Bugun...
BÜYÜK BALKAN GEZİSİ-1


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 17-11-2017 11:42

1. GÜN (22 Ağustos)
OTOBÜSLE BALKANLARA: Otobüsle ilk yurtdışı gezimiz. Özdere Çevre Derneği düzenliyor. Romanya dışında tüm ülkeleri dolaşacağız. Sabahın kör karanlığında uyandık. Otobüsümüze yerleştik. Ödemeyi yaptığımız sırada koltuk numaralarımız belliydi. Otobüsümüz yoldan toplaya toplaya ilerliyor. 46 kişiyiz. Artı 2 şoför ve 1 muavin. Ayaklarımız uzun  süre sarkacağı için şişebilir. Önlem olarak küçük bir tabure aldık, zaman zaman üstüne koyacağız. Günde 1 şişe su ücretsiz. Rehberimiz, Murat Gün. İzmir’den bindi. Yunanca biliyor. Önceleri Selânik’te ekonomi okumak istiyor. Bir yılı dolmadan karar değiştiriyor, Yunanca öğrenmeye başlıyor. Yunanlılar bu işe çok şaşırıyor nedense! Çok şanslıyız! Haritaları var. Onları hepimizin göreceği biçimde ön tarafta açıyor, elindeki sopasıyla tek tek anlatıyor. Ayrıntılı olarak hazırlanmış küçük bir kitapçık dağıtıyor. Gezeceğimiz yerlerdeki büyükelçiliklerimizin telefonları, günlük iletişim kurmamıza yarayacak sözlük eklenmiş. Çok ince düşünülmüş. Katılımcıların büyük çoğunluğu Balkan göçmeni. Değişik zamanlarda Türkiye’ye gelmiş, yerleşmiş, çok acılı günler yaşamışlar. Onlar için acılı bir yolculuk, bizim içinse yeni coğrafya…
NAR RESTORAN: Gelibolu-Keşan yolu üzerinde. Benzin istasyonunun yanında. Rehberimiz öve öve bitirememişti. Haklıymış! Ev yemekleri sunuluyor. Tabaklar bol kepçe dolduruluyor. Yöreye özgü “Peynir Helvası”nı özellikle belirtmeliyim. Tadına doyulmaz bir lezzet! Temmuz’da balık zamanıymış. Ağustosun 3. haftasındayız. Geçti zamanı. Ciğerli pilav zamanı daha gelmemiş. Mantı hemen yenmeliymiş. Dolayısıyla bunları tadamadık. Ama olsun varsın! Mutlaka uğrayın, mideniz bayram edecektir! “Tripadvisor”a –gezginlerin çok beğendikleri yerleri puanlayıp tüm dünyayla paylaştıkları bir internet sitesi- yazmak gerek…
İPSALA SINIR KAPISI: İpsala, son ilçemiz. 10 km ötede Yunanistan. Yolu daha yenilenmemiş. Çift yönlü olacak. Sınırın dibindeki ilk ilçede oturmak nasıl bir duygu verir insana? Geceleri uykuları tedirgin midir? Sanırım barışı en çok sınırdaki halk ister… Meriç Nehri üzerindeki köprünün yarısı kırmızı-beyaza, diğer yarısı mavi-beyaza boyanmış. İki ülkenin ulusal renkleri. Hem Mehmetçiklerimizi hem de Palikaryaları selâmlayıp geçtik. Palikarya; yiğit, delikanlı demekmiş Yunanca’da.  Yunan tarafının tuvaletleri berbattı. Suları akmıyor, tuvalet kâğıdı ve sabun  yok! Ama tuvalete kâğıt atmayın uyarıları İngilizce yazılmış. Olmayan kâğıt, akmayan suyuyla tuvalete nasıl atılacak allasen komşi? 90’lı yıllardaki kolera salgını sırasında dezenfekte yapmak için kurulan düzenek hâlâ kaldırılmamıştı.  
GÜNEŞ PANELLERİ: Yol boyunca zeytinlikler ile tütün, pamuk ve mısır ekili tarlalar var. Sık sık da güneş panelleri görüyorum. Yüzleri belli bir açıda göğe dönmüş, enerji üretiyorlar. Hemen yakınındaki elektrik sistemine bir sayaç sonrası bağlanmışlar. Hükümet destekliyormuş. Kurulan şirketler ürettikleri elektriği devlete satıyormuş. Ne güzel! Bu arada İskoçya’nın tüm enerjisini rüzgar ve güneşten karşıladığını da anımsatayım! Yedi iklim dört köşe güneşle yıkanan ülkem niye İskoçya gibi olmasın? Kömür ve doğalgazdan elektrik üreten sermaye alt edilebilir mi? 
YUNANLILARIN SİESTASI, Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri öğleden sonra 15.00-18.00 arasında olurmuş. Uykuya dalarlar, alışveriş dururmuş. 18.00-21.00 arasında da çalışırlarmış. AB, Yunanlıları tembel halk diye suçlamıştır hep. Yunanlı da ben keyfimden de vazgeçmem işimden de deyip en galiz küfürü basarmış! Ekonomisinin % 16’sını sanayi karşılıyor. Fabrikalarda siesta yok tabii ki…
KAVALA KURABİYELERİ: Tereyağlı Kavala kurabiyeleri ağızda dağılıveriyor. Anastasia, uzun boylu ve sarışın bir Kavalalı. Türkçe biliyor. “Anastasiya’nın sevgisiyle yoğurduğu 10 çeşit Meşhur Kavala Kuraviyesi” var. “Kavala’ya uğramasanız da Lovies İoakimidis Kurabiye’ye uğrayın. Tereyağlı, günlük taze, hep taze” temel sloganı. Yalanı yok! Almadan önce tattık. Sonra da hepimiz ikişer-üçer paket aldık. Türkiye’de gelen konuklarımıza dağıtacağız. Esmer kızı Valentina, kasada duruyor. Kara kaş, kara göz döşenmiş… Tavşan kanı çay, ücretsiz sunuluyor. Yandaki fabrikadan mis gibi kurabiye kokusu yayılıyor. Dükkânın camları tur şirketlerinin tanıtıcı çıkartmalarıyla dolmuş. Limanda 2. bir dükkânı daha var. Ticaret; dostluklar kurar, halkları yakınlaştırır! KAVALA, bir liman kenti. Sırtını dağlara yaslamış, önünde yarım ay şeklinde bir limanı var. Sırttaki evler, birbirinin görüntüsünü kesmiyor ve beyaz renkte. Kente Su Kemerlerinin altından geçiyoruz. Saldırılardan korunmak için surlarla çevrilmiş. Sokaklar daracık, taşlık ve hafif yokuş. Yol üzerinde şık, nezih lokanta, restoran, bar, publar var. Sokaklara taşmış masalar. Evler korumaya alınmış. Yanındaki zeytin ağacıyla koyun koyuna yaşayan ev, çok harikaydı! Kavalalı Mehmet Ali Paşa (1769-1849), Mısır valisi, Kavalalılar Hanedanı'nın kurucusu, Mısır ve Sudan'ın ilk hidivi. Osmanlı Devleti'ne karşı isyan çıkardı. Her ne kadar Osmanlılara bağlıymış gibi görünse de, o dönem, Sudan, Mısır, Filistin, Lübnan ve Suriye'nin gerçek hükümdarı olarak kabul edilmiş ve 150 yıl boyunca Kavalalılar Hanedanı tarafından bu topraklar yönetilmiş. Paşa’nın evi, üç katlı ve tepeye konuşlanmış. Önünde heykeli var. Evlenenlerin düğün fotoğrafı çektirdikleri mekân olmuş. Manolya ağaçlarının kokusuyla yarı baygın haldeyiz. Oğlu Kavalalı İbrahim paşa’nın İmareti, lüks butik bir otele dönüştürülmüş. Zenginler kalabilir ancak. Tertemiz limana lüks yatlar demirlemişti. Çay bahçeleri doluydu. Otelimiz ana caddedeydi. Akşam yemeği sonrası kısa bir tur attık. Parklarında gençler cirit atıyordu.

2. GÜN (23 Ağustos) 
ATAMIZIN EVİNDE: Hepimiz müthiş heyecanlıyız… Atamızın evine gideceğiz. Açılmasına 10 dakika kala kapısındayız. Sokağın girişinde bir polis kulübesi ve 2 tane genç polis bekliyor. Demir kapı açılıyor. İçeri alınıyoruz. Teker teker tarayıcıdan geçiyoruz. Burası, aynı zamanda Büyükelçiliğimiz. Yâni; vatan toprağımız. Bahçedeki Atamızın oynadığı ağacın altında soluklanıyoruz. Ahşaptan iki katlı bir ev. Sağdan-soldan kavisli merdivenlerle ilk kata çıkılıyor. Annesi Makbule Hanım ile Atamızın mumyadan heykelleri ayrı odalarda. Dönemin fotoğrafları var. Duygusallığımız en üst düzeyde. Gözyaşını silenler var. Grubumuz; Atamızın değerini, önemini bilen kişilerden oluşmuştu. Rehberimiz eve gelirken Atamızla ilgili küçük anılar paylaşmıştı. ANA CADDEDE BÜFELER: Yunanistan, 2. Dünya Paylaşım Savaşı’nda Nazi Faşizminin işgaline uğradı. Yunanlı yurtseverler, anti-faşistler, komünistler, sosyalistler gerilla savaşına girişti. Pek çoğu şehit ya da gazi oldu. Barış sonrası Yunan Hükümeti; gazilerle, şehit yakınlarına ana caddelerdeki büfelerden bedelsiz olarak veriyor. Sattığı ürünlerden vergi almıyor. Görevini yapıyor. Kutlanası, alkışlanası bir tutum! 
ARİSTOTELES MEYDANI,  Selanik’in ana meydanı. Fransız mimar Ernest Hébrard tarafından 1918'de tasarlanmış. Yapımı 1950'leri bulmuş. Meydanı kuşatan on iki bina aynen korunmuş. Gepgeniş, ortası yemyeşil ve oturma gruplarıyla halkın nefes alıp-verdiği, zaman zaman da siyasal etkinliklerin yapıldığı bir meydanmış. Gece-gündüz dolu olurmuş. Yakındaki durak, partilerin afişleriyle donanmıştı. Cıvıl cıvıl  Pazaryeri’ni dolaştık. Yunanca seslenişler kulağımıza çarpıyordu. Özellikle balıklar tazeydi, etler ucuzdu. Nerdeyse alacaktık! Kaçak sigara satanlar sokağın başını tutmuştu. Çoğu Roman’dı. Karnımızı burada doyurduk. Denizden içerilere meltem rüzgârları geliyordu. Sahil, tıpkı İzmir Kordonboyu. Uzaklarda şimdi müze olarak kullanılan Beyaz Kule görünüyordu. Balkan Savaşları sonucunda şehir Yunanların eline geçtiğinde kule beyaza boyanmış fakat zamanla eski rengini geri kazanmış. O günden sonra “Beyaz Kule“ olarak biliniyormuş. KOMÜNİST NÂZIM: Durakta otobüsümüzü bekliyoruz. Trafik çok yoğun. Gecikiyor. O arada duraktaki bir afiş dikkatimi çekiyor. Yunan Komünist Partisi (KNE) amblemi var üstünde. Türkçe EKMEK yazılı. Biraz daha dikkatlice incelediğimde Nâzım Hikmet adını ve bir tümcesini görüyorum. Rehberimiz imdadımıza yetişiyor. Yunanca’dan çeviriyor. Nazım’ın cümlesi şöyle:”Tarih ileriye giderken, sen de ilerleyesin!” KNE, 42. kez festival düzenliyormuş. EKMEK grubu da sahne alacakmış. Nâzım Hikmet, bir Dünya şairidir… Bu gerçeği bir kez daha gördük, tanığı olduk…Mecitli sınır kapısından MAKEDONYA’ya ayak basıyoruz. 
