Bugun...
29.08.2015 – Özdere Günlüğü


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 30-08-2015 10:17

20 TEMMUZ – PAZARTESİ
Suruç Katliâmı
IŞİD’den kurtarılan Kobane’nin yeniden inşası için yardım götüren gençlere, Suruç’ta basın açıklaması yaptıkları sırada canlı bomba saldırısı yapıldı. Tam bir katliâm! Söyleyecek söz kalmadı!
EMME GOLDMAN: ”Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan, bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için gençleri öne süren hırsızlar çıkarır!”
21 TEMMUZ – SALI
“Çocuklar burayı otel sandılar Hanım!”
Bayram nedeniyle iki damat, üç torun ve iki kızları yanlarındaydı. Kendileriyle etti mi size toplam 9 kişi. Evin içi cıvıl cıvıl. Bir koşuşturma bir heyecan. Anneanneyle dede ikiz torunları doğumundan bu yaşa kadar büyütmüşler. Üçüncü torun daha sekiz aylık. Yaz başından bu yana yanlarında. Bu kez büyütme sırası bunda. Ne zaman sofra kurulsa, anneanne çevrelerinde pervane oluyor. 
“___ Anne, şarap kadehi verebilir misin?
 ___ Rakı için buz rica edebilir miyim?
 ___ Biraz daha köfte olsaydı keşke!
 ___ Salatayı uzatabilir misin anne?
 …..”
Bu biçimde sürüyor istekler. Kadıncağız ve dede zaten pervane olmuşlar. Şöyle bir kalkıp, kendileri alamıyorlar. Hep istiyorlar… Yazlığa gelmişler ne de olsa! Dinlenecekler, ayaklarını uzatıp keyfe dalacaklar, hamakta sallanıp rahatlayacaklar… Sonunda küçük damat işine, büyük damat yakın bir yere gitti. Bizimkiler de rahatladı! İki-üç gündür çamaşır yıkıyorlar, evin temizliğini yapıyorlar. Erkenden sızıp kalıyorlar. Dede en sonunda eşine yaşadıklarını özetleyen şu cümleyi söyledi: “Çocuklar burayı otel sandılar Hanım!”   
22 TEMMUZ – ÇARŞAMBA
Suruç Katliâmı
Sosyal medyada (Twitter) değilim. Ama öğreniyorum ki, “Suruç’ta şenlik var” sloganıyla yazışmış insanlıktan çıkmış, vicdansız, ahlak ve onur yoksunu insancıklar!!! YURT’tan Keskin Kalem’in yazdıklarını paylaşıyorum:“Komşu bir halka insani yardımda bulunmak için ve barışçıl bir anlayışla yola çıkan, silahsız ve savunmasız insanlara, bu halkın çocuklarına karşı gerçekleştirilen bu alçakça saldırıyı, sırf farklı görüşteler diye destekleyenler ile aynı ülkenin yurttaşı olmak utanç vericidir.” 
Torunlar için Zeytin ev
Dede ikiz –biri kız,biri erkek- torunları için yaptı. Her şeyi taşımış zeytin ağacına. Hiçbir dalını kesmemiş. Ortadaki açıklığa yerleştirmiş. Ne zaman? Torunlar daha gelmeden. Onlara sürpriz olsun! Zeytin ağacını gözü gibi koruyorlar. Hatta organik olsun diye ilaç bile atmıyorlar. Bir de ışıklandırdılar. Geceleri kırmızılı ev oluyor. Tabanında kilim serili. Çatısı var. Pencereye gerek yok. Merdiven biraz dik. Düşmesinler diye yanına tutamak yapıverdi dede. Geldiklerinde öyle mutlu oldu ki torunlar! Görmeliydiniz…Sevinç çığlıklarını duymalıydınız…
23 TEMMUZ – PERŞEMBE
“POTUS & BEYEFENDİ”
Sonunda dün okuyup bitirdim Tolga Tanış’ın “POTUS & BEYEFENDİ 2002 Gün Türkiye-Amerikan İlişkisinin İnişli Çıkışlı Hikâyesi” adlı araştırmasını.
Sekiz gündür elimden düşmüyordu. Hürriyet Washington temsilcisi Tanış’ın “…uluslararası bir araştırmacı gazetecilik başarısı.” Gazete patronundan tutun da ailenin tüm bireylerine kadar pek çok kişi kitabı yazması için cesaretlendirmiş. Çünkü, ilk kitabı. Ama geleceğe kalacak türden. Tanış; Pentagon’un, Beyaz Saray’ın koridorlarında, bize anlatılan yalanların gerçeğine ulaşmaya çalışmış. Dile kolay, tam 2002 günün çetelesini tutmuş. “Araştırmacıların dönemi incelerken bakma ihtiyacı duyacakları, verilere dayalı, maddi hata içermeyen, olaylar objektif bakmayı başarabilen bir metin ortaya koymaya” çalışmış. Bir belgeye ulaşmak için üç buçuk yıl sabretmiş. Bu nedenle daha değerli. Öyle bir çırpıda okunamıyor. Bölümler halinde yavaş yavaş sindire sindire okunması gerekiyor. Ben de öyle yaptım. RTE’nin –Beyefendi- içerdeyken ABD’ye çıkıştığına çok tanık olduk. Ama gerçek o değilmiş! “Amerika’nın hep stratejik ortağı” olmuş “becerikli bir pragmatist.” “Gezi”nin ilişkilerde yarattığı kopuşu adım adım izliyoruz. Tanış; gazeteciliğin pusulası olan “Parayı takip et…” düsturundan yola çıkıyor. 17 Aralık’ın izlerini buluyor. “Kolektif ahlaksızlığın dayanılmaz hafifliği” adıyla betimliyor 17 Aralık Büyük Rüşvet Operasyonu sonrası yaşananları… “Türkiye’de kurt, Amerika’da kuzu” olan Cemaat’in “kültürel uyum sorunu”nu da anlatıyor Tanış. Çarpıcı biçimde. Toplam 13 bölümden –Çuval, Stratejik ortaklık, Gezi, On Yedi Aralık, Mavi Marmara, İran nükleer programı, Kürecik, Suriye içsavaşı, Esad muhalifleri, 21 Ağustos kimyasal saldırısı, IŞİD, Kürt Petrolü, Ermeni tasarısı - oluşuyor kitap. Her bir bölüm aynı önemde ve neredeyse küçük bir kitapçık boyutunda. “Kürt Petrolü” başlıklı bölüm, tam bir polisiye roman tadında. Ama gerçek evet salt katıksız gerçeklerden oluşmuş bir roman. Okumayan, kaybetmiş sayılır… Tolga Tanış’tan daha nice kitaplar okumak hakkımızdır. Bekliyorum(z)…
24 TEMMUZ – CUMA
Suruç Katliâmı ve Eğitim
“Tüketen değil üreten, en önemlisi düşünebilen, yaratıcı, özgür, çağdaş, hümanist bireyler yetiştirebilseydik; terör yanlısı, cani, canlı bomba olma noktasına gelen (hem kendi yaşamına hem de başkalarının canına kıyabilecek) insanlıktan nasibini almamış kişiler toplumun içinden buy kadar çok çıkar mıydı?” diye soruyor Eğitimci-Yazar İlhan Sevin. Çözümünü de veriyor. Şöyle:”Gelinen noktada Türk halkı tercihini yapmak zorundadır. Ya Ortaçağ Hıristiyan dünyasındaki gibi itaat edenin ve itaati ölçüsünde değer gören sıradan insanlar topluluğu olacağız ya da Kant’ın özgürlük anlayışında olduğu gibi ‘başkasının aklının buyruğundan kurtuldukça özgürleşebilen birey’ olabilen bir toplum olacağız. Bu noktadan hareketle hem eğitim sistemimizi hem de toplumsal dinamiklerimizi günün koşullarına göre geçmişimizden de kopmadan güncellemek zorundayız.”
Pekiii bu denilen güncellemeye hangi dünya görüşü gerçekleştirebilir? AKP olmadığı bal gibi meydanda. Onlar buraya getirdi eğitimimizi. Öyleyse, AKP gitmeli. Gidecek de…  
Çevre Derneği’nden Kermes
Çevre Derneği’nin gelenekselleşen Kermesi bu gece başladı. Bir avuç gönüllü kişiyiz. Toplasan hepi-topu 6 ailedir. Canla-başla çabalayan, emek veren. Özdereli kimse yok aramızda. Ya buraya yerleşmiş yabancılar ya da iki-üç aylığına gelen yazlıkçılar. Sanki çevre bir tek onların sorunuymuş gibi!!! Arkadaş Cafe’nin yanındaki küçük anfi-tiyatroyu donattık. Her basamakta ayrı bir ürün yelpazesi. Takılar, yiyecekler, giysiler, çantalar… Hepsi sudan ucuz. Ama yolun sonunda ve dipte kalıyor. Pek gelen olamadı bu yüzden. Bir de çocukları zor tutabildik. Tek top oynama alanı burası. Sönük geçti. Yarın girişte olacağız. 
25 TEMMUZ – CUMARTESİ
Yağcı İhsan Emmi
Yağcı İhsan Emmiden alıyoruz yemeklik zeytinyağımızı. Toplam 7 yıldır. Özellikle eşimin midesine en uygunu bu. Hazır aldıklarımız dokunuyor. Bu yüzden pek çok dostumuza güvenerek öneriyoruz. Yine bir dostumuza söz etmiştik. Telefonunu istedi. Sabahtan yanına vardım. Kokoreççi Turgay Ustanın yanında tezgahı. Günaydınlaştık önce. Hal-hatırımızı sorduk. “Kazan dibi kazıntısı” üç numaralı oğlunu everecekmiş. Hazırlıklar sürüyormuş. Hallediyorlarmış kendi aralarında. Gönlü rahattı anlatışına bakılırsa. Sonra telefonunu istedim. Verdi. Ardından ayaküstü bir sohbet başladı. İhsan Emminin bizim gibi müşterileri çooook! İşte onlardan biri, telefon etmiş. Şu tarihte geleceğim demiş. Gelememiş söz verdiği tarihte. Açmış telefonu. Oğlu çıkmış. Bir gün önce kalp krizinden öldüğünü bildirmiş. O gün bugün o müşterisinin numarasını telefonundan silemiyormuş! İşte, sıradan satıcı-müşteri ilişkisini aşan gönül dostluğu kurulmuş bir örnek… Boşuna yağımızı hep İhsan Emmiden almıyormuşuz! Bu gerçeği bir kez daha öğrendim/k…
Kermes 2. gününde: Dernek kuracak Almanyalı!
Bu kez sergileri sahilin girişine açtık. Işık yeterli. Yol kenarı. Balonları şişirip demirlere astık. Dernek bayraklarını sıraladık direklere ve duvarın üstüne. Gelen-geçen şöyle bir başını uzatıyor. Ne var, ne yok diyerek. Hanımlar satışta. Biz güvenlik sağlıyoruz. Serginin sonunda oturaklarda laflıyoruz. Bir çift hızlıca yanımıza yaklaştı. Erkek biraz sinirli bir ses tonuyla:“Çevre Derneği kuracağım neredeyse! Şu ortamın kirliliğine bakın…” Bir adım gerisindeki eşi destek veriyordu “Kafasına koydu mu yapar eşim. Bundan emin olun. Biz karı-koca Almanya’da pek çok dernekte faaldik” diyerek. Üçümüz –Ben, Hüseyin ve Burhan bey- önce şaşırdık. Sakin sakin anlatmaya başladık. Özdere’de bir Çevre Derneği olduğunu, 15 yıla yakın çalıştığını, pek çok etkinlik –imza kampanyası, yürüyüşler, yat gezileri, yurtiçi turları, resim kursları, şiir-kompozisyon yarışmaları, uçurtma bayramı…- düzenlediğini anlattık. Dernek merkezinin adresini verdik. “Salı günü görüşmek üzere…” diyerek ayrıldı yazlıkçı Almanyalılar. İki yıl olmuş yazlık alalı. Özdere’nin vidanjör terörünü yaşadığı yılları bilmiyorlar! Artık derneğe geldiklerinde anlatacağız. Bir yandan alış-veriş oluyordu. İlgilenen çok oldu. 5 liranın altındaydı sergidekiler. Sudan ucuz. Hani “batan geminin malları” denir ya, işte ondan… Gece yarısı tezgahı topladık ve evlere yollandık. Yarın son günümüz olacak. 
Suruç Katliâmının failleri kim(ler)?
Bugünkü BirGün’de Ali Murat İrat’ın görüşleri ufuk açıcı. Paylaşıyorum:”Katliâmdan sonra kaç cümle kurarsa kursun içinde tek bir ‘ama’ geçirenler asıl faillerdir bilmek gerekiyor. Ölenlere değil nedenlere odaklananlar asıl faillerdir bilmek gerekiyor. Öldüreni değil öleni sorgulayanlar asıl faillerdir bilmek gerekiyor.”
26 TEMMUZ – PAZAR
Kermes son buldu!
Bu gece sonlandı Kermesimiz. En çok satılan “Pişi”ydi. Sıcak sıcak yapıp getirdi sütçü komşumuz. Bir koca tencere. Kızgın yağda mayalanmış hamurun tekerlek gibi kızartılmışı. Yani, kızartılmış hamur. Mideye oturuyor, açlığınızı geçici olarak unutturuyor. Eşim epeyce sattı. Giysiler en fazla 3 liradan gitti. Sanki hiç giyimlermiş gibi, temiz ve güzeldi. Kalanını Kızılay’ın bağış kutularına atacağız. Pasta-börekler pek ilgi görmedi. Küpeler, kolyeler genç kızları başına topladı. Hakiki limondan limonata kaşla-göz arasında bitiverdi. Yine sözle destek veren çoktu. Ama kendilerine ulaşmak için ne telefonlarını veriyorlardı ne de e-posta adreslerini. Söylenenler çoktu… Gece yarısını geçti toparlanmamız. Yorgun eve dönerken, aklımda dünkü Almanyalı dernek kuracak çevreci vardı. Salı günü gelecek miydi?
ENVER AYSEVER: “Birbirinin ölüsüne üzülmeyen insanlar çağındayız…”  
27 TEMMUZ – PAZARTESİ
Menderes Belediyesi’ne e-posta gönderdik
Temmuz başından bu yana Çukuraltı sahilinde tanığı olduğumuz rezillikleri –şezlongları, günübirlikçilerin çadırlarını, bıraktıkları çöpleri…vbg- 27 Temmuz’da e-postayla Menderes Belediyesi’ne bildirdik. Metin şöyle:
“Merhaba,
bizler Özdere'nin 7 yıldır yazlıkçısıyız. Özellikle bu yıl Çukuraltı Plajının Cuma-Cumartesi-Pazar ve Bayram günlerinde çadırlarla, şezlonglarla ve çöplerle dolduğunu gördükçe rahatsız oluyoruz. Çevremizdeki pek çok duyarlı insanlar da bu durumdan şikayetçi. Çadır Kamp Alanı olmadığı halde niçin izin veriliyor? Çadırlarıyla gelenler neden plaja sokuluyor? Şezlonglar her taraf yayılarak halkın serbestçe güneşlenmesine izin vermiyor. Ayrıca şezlonglar kaldırıldığında altında pek çok çöp açığa çıkıyor. Para verip güneşlenenler çöp atma, kirletme hakkını kendilerinde görüyorlar. Şezlong sahiplerine müşterileri için çöp kovası zorunluluğu getirilmeli. Şezlong ve şemsiye sayısı azaltılsın. Aslında halk plajının böyle ticari bir biçimde oldu bittiye getirilmesi yanlıştır. Çünkü herkesin şezlong-şemsiye almak zorunluluğu olmadığı gibi dilediğince sahilden yararlanma hakkı vardır. Zabıta'nın hiç ortada olmadığını, olduğu bir-iki günde hiç müdahale etmediği gibi yaptırımda da bulunmadığını gözlemledik. Sahilde tam bir başıboşluk egemen. Şöyle ki, içtikleri her tür içeceğin şişesini denize atan, kuma döken...  insanlarımız var. Bunların KABAHATLER KANUNU çerçevesinde cezalandırılması gerekmekte. Ayrıca sigara izmaritleri de çok yoğun. Atılacak küllük yok. Şezlongcular sadece para topluyor. Temizlik dertleri değil. Uyarı tabelaları yetersiz. Uyan da yok. Aydınlatma direklerine konulacak anons sistemiyle sık sık halkın uyarılması yerinde olur. Belediye kendini çöpçü yerine koymaktan denetlemeye, engellemeye ve halkla birlikte sahili güzelleştirmeye yönelmelidir. 
Yanıtınızı bekliyor, iyi çalışmalar diliyorum...
                                                                                   Safire AKSARI”
Açıkçası pek umutlu değiliz. Duyarsız kalıp,yanıtlamayacaklar diye düşünüyoruz. Çünkü daha önce sahilde denk geldiğimiz birkaç zabıta memuruna durumu iletmiş, olumsuz, baştan savıcı bir yanıt almıştık. Jandarma’ya da söylemiş, onlardan da görevleri olmadığını duymuştuk. Jandarma’nın hakkını yemeyelim! Hafta sonlarında “Gezici Mobil Karakol” aracını köşeye çekiyorlar. Motorize ekip kalabalık olarak bulunuyor. Hatta bir ara atlı Jandarmalar dolaştı sahilde. Moral üstünlük sağlanmış durumda. Sevgi Yolu’nda araçlarının mavi-kırmızı ışıklarını yaka yaka geziyorlar. 
Düzeltmenlik
CHP Eski Milletvekili Eğitimci-Yazar Mustafa Gazalcı Öğretmenimin yeni çıkacak yapıtını okuyorum. Geçen yıl da okumuştum. Eleştirilerim olmuştu. Hazırlığı bir yılı geçti. , Köy Enstitülüler. Orhan Veli Kanık’ın dediği gibi “Ellerinde nasır, yüzlerinde nur / Yarına ümitle yürüyenler”di. Sabahattin Eyüboğlu’nun deyişiyle, “çiçek açarken budanmış” kurumlardı Köy Enstitüleri. Gazalcı Öğretmenim, “Kepirtepe’den Cilavuz’a Köy Enstitülüler” adındaki çalışmasına son noktayı koymuş. Yazın sıcağında yeni bir yapıtı dünyaya getirmiş. Yaklaşık 10 gündür her gün yavaş yavaş okudum, yanlışları gösterdim, gerekçelendirdim. Bana göre; artık basılabilir. 
Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü mezunu İbrahim Ayaşlıoğlu’nun yazdığı şiirle sizi baş başa bırakıyorum:

Hülyam (Köy Enstitülerinin Amentüsü)

Ecdadım köylüdür, köycüyüm köycü
Ömrümü köyümde geçireceğim
Devriler (Acaba Devirler mi?) ceylandır, ben de bir avcı
Avlayıp köyümde pişireceğim

Toplayıp köylüyü, bir söylev verip
Dertleri açıkça ortaya serip
Cahilin yoluna kafamı gerip
Kahveden okula düşüreceğim

Uyuyan gençleri yoluna salıp
Dermansız açları yanıma alıp
Onlar tencere ben ateş olup
Bulgur pilavını pişireceğim

Bizi yetiştirenler istiyor bunu
Bir haber gönderip çağırsam onu
Gelir de görür mü istenen günü
Gösterip o günü şaşırtacağım

Aslen Ayaşlıyım köyüm Zirkayı
Ayaş ilçemizin iyi bir köyü
İçinde bulunmaz ağası beyi
Olanı da yola getireceğim
28 TEMMUZ – SALI
Bilgi işe yaramalı!
Komşumuzun ikizleri İstanbul’da özel bir okula gidiyor. Yazın okumaları için öykü kitapları verilmiş. Düzeylerine uygun sadelikte. Anneanne-Dede bir türlü ısındıramamışlar. Düzenli olarak okumalarını sağlayamıyorlar. Dün akşama doğru eşimle denizden dönüyorduk. Anneanne de son torunu arabasına koymuş, ikizlerle gezdiriyordu. Karşılaştık. Laflamaya başladık. Anneanne “Bak bu amca, BirGün gazetesinde yazıları çıkan amca. Sana anlatmıştım ya!” dedi. Ben de kendimi tanıttım. İngilizce öğretmeni olduğumu, çeviriler yaptığımı söyledim. Eve döndüklerinde torunlar anneannelerinden gazeteyi istemiş, yazımın yer aldığı bölümü incelemiş. Bilgimin, İngilizcemin nasıl işe yaradığını görmüşler. Artık hiç ısrar etmeden kendi kendilerine İngilizce öyküleri okumaya başlamışlar.  
Çevre Derneği’ne gelemeyen Çevreci Almancı
Hani bir şarkı var, ”Bekledim de gelmedin…” diye başlayan. 14:00-16:00 arasında Çevre Derneği’ndeydik. Çevreci Almancıyı bekliyoruz. Ne gelen oldu ne giden! Ama o kadar heyecanlıydı ki! O kadar tepkiliydi ki! P kadar istekliydi ki! Hepsi o kadarcıkmış! Sözünü söylemiş, rahatlamış. Söz ne ola ki? Söylersin, unutuverirsin… İşte böyle bir hikâyedir bizim insanımızın söz vermesi, sözünü tutamaması… Boşuna dememişler:”Söz ile eylem arasında okyanuslar vardır. Onun için bir türlü birbirlerine kavuşamazlar…”
BARIŞ ÇAĞRISI
BirGün gazetesi bugün bir BARIŞ ÇAĞRISInda bulundu. Katılıyor ve paylaşıyorum:
SUSTURUN ŞU SİLAHLARINIZI!
“İktidar hırsıyla kontrolünü kaybetmiş bir kişi ve ardındaki güçler ülkeyi kaosa sürüklüyor. Beslenen, büyütülen cihatçılar yurdumuzda dehşet saçıyor. Her yerden bomba ihbarı geliyor. Halk sokağa çıkmaya korkuyor. Kuzey Irak’a operasyonlar durmuyor. Sağduyunun yerini yine intikam dili alıyor. Yine asker cenazeleri geliyor, yine anneler ağlıyor. Dayanışma ruhunun yerini etnik çatışma alıyor. Artık yeter… Gözyaşının, silahın, karanlığın 
değil; Gezi’nin aydınlık, rengârenk ülkesini kuralım.”
29 TEMMUZ – ÇARŞAMBA
“Ölmez Ağacın Evi”
“Ölmez Ağacı”, zeytinin Ege’deki adıdır. Çok uzun, yüzyıllara uzanan ömrü nedeniyle ölümsüzleşmiştir. Belki bu yüzdendir Egelinin azıcık boş bir toprak parçasına, dağa-taşa hemencecik zeytin ağacı dikivermesi. Hazır yeri gelmişken söyleyivereyim: Fatma Gürel’in “Ölmez Ağacın Evi” adlı özyaşamını anlattığı romanından haberiniz var mı? Adını daha önceden duymuş muydunuz? Duymadınız sanırım. Romanını da okuyamadınız bu yüzden. Özellikle bu coğrafyada “Ölmez Ağacın Evi”ni okuyun! Çok farklı gözler ve duygularla izleyeceksiniz çevrenizi… Benden önermesi…
BHH’den Tarihi Sorumluluk Çağrısı
Birleşik Haziran Hareketi karanlık gidişe karşı “dur” çağrısında bulundu. İşte 3 talep:
“1- Suriye’de savaşa son verilmeli, emperyalist yabancı güçler ve AKP rejimi Suriye’den elini çekmelidir. Suriye halkı kendi geleceğini kendi belirlemeli.
2- Cihatçı teröre verilen her türlü destek sonlandırılmalı.
3- Devlet Kürt siyasetine yönelik operasyonlara ve baskılara son vermeli. PKK silahlı eylemlerden vazgeçmeli, sorunun barışçıl, demokratik kalıcı  çözümü için başta TBMM olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin dahil olacağı bir çözüm süreci hayata geçirilmeli.”
 “Gezi ruhuyla el ele verelim” diyorlar. Daha ne desinler? Anlayan olacak mı? Şüpheliyim ve korkuyorum doğrusu…
30 TEMMUZ – PERŞEMBE
Telekom’dan aradılar!
Öğleye doğruydu. Eşimin telefonu çaldı. Bir dakika sonra bana verdi telefonu. Arayan kişi Telekom’dandı. Önce şaşırdım, sonra duyarlılığa sevindim. Haberimi okumuşlar. Neymiş ben kurumu kötülemişim. Sakin sakin konuşmaya başladım. Haberimi satırı satırına yeniden aktardım. Şöyleydi:“Ankara’daki internet bağlantımızı buraya taşıtacağız. Ama Özdere PTT’sinde ilgili kimse yok. Çözüm Menderes Türk Telekom’da bulunacak. 40 dakikalık yeşil-mavi karışımı bir yolculuk sonrası vardık. Belgeleri doldurduk. 3 gün içinde bağlanırmış. Cep telefonumuza mesaj geldi:”11.7.2015’te servis gelecek!” Tam 5 gün sonra. Zaten bu yıl Özdere’ye hiç görevli göndermemişler. Veznedeki görevli önceden geçici olarak gönderilmişti. Tanıyoruz önceden. Türk Telekom, kafasına göre takılıyor, tüketiciyi ciddiye almıyor. Ülkemin iletişimini Lübnanlı Hariri Ailesine peşkeşi çekmenin ve alanında Tekel yaratmanın sonucudur yaşadıklarımız! AKP’yi bir kez daha hayırla andım(!)” 
Daha da yazmadıklarımı da sıraladım:”Örneğin, burada önünde bilgisayar ekranı olmadan çalışan bir eleman görevlendirmişler. Cep telefonuyla işleri yürütüyor. Büyük bir özveriyle hem de. Sizin yanınıza iki kişi daha versinler. Madem nüfus iki-üç katına çıkıyor. Eleman arttırılsın. Ekip çoğaltılsın. Sizinle değil sorunum. Siz elinizden geleni yapıyorsunuz. Teşekkür ederim. Ben tepedeki yöneticilere sorunu duyurmak istiyorum. Derdim onlara ulaşmak!” Sonunda tatlıya bağladık işi. Bana kendi cep telefonunu verdi. İstemediğim halde. Sevindirici bir tutum! Dilerim gelecek yaz, bu sorunlar yaşanmaz!  
31 TEMMUZ – CUMA
B. Sadık Albayrak okunası bir yazardır…
Evet, kefilim. Okunası bir yazardır B. Sadık Albayrak… 2014’ün Kasımında Foça’daki "Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat" adlı Ferit Oğuz Bayır'a 115 Yıl Armağanı Çalıştayı’nda birlikteydik. Foça Belediyesi, Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitimi Geliştirme Derneği ile Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı işbirliğinde düzenlenmişti. Yararlı bir etkinlik gerçekleştirmiştik. Disiplini, duyarlılığı ve tutarlılığı ikimizi yakınlaştırmıştı. Albayrak, 2015’i  “Okuma Yazmanın Izdırapları” adlı yapıtıyla karşıladı. Ankara’da yayımlanan iki aylık Kültür Sanat Edebiyat Dergisi BAĞLAÇ’ta tanıtmıştım. Albayrak’ın çeyrek yüzyıllık okuma-yazma serüvenine tanıklık ettim her satırında. Yoğun bir emekle kotarıldığı belli oluyordu. Temmuz-Ağustos sayısında yayımlandı. Bugün telefon etti. Meraktaydım nice zamandır. Yazımı nasıl karşılayacak? Beğenecek mi? Yanlış bulacak mı? Daha bir sürü soru çengel olmuş dolaşıyordu beynimde. İlk cümlesinde beğendiğini belirtti. Birden rahatlamıştım. Doğrusu emeğini, ızdıraplarını göz önüne çıkartmaya çalışmıştım. Amaç hasıl olmuştu. 
Evet, kefilim. B. Sadık Albayrak okunası bir yazardır…



Bu yazı 1522 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 1 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI