları, kuleleri, alışveriş merkezlerini yapıyor, satıyor. Her eyalette kendi yerel kapitalistleri baş tutmuş. Taa Pekin’e gitmeden işlerini çözüveriyorlar yerelde.

49-Müslümanlara uygun klozet: Yurtdışına çıkan Müslümanlar taharet konusunda sıkıntı yaşar. Sulu klozet yoktur. Gezdiğimiz önceki 3 kentte rastlayamadık. Shanghai’daki otelimiz öyle değil. Hiç görmemiştim. Anlam veremedim. Sonra grupta konuşuldu. Kullanmaya başladık. Elektrikli bir düzenek eklenmiş. Klozet her zaman sıcak. Oturunca irkilmiyorsunuz. İşinizi gördünüz. Bir düğmeyle ön tarafı, diğer düğmeyle arka tarafı paklıyor. Kurutması sıcak buharla. Son düğmeye basmanız gerek. Suyun basıncını istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Otelin diğer genel tuvaletleri böyle değil! Öğrendik ki; Japonya’daki tüm tuvaletler böyleymiş…

50-Spor Toto’nun Toto’su: Toto bildiğimiz bahis oyunu. Ama Çin’de dev bir holdingin adı. Ülkedeki tüm tuvaletlerin markası. İstisnasız her yerde karşımıza çıktı, adını ezberletti bize. Anlaşılan sahibi; yukarıdakilerden birinin yakını ya da yukarısı ile çok güçlü çıkar ilişkisi olan biri/birileri. 

 

 



Bu yazı 662 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



9 + 5 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI