Bugun...
DÖRT GÜNLÜĞÜNE AKDENİZ-2 (Adana, Tarsus, Mersin)


Mutahhar AKSARI ANKARAdan YAZIYOR
muaksari@yahoo.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 29-04-2017 15:56

TARSUS / 3. GÜN
Sabah Adana’ya hiç yakışmayan Öğretmenevi’nden ayrılıyoruz. Trenle Tarsus’a gidiyoruz.Yarım saat uzaklıkta. Sağımız-solumuz yeşillik, bereketli ova. Yeşiller içinde Tarsus Garı’na iniyoruz. Öğretmenevi’ne gidiyoruz. Eşyaları bırakıp hemen sokaklara dönüyoruz. Daracık yolları var. Kent içinde surlar. Altından araçlar geçiyor. Kleopatra Kapısı, Bizans döneminden bu yana dimdik ayakta kalmış. Tarihle bugün iç içe.
Şahmeran buranın efsanesi. Yılanların kralı Şahmeran, Tarsus kralının kızına aşık olur. Güzel prenses hamamda yıkanırken, Şahmeran hamamın üstüne çıkıp kubbe deliğinden gizlice prensesi seyredermiş. Bir keresinde hamamın içine düşmüş ve prensesin korumaları Şahmeran’ın başını keserek öldürmüş. Hamamın duvarları hep kan olmuş. Bugün de kullanılıyormuş Eski Hamam yani Şahmeran Hamamı. Duvarlarındaki kırmızı izlerin Şahmeran’ın kan lekeleri olduğuna inanılırmış. Hemen parkını yapmışlar. Sık sık karşılaşıyoruz Şahmeran’la…
Kaymakamlık binasının yanında “Antik Yol” var. Kentin tam ortasında. 6.5 metre genişliğinde poligonal teknikte –çok sayıda kenar ve köşeli, düzensiz şekilli- yerleştirilen bazalt taşlarıyla oluşturulmuş. Balıksırtı biçiminde yapıldığını kolayca görebiliyorsunuz. Yağmur tutmuyor böylece. Altında kanalizasyon düzeneği varmış. Çevresi çitlerle kapatılmış. Derinden baktığımızda kazının yarım bırak(tır)ıldığını hissettik. “Çukurova Üniversitesi” yazısı neredeyse silinmek üzere olan tabelâ tanığımızdır! Her iki yöne doğru ilerliyor. Kazı sürerse, evler, dükkânlar yıkılacak. Turizm Bürosu’nda tanıtıcı hiçbir yayın yok! Süs için konmuş sanki!
Eshâb-ı Keyf (Yedi Uyuyanlar/Uyurlar) kentin dışındaymış. Zaman kalırsa gideceğiz.
Ulu Cami, Eski Camii özellikli değiller. İlgimizi çekmiyor. Arada bir yerde Bilâl-i Habeşi Mescidi var. Kendisi, Hz. Muhammed’in müezzini. 
Kırkkaşık Bedesteni ile karşılaşıyoruz. Ramazanoğullarından Pirî Paşa’nın oğlu İbrahim Bey 1579’da yaptırmış. Belediye onarmış. 2004’te de Etnografya Müzesi yapılmış. Yüksek kapılı bir yapı. İçerisi serin. Hediyelik eşya satan esnaflar yerini almış. Bir kitapçı önünde duruyoruz. Nedeni, filozofların büstleri sıralanmış duruyor. Tarsus’ta yaşamış her biri. Sahibi Uğur Pişmanlık ile tanışıyoruz. Tarsuslu  bir yazar, aydın kişi. “Gezginlerin Gözüyle Tarsus” kitabını imzalı ediniyoruz. 
Sonra Ermeni mahallesine dalıyoruz. Evlerin kapıları ahşaptan. Demirleri işlemeli ve el yapımı. Kapılar geniş ve yüksek. Mahalle çoğu filme mekân olmuş. Evlerde avlu ve havuz mutlaka varmış. Yoksa bu sıcaklara nasıl dayanılır? Sokak aralarında tarih nefes alıp veriyor. Çoğu evi restore etmişler. Ayağa kaldırmışlar. Seviniyoruz bu değerbilirliğe…
Aziz Paulus Kuyusu’na gidiyoruz. Tarsuslu bir Roma Yurttaşı” olarak doğan Aziz Paulus, Hıristiyanlık’ta İsa’nın 12 havarisinden biri. Aziz Paulus’un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları kuyunun hemen yanında gün ışığına çıkartılmış. Bu da önemini arttırıyor… Bir grup yabancı turist gelmiş. Ziyaret ediyor, kutsuyorlar. Kuyu yaklaşık 38 metre derinliğinde. Suyu yaz-kış hiç eksilmezmiş! Üstünü çok kalın bir camla örtmüşler. Aralarda cafeler açılmış.Gençlerin takıldıkları mekânlar buraları…
Yönümüz Berdan (Kydnos) Çay’ı üzerindeki Tarsus Şelalesi’ne. Şelalenin bulunduğu yerde, Romalılardan kalma yer altı kaya mezarları varmış. Tarsus Çayı’nın yatağının değiştirilmesi sonucu suların 3-5 metre yükseklikteki kaya mezarlar üzerinden aşması sonucu şelale oluşmuş. Su düzeyinin zaman zaman değiştiği anlarda mezarlar görülebiliyormuş. Yakıcı sıcaklarda serin bir sığınak, soluklanacak bir mesire alanı. Merdivenlerle aşağıya iniliyor. Şarıl şarıl buz gibi su akıyor. Koy önüne türbini, elde et elektriğini! Dinleniyoruz tavşan kanı çay ve su sesleri eşliğinde.
Tarsus Müzesi, kentin merkezinde. Ücretsiz. Şaşırıyoruz. Bir yandan da seviniyoruz. Küçük bir müze. Bunca tarihin göbeğinde böyle mi olmalı?
Aziz Paulus Kilisesi, evlerin arasında. Önünde bir turist otobüsü duruyor. İçeriden ayin sesleri geliyor. Bilet alıp, sessizce içeri giriyoruz. Arka sıradan ayini izliyoruz. Hıristiyanlar hacı olmak için gelirlermiş. Avlusunda birkaç tarihi eser var. 
Veee işte ünlü Tarsus Amerikan Koleji. Önündeyiz. Devasa bir okul. Osmanlı döneminde Hıristiyan misyonerler yetiştirmiş. 1888’de 8 öğrenci ile eğitime açılmış. İzin alıp içeri giriyoruz. Çok ileriye gitmemize izin yok! Cıvıl cıvıl çocuk sesleri geliyor kulağımıza. Adana ve Mersin’e öğrenci servisleri var, kapının önünde duruyor. Yatılı. İngilizce anadili gibi öğretiliyormuş. Elit insan yetiştiriyormuş. Vakıf yönetiyormuş. Yüksek duvarların arkası cennet gibi yemyeşil ve güzel. Karşıda yeni bir bölüm yapılıyor.
Tarsus Belediyesi resim galerisini gezdik. Mehmet Bal’ın “Bir Devletin Doğuşu Osman Bey”, “Bir İmparatorluğun Çöküşü 1905-1919”, “Türk Kurtuluş Savaşı ve Devrimler” adlı 3 eserini ve “Modern Mozaik Ustası Hikmet Öz Hayatı ve Eserleri” kitabını armağan ettiler galeriden. Belediye yayınlamış. 
Tarsus’ta toprağı 1 metre evet yanlış yazmadım BİR METRE kazdığınızda tarihi eserler ortaya çıkıyormuş. “8000 Yıllık Bir Dünya Kenti” olmak bu demek! Sırf bu nedenle evler temel kazılmadan yapılıyormuş. Bize kalsa, Tarsus’a yapılaşma yasağı getirilip SİT alanı ilân edilmeli ve didik didik kazılmalı…    

MERSİN / 4. GÜN
Kahvaltı sonrası çıkıyoruz. Hedefimiz Mersin. Geceye kalmayacağız. Trenle yine Tarsus’a döneceğiz. Minibüse bindik. Trafik çok yoğun. Tırlar var hep. Kamyona tek tük geçiyor. İthalat-ihracat limanı Mersin. Yenişehir ilk ilçesi. Köy boşaltmalar sonucu yerinden-yurdundan ettiğimiz Kürt yurttaşlarımız oluşturmuş Yenişehir’i. 
İndik minibüsten. Karşımıza bir park çıktı. Sonra da kilise. İspanyollara ait. Latin kilisesi. Apartmanların arasında sıkışıp kalmış. İçini gezdik. Deniz epey uzakta. 
Buranın meşhur tantunisini yiyeceğiz. Önce ekmek arası, yetmedi ardından dürüm. İki porsiyon götürdük. Sahile iniyoruz. Upuzun bir yürüyüş yolu. İzmir’in Karşıyakası’nı andırıyor. Altı katlı apartmanlar denizin serinliğini engelliyor. İçerilere salmıyor. Yanıyor Mersin sıcaktan. Her dairedeki klimalardan kolayca anlıyoruz durumu. Kıyıda park, kamelyalar ve mermer heykeller. Kimileri kirletilmiş, boyanmış. Serseri mayın örneği dolaşan gençler var kızlı-erkekli. Sevgiliye benzeyeni de var benzemeyeni de… 
Yürümekten yorulduk. Balıkçı teknelerinin durağına gidiyoruz. Kooperatif çay ocağına oturuyoruz. Fildir fildir esiyor. Buluşma, ders çalışma mekânı olmuş. Taze tutulmuş balıklar satılıyor bir yandan. Dakka dayanmıyor bitiveriyor. 
Epeyce dinlendikten sonra eski tarihi bir yapıdaki Mersin Müzesi’ne gidiyoruz. Buluntular bizi Soloi-Pompeipolis örenyerinin olduğu Mezitli Beldesi’ne gidin diyor ama zamanımız kalmadı! 
Ünlü Meyan şerbetinden de içtik. Farklı bir tad! Bura insanının sağlık suyu sanki. Meyan kökleri çuvallar içinde satılıyor. Bekletilip suyu çıkartılırmış. Bir de kabak tatlısı var Mersin’in. Ondan da azıcık da olsun tattık. 18 dakikalık bir ten yolculuğu sonrası Tarsus’tayız. 
Yarın sabah er vakitte Adana’dan uçakla evimize dönüyoruz. Dört günlük kısacık  bir geziden anılarla dolu olarak…



Bu yazı 755 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



8 + 3 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
EFESDOSTTV ARŞİVİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI