Yıllık izindi, yıllık izinde kitap yazmaktı falan derken, gündemde ıskaladığım şeyler oldu...

İzin günlerinde girdiğim havuzdan çıkıp toplumun haber alma hakkına katkı için havuz medyasının karşısına yeniden dikildiğim izin dönüşümde neleri ıskaladığıma şöyle bakarken, gecikmeli olarak okuduğum bir açıklama beni adeta buz gibi bir havuza attı…

Hani Teoman diyordu ya bir şarkısında, “Bir yaz günü, bir yaz günü hiç bu kadar üşüdün mü?” diye. İşte ben de Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz günlerde Oral Çalışlar’a yaptığı açıklamalarda yer alan bir ifadesiyle, şu sıcak günlerde dondum kaldım…

Siyaset akademilerinde, “Bir siyasi parti genel başkanı nasıl konuşmaz” ya da “Nasıl konuşmamalı” diye bir ders okutulsa, o dersi de ben okutsam, Kılıçdaroğlu’nun özellikle seçimden bu tarafa yaptığı açıklamalarını alır işlerdim derslerde…

O derece açıklamalar yapıyor…

Bazen siyasetçilerin konuştukları kadar kime konuştuğu da önemlidir ama ben işin orasına girmeyeyim ve Kılıçdaroğlu’nun söz konusu açıklamalarındaki beni acı acı tebessüm ettiren, “Kararsız muhafazakârlar, ‘Ulusalcılar iktidara gelirse yeniden eski günlere dönebiliriz korkusu’ ile oylarını dönüp tekrar Erdoğan’a verdiler.” demesini şuraya bırakayım…

Bırakayım, çünkü bir gazeteci yazar ve en temelinde hepimiz gibi bu toplumun bir bireyi olarak en nefret ettiğim şey iktidar ya da muhalefet cenahından, genel ya da yerel siyaset ehlinden isimlerin aklımızla dalga geçmesidir!

Bab-ı Ali’nin son efsanelerinden Orhan Can ustanın ifadesiyle, “İnanılır gibi değil” ama bunları söyleyebilmiş Kılıçdaroğlu!

İnanılır gibi değil çünkü İhvancı Davutoğlu’nu, rugan görünümlü takunya çizgisindeki Babacan’ı ve Milli Görüşçü Karamollaoğlu’nu yanına alan, seçimi kazanması halinde yardımcı yaparak onları iktidara ortak edeceğini seçmene deklare eden, bir de bu üç muhafazakâr ismin partilerine milletvekili listesinde yer veren kimdi?

Galiba Erdoğan’dı! Çünkü kararsız muhafazakâr oylar ulusalcılar iktidara gelecek korkusuyla Erdoğan’a kaçmış, öyle diyor ya Kılıçdaroğlu…

Bu üç ismi yanınıza aldığınız halde, siyasi hayatının en zor seçiminde Erdoğan’ı yenememenizin sorumlusu ulusalcılar mı oldu yani?

Enflasyon verilerinin açıklandığı ve iktidarın iletişim ajanslarına tonla para yığsa gündemi değiştirmeyeceği bir günün akşamında ölmüş bir konu olan türbanla siyasi iklimi değiştirdiniz ama seçim yenilgisinin sebebi ulusalcılar öyle mi?

Siyaset bu siyaset!

Birilerinin iktidara gelme ihtimali ya da birilerinin iktidardan düşme ihtimali elbette birilerini kaygılandıracak!

Sosyalist partiler liberalleri, muhafazakâr partileri sendikaları, milliyetçi partiler kozmopolitleri, milliyetsizleri, etnikçileri endişelendirir.

Peki, son seçimde, Cumhur İttifakı’nın bütün ithamlarını seçmen gözünde haklı çıkarırcasına açıkça göz kırpıştığınız HDP’nin yedeği Yeşil Sol Parti kimi endişelendirdi Sayın Kılıçdaroğlu?

Adındaki yeşilden dolayı fosil yakıt sektörünü mü? Hayır! AKP ve MHP’den kopan ve içerisinde muhafazakârların da olduğu seçmenleri!

Çünkü HDP-PKK üzerinden Cumhur İttifakı’nın ürettiği algıların mayasının tutacağı isim sizdiniz! Ve öyle de oldu… Hem de seçim günü değil, adaylığınız ilan edildiği anda öyle oldu…

Bakın bir fotoğraf çekeyim size; Kılıçdaroğlu’nun ilk kez CHP Genel Başkanı seçildiği 2011’de ulusalcı akım sağ mahallede bile yükseliyordu. Aynı süreçte, yükselen ulusalcı akıma misilleme yaparcasına Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ulusalcı rotadan uzaklaşmaya başadı.

Ulusalcılar sindire sindire tasfiye edilirken ve “Herkes için CHP” denilerek Kuvay-i Milliye’nin partisi, foncu ve AB’ci solcuların, Kürdistancıların, soldan çarklı liberallerin, siyasal İslamcıların ve NATO muhiplerinin partisi haline ilmek ilmek işlenerek getirildi…

“Herkes için” denilerek, CHP hiçbir şey partisi yapıldı!

Şu işe bakın ki aynı süreçte, özellikle de 17-25 Aralık ve 15 Temmuz sonrası dönemde Tayyip Erdoğan ulusalcılarından da oy almaya başladı. Erdoğan ulusalcı mı oldu da, muhafazakârlarla birlikte ulusalcılardan da oy alabilir hale geldi? Kimin sayesinde?

O ulusalcılar, bugün İYİ Parti’yi de MHP’yi de ayakta tutan, sıfır imkânla seçime giren Zafer Partisi’ne iki milyonun üzerinden oy aldıran kitledir!

Benim Kılıçdaroğlu’na âcizane ve naçizane tavsiyem; bu kadar çok muhafazakâr kitlenin kaygılarıyla yanıp tutuşuyorsa, gidip muhafazakâr bir partide siyaset yapması ya da bir muhafazakâr parti kurmasıdır. Muhafazakârlar adına siyaset yapması, bir muhafazakâr partide daha anlamlı olacaktır…

Çünkü zombileştirilen CHP Erdoğan’ı iktidarda tutmaktan başka bir işe yaramıyor… Fatih ERGİN / YENİÇAĞGAZETESİ