MANASTIR (BİTOLA): Bizim için değerli bir kentteyiz. Atamızın okuduğu Manastır Askerî İdadî (Lise)’yi geziyoruz. Döneminde yaşanılan bozgunlara daha öğrenciyken tanık olmuş. Yüreğine vatanı kurtarma ateşi bu okulda düşmüş! Gözlerimiz yine yaşardı. Kimileri engel olamıyor yaşların dökülmesine. Rehberimiz öğrenciyken Atamıza aşk mektubu yazan Eleni’den söz etti. Mektubu bir bayan arkadaşımıza okuttu. Eleni’nin evinin önüne götürdü. Atamız; filinta gibi bir askeri öğrenciyken Eleni karşılıksız aşk yaşamış, hep yolunu gözlemiş evinin balkonundan. Atamız da Askeri Lise’nin koridorlarında, sınıflarında hem kendi hem de ülkesinin geleceğini plânlamış… Bu duygularla dolaşıyoruz. Rutkay Aziz’in seslendirmesiyle yaşamı anlatılıyor ekranda. Anı Defteri, izlenimlerle dolmuş. Rehberimize haber verdim. Görevliye anlatamıyor durumu. Çünkü, görevli İngilizce bilmiyor. İlgililere duyurulur…
MANASTIR’IN İSTİKLÂL CADDESİ: İstanbul’daki İstiklâl Caddesi’nin aynısı burada. Yabancı isimli cafeler, barlar, publar sıralanmış… Gençler oturmuş, söyleşiyorlar kızlı-erkekli. Sigaraları Camel. Giyimleri yerinde. En rahat pozlarıyla arz-ı endam ediyorlar cadde boyunca. Bira, expresso içiyorlar. Üç tane kumarhane 24 saat açık. Oynayanın değil, oynatanı kazandığı mekânlar. Rehberimiz Makedonya halkının üçte birinin yoksul olduğunu aktarmıştı. Buradakiler tuzu kuruların çocukları olmalı!? Avro bozduruyoruz. 1 Avro=61.4 Makedon denmarı. 
YÜZDE 20’Yİ BUL, ÖZGÜRLEŞ!: 2001’de Makedonya’nın kuzeyinde Arnavutlar isyan ediyor. Arnavutçayı özgürce konuşabilmek ve anadilinde eğitim alabilmek için. Çatışmalar yaşanıyor. Ölenler, yaralananlar oluyor. Makedonya Devleti; isyanı, önce bir ayrılıkçılık hareketi olarak görüyor. Devreye AB ile BM giriyor. Arabulucu oluyorlar. Ohrid Sözleşmesi imzalanıyor, barış sağlanıyor. Nüfus oranı % 20’yi hangi ulus geçmişse, o yerel yönetim bölgesinde dili özgürleşiyor, eğitim hakkı tanınıyor. Türkler de Çakır bölgesinde eğitim hakkını kazanıyor. Makedonca, Arnavutça ve Türkçe eğitim verilen diller oluyor. 
OHRİD’e akşam varıyoruz…Osmanlı’nın Balkanlar’daki önemli üslerindenmiş. Ohridliler “Tanrı cenneti çamurdan yaparken, bir parça kopup Ohrid’in üzerine düşmüş” diye tanıtırlarmış kentlerini. UNESCO’nun Kültür Mirası Listesi’ndeymiş.  



Bu yazı 67 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



2 + 7 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